menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öğretmen Bilge Aksu: Nerede yazdığının bir önemi yok ama Kürtler için yazamazsın diyorlar!

22 0
wednesday

Sürekli diyoruz ki barış sürecinde masanın diğer ayağını oluşturan siyaset / devlet adına elle tutulur, somut bir adım atılmıyor olması zaten sürece dair oluşamayan güveni iyice tüketiyor.

Bu argümanı da hep bilinen ve tanınan isimlerin tahliyesi gibi konular üzerinden örnekliyoruz.

Oysa meselenin bir de pek gündemleşmeyen ama sürece rağmen, örgüt feshedilmiş olmasına rağmen, ‘örgüte herhangi bir katkı’ suçlamasıyla ceza almaya devam eden gazeteciler, yazarlar, düşünce insanları ayağı var.

Yani tahliyeyi bırakalım yeni tutuklamalar, yeni suçlamalar da durmuş değil!

Ve elbette bunlar çoğunlukla Kürt medyasında çalışan veya oralara yazılar yazan, Kürt kazanımlarını önceleyen kişilerden oluşuyor.

Açıkçası sürecin gidişatını izlemek adına da bu meseleyi önemli buluyorum; Kürtleri yargıladıkları ifade özgürlüğü davalarında düşen, cezasız kapanan, istinaftan dönen dosyaya pek rastlamıyorum bu aralar.

Öğretmen Bilge Aksu’nun yaşadıklarından da yine aynı merak sonucu haberdar oldum.

Bilge Aksu adlı bir öğretmen “PKK üyeliği” suçlamasıyla azımsanamayacak bir ceza almış, haber gözüme takıldı.

“PKK mı kaldı ki üyeliği hâlâ suç olsun” sorusuyla biraz duraksadım. Açıkçası binlerce insan yasal düzenlemelerle tahliye beklerken, hâlâ devam eden yeni cezalar meselesi hem manidar hem de bize bir şeyler gösteriyor olması açısından önemli.

Örgüt üyelerinin Kandil’den gelip hayata karışabileceklerinden, siyaset yapabileceklerden söz edilirken bu kararlar oldukça çelişkili. O manada da önemsiyorum dediğim gibi.

Neyse Aksu dosyasının peşine de bu saiklerle düştüm.

Özgür Politika ve Bianet’te yapılmış iki habere denk geldim.

Alternatif medyadan okuduğum haberlerden öğrendiklerim, ilkinden çok daha farklıydı, şaşırmadık!

Bilge Aksu, müstear adla yazı yazan bir edebiyat öğretmeni.

Birçok yere yazı yazdığı gibi aynı zamanda Kürt medyasına -Politik Art, Özgür Politika- edebiyat alanında yazılar yazıyor. Ve burada yayımlanan yazıları, bu yazıların karşılığı olarak aldığı ücretleri nedeniyle “üyelik” iddiasıyla yargılanıyor ve 6 yıl 3 ay hapse mahkûm ediliyor.

Bu karar kesinleşirse ve mahkeme o yönde karar kullanırsa Aksu işsiz kalabilir, meslekten men edilebilir.

Aksu, çevresel olarak da ‘Kürt meselesi’nin etkilerini yaşamak durumunda kalmış biri.

Bianet’ten Hikmet Adal’ın haberi bu manada da dikkatimi çekti. Aksu orada, “Bu yargılama sadece hukuki bağlamda değil, özel ilişkilerimi de baltalıyor. Ailem ve çevresi Kürt coğrafyasına ve gerçekliğine uzak insanlar. Bu sebeple çevremden duygusal destek de alamıyorum” diyor.

Belki de Türk olup Kürtlere yakın durmanın ne demek olduğunu iyi bildiğimden, okuduklarımla yetinmeyip kendisiyle de konuşmak istedim.

39 yaşında ve 12 yıllık edebiyat öğretmeni olduğunu, ilk görev yerinin de Hakkâri olduğunu, mesleğe İstanbul’da devam ettiğini öğrendim.

Elbette hemen aklıma Kürt meselesiyle orada tanıştığı ihtimali geldi ama öyle değilmiş; öğrencilik yıllarında Edebiyat Fakültesi’nde tanıştığı Kürt arkadaşlarından bahsediyor.

Bu kararı, dosyayı ve mesleğine etkilerinin ne olacağını soruyorum; öğretmenliğe devam edebilecek mi mesela?

“Geçen yılki gözaltı ve tutuklanma sürecimde 8 ay boyunca açığa alınmıştım, Temmuz 2025’te tahliye edilince mesleğe de geri döndürülmüştüm. Şimdi ne olacağını bilmiyorum. Açığa alınma işlemi normalde ‘görevi başında bulunmanın sakıncalı olduğu’ durumlarda uygulanıyor. Yani görevi kötüye kullansaydım, rüşvet alsaydım ya da bir istismarla suçlansaydım açığa alınmam gerekli olacaktı. Şimdi ortada bir ‘örgüt kartı’ var. Burada nasıl isterlerse öyle bir karar vereceklerdir. Burada yaşadığım minik bir ironi de var. Okul müdürüm tam da bu yargılamanın konusu olduğu üzere, benim dergicilik-editörlük işlerinden anladığımı düşünerek bir dergi çıkarıp yönetmemi önermişti aynı dönem. Devletin bir kurumu bunu talep ederken diğeri 6 yıl ceza vermiş oldu…”

Neyle suçlanıyorsunuz, diyorum…

“Ben, gazeteci arkadaşlarımla etkileşimlerim ve yazmakta olduğum mecralardan aldığım telif ücreti gerekçe gösterilerek PKK ile bağlantılı olduğum iddiasıyla yargılandım. Üyelikten de ceza aldım.”

