menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her şeyden önce Kürtlerle yüzleşelim ve özeleştirimizi verelim!

53 0
03.04.2026

Newroz kutlamaları vesilesiyle çıktığım yollardan yazmadığım tek bir yazı kaldı, onu da şimdi yazıyorum.

Yazıları takip edenler hatırlayacak; Diyarbakır’a gidişlerimde ‘Sur’ bölgesine hiç yaklaşmamış, gidip görmemiş, bunu bilinçli olarak yapmış, bu yüzleşmeden kaçınmıştım. Yüzleşme dememin elbette sebepleri var; çekinmeden de benzeri özeleştirilerimi her defasında yazıyorum.

Biz batıdaki gazeteciler -istisnalar dışında- o süreçle ilgili -özyönetim süreci- samimi ve sağlam bir özeleştiri vermemiz gereken, gözle görünür bir sessizliğe gömüldük. Muhakkak birkaç yazı yazdık, evet itiraz da ettik ama yaşanan büyük ihlalleri, acıları, yıkımları hakkıyla görmedik. Çoğumuz orada yaşananları kendi meselemiz gibi sahiplenmedik. Kalkıp gitmedik bir defa! Gidip görmedik, dayanışma sergilemedik!

Hak da yememek lazım, batılı Türk ve sol, sosyalist, sosyal demokrat olarak tanımlayabileceğimiz insanların, küçük grupların dayanışma adına gittiğini hatırlıyorum. Kimse yokken, ortalık ateş yeriyken el uzatmak kıymetlidir.

Hani yerli yersiz hep “Kürtler neredeydi?” deniyor. Fakat biz batıdakilerin çoğu, Kürtler büyük acılar çekerken orada değildik gerçekten; birçok acılarında da pek ortalıkta olmadığımız gibi! Elbette orada olmak, o acılara tanıklık etmenin, yaşananlara hakkıyla “dur” demenin bedeli de ağır olacaktı; buna gönüllü olmak da zor, biliyorum. Ancak Kürt meselesinin iyi gününde ekmeğini yiyip kötü gününde ortadan kaybolup tüm faturayı Kürtlerin tek başına omuzuna