Silivri'den: İBB duruşmasında terk edilmişlik, unutulmuşluk hissi
Silivri
Ülkenin ve dünyanın gündemi çok yoğun. Bir yeri takip ederken diğer konuları ihmal etmiş pozisyona düşüyor insan. Hakikati okura ulaştırmaya inatla bağlı kalan gazeteciler de bir avuç; herkes bir alana yoğunlaşmış olmasına rağmen birçok atıl, sahipsiz konu da hâlihazırda beklemekte.
Türkiye’nin en önemli konularından biri de şüphesiz ana muhalefet partisi CHP’nin abluka altına alınmış olması ve her gün yeni bir operasyon, yeni bir darbe, yeni bir kayıpla mücadeleye devam ediyor olmaları.
2017 yılında -öncesi de var elbette- adı HDP olan Kürt partisinin başına gelenlerin bir benzeri de şimdi CHP’nin başına gelmekte. Tarihsel gerçeklikler ve her dem Türkiye’nin ‘seçkin sınıfı'nın siyasetçileri olmaları hasebiyle direnme kültürü, devletin karanlık yüzü gibi konulardan muaf ve hatta belki de hep ayrıcalıklı tarafta kalmış koskoca bir yapı olmalarına rağmen, yine de iyi direndiklerini kabul etmek gerekir.
Ancak hem siyaset yapmaya devam edip hem gündemde kalmak, gündem yaratmak, siyaset üretmek hem de içine düşürüldükleri adli girdaplarla mücadele etmek epey zor olsa gerek.
Dünya Orta Doğu konusunda uzmanlaşırken, savaş bizim de başat konularımızdan biri hâline gelmişken mesela CHP o konunun epey uzağında kaldı, belki de aksi bu koşullarda imkânsızdı. Belki de tek şansları olanı korumaktı ve yerlerini koruyabilme noktasına sıkıştırılmışlardı.
Diğer yandan Cumhurbaşkanı adayları Ekrem İmamoğlu ve kendisiyle çalışan onlarca arkadaşı bir aydır Silivri’de her gün duruşmaya çıkıyor; orada da bir başka gündem, gerçeklikler ve siyaset yapma ihtiyacı capcanlı duruyor.
İmamoğlu’nun diploma davasının ilk duruşmasına katıldıktan sonra bir daha yolum Silivri’ye düşememişti. İlk bulduğum fırsatta, yani çarşamba günü, İBB duruşmasını izlemek üzere Silivri’deydim.
Öncelikle söylemek isterim ki, CHP gibi bir ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın yargılandığı davaya göre katılımcı sayısı çok düşük; resmî araçlar ve güvenlik güçlerinin yarattığı hengâmeyi saymazsa, ortam çok tenhaydı. Gazeteciler, izleyiciler ve avukatlar için ayrılan sıraların yarısından çoğu boştu.
Bunların da elbette nedenleri var.
Öncelikle yaratılan “kimseyi almıyorlar” algısı, Silivri’nin uzaklığı ve hem lojistik hem de ekonomik bir zorluk yaratması (gerçi belediyeler araç kaldırıyor), bağımsız gazetecilerin kendi ceplerinden bir Silivri bütçesi yaratmasının zorluğu… Tutuklu sanıkların aileleri açısından yaşadıkları şehirler ve konumlar dolayısıyla her gün orada olmalarının zorlaştırılması...
Evet, bunlar birer sebep ama oranın, o salonun ve çevresinin kalabalık olması, hatta mümkünse her gün kesintisiz çok dolu ve enerjik olması, mücadelenin gücünü hissetmek ve........
