Öcalan’ın statüsünü tartışmaya açmak için önce tecridi kaldırmak gerekmez mi? |
Abdullah Öcalan’a ilişkin meşru bir tartışmayı devletten bağımsız başlattığınızda -ki bazen bazımız buna yelteniyor- toplumun değişik katmanlarından büyük tepki alırsınız. Hatta gerilen meslektaşların, ifade özgürlüğünün bittiği yer olarak Öcalan’ı konumlandıran ‘düşünce insanları’ gibi gülünç yansımaları da ileride lazım olur, unutmamalı diye not alırsınız!
Ama temel sorun bellidir; bizlerin bu konuya meşruiyet veya statü gibi bir yerden bakması direkt ‘aklama’, ‘sempatizan’ veya ‘propagandist’ olma damgasını da yanında getirir. Bu damgayı da devletten önce meslektaşlar vurur.
Fakat geçmiş deneyimler hâlâ taze. Kürt meselesi bu ritimle gündemde kalmayı sürdürürse, bizleri keyifle hedefe koyanlar bizlerle kol kola olmak da isteyeceklerdir pek yakında!
Ama tehlike hâlâ taze. Sonuçta Türkiye’de mevzu bir barış süreciyse, mevzu Kürt meselesiyle beş dakikada değişebilir bütün işler maalesef, onun da fazlasıyla bilincindeyiz. Fakat devlet adına biri çıkıp “Abdullah Öcalan’ın statü meselesi diye bir mesele vardır ve bu tartışılmalıdır” diyorsa, bu fırsatı es geçmek yıllardır kurduğumuz sözleri de sahipsiz bırakmak olacaktır. Aynı zamanda ‘suç unsuru’ sayılmayacak bir “Öcalan’ın iletişim sınırlarını kaldırmanın zamanı geldi” yazısı yazmak için de biçilmiş bir kaftandır önümüze serilen.
Bakınız, Türkiye’nin Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesi projesinden muaf kalamayacağını bugün değil, yıllardır söylüyoruz. “Öcalan’ın statüsü demek Kürt’ün statüsü demektir”i de bugün değil, yıllardır söylüyoruz.
Bunları söylemenin bedeli de en iyi koşullarda medya kliklerinin, köşe başlarını tutan medya çetelerinin ‘dışlanacaklar listesi’nde yer almak, sistemden, çoğunluktan, ana akımdan kovulmak, mesleğinizden para kazanmayı imkânsızlaştırarak tüm kapıların yüzünüze kapanmasıdır. Bunun en canlı........