Peki öğretmenlik, ne olacak bu kararla?

“Eğer aksi bir tasarrufta bulunmazlarsa ben kendi işimi en iyi bildiğim şekilde yapmaya devam edeceğim. Mahkemeye de sunduk; geçmişte 3 başarı belgesi, 2 Türkiye finali görmüşüm yarışmalarda.

4 bin kitaplık kütüphane kurup devlete teslim etmişim. Kostüm tasarlattığım öğrencilerim Mimar Sinan’a girmiş, tiyatroya aldıklarım bugün oyuncu olmuş. Bu tarz çalışmalarım yıllardır devam ediyor ve edecektir de elbette…”

İnsan hikâyenin içine girdikçe mesele haber olmaktan çıkar. Bakın burada da önce ben artık meselenin sadece bir okuru olmaktan çıktım, şimdi de sırayı, yazarak size geçiriyorum.

Aslında bu manada barış gazeteciliğinin de ne anlama geldiğini bir kere daha vurgulamak istiyor insan. Yaşananları bilmeden, kişilere dokunmadan hadiseleri anlamak bile güç.

Örgüt üyeliği iddiasını içeren bir haberi konuştukça, sordukça bakın nerelere geldi konu!

Bu kararı nasıl yorumladığını, şaşırıp şaşırmadığını merak ediyorum; zira barış sürecindeyiz ya!

“Son 1,5 yılda kimi davaları ekstra dikkatle takip ettim hâliyle. 2024’ün son aylarından 2025 Şubat sonuna kadar sayısız operasyon, gözaltı ve tutuklama yapıldı. Bir yandan demokratikleşme konuşmaları yapılırken bunun gibi bazı davalarda eski anlayış sürdürüldü. Buna dikkat çekmeyi de önemli görüyorum; kimseden bir lütuf beklemiyorum. Olması gerektiği üzere böyle tuhaf yargılamalarla insanlar esir alınmamalıdır diyorum.”

Telif işini soruyorum; ne demek telifli yazarlık, ben elbette biliyorum ama size kendisi anlatsın istiyorum. Bir yazarın telif almasından yaratılmak istenen algının ne olduğunu:

“15 yıldır kültür sanat alanındayım. Çoğunlukla da izleyici-okuyucu rolündeyim. Zaman zaman kendi gözlemlerimi, çıkarımlarımı ya da eleştirilerimi yazarım. Bunu belirli bir mecra için değil, yayın politikası buna uygun olan her yerde yaparım. Yazmak üstün bir beceri değildir ama bir emek işidir. Bunun maddi ve manevi karşılığını almayı herkes ister. Fakat belli ki güvenlik politikalarında buna yer yok. Bana kısaca ‘Nerede ne yazdığınla ilgilenmiyoruz ama Kürtler, yurtseverler, devrimciler için yazamazsın’ deniyor. Bu ifade hürriyetinin ötesinde, yeni bir sansür yorumu elbette.”

Bianet’in haberiyle dikkatimi çeken aile ve çevresel faktörlerini soruyorum:

“Ailem geleneksel Türk-Sünni ailesi. Toroslar’da yıllarca yaylak-kışlak yaşayıp gitmişler. Ekin ekmişler çürümüş, koyun bakmışlar telef olmuş. Hayatlarında bir Kürt’le dahi tanışmamışlar. Onlara birileri yanlış bilgi vermiş. ‘Kürtleri sevmeyin’ demişler ama birbirlerine ne kadar benzediklerini de gizlemişler. Hakkâri’nin Berçelan Yaylası’yla Antalya’nın Gömbe Yaylası’ndaki insanların aynı derdi taşıdığını, aynı buğdayı dövdüğünü, aynı yünü eğirdiğini söylememişler. İşte biz bu insanları birbiriyle tanıştıracağız. Öyle hemen güllük gülistanlık olmayacak ortalık; iki komşu köyün bile çekişmeli olduğu bu coğrafyada elbette her şeyi kolayca halledemeyeceğiz. Ama egemenlerin elinden ‘öcülerini’ de almaya çalışacağız.”

Bu arada ne üzerine yazdığını merak ediyorum, örneklendirmesini rica ediyorum; bana geçen ay avukat arkadaşıyla beraber T24’te yayımlanan bir yazı yazdığından bahsediyor.

Şaşırıyorum, hiç dikkat etmemişim diyorum.

Girip buluyorum o yazıyı.

TV dizilerindeki şiddet anlatısının özellikle Kürt karakterlerde yoğunlaşmasına dair bir yazı. “Temsil rejiminde ‘maraba’yla barış mümkün mü?” başlığıyla yayımlanmış yazıyı sizin de okumanızı öneririm. Hele dizilerin toplumu, özellikle de gençleri şiddete yönlendirme ihtimalinin fazlasıyla konuşulduğu bu günlerde…

İşte böyle…

“PKK üyesi” haberi ile başladığımız yol, bizi öğretmen ve entelektüel bir genç adama kadar getirdi.

Sürecin devlet tarafından nasıl ele alınmaya devam ettiğinin bir fotoğrafını çekmiş olduk, nasıl bir barışın eşiğindeyiz ki bu genç adam bu yüksek cezayı üstelik böyle dayanaksız şekilde almış, bunu düşünmek, tartışmak önemli. Zira süreç ilerlesin diye bekliyoruz ama onun yerine dosyalar ilerliyor gibi görünüyor, manidar!

Diğer yandan insana temas etmenin, bilmenin öğretilmek istenenlerden ve propagandadan ne kadar uzak bir gerçekliğe taşıyabildiğini bir kere daha görmüş olduk!


© T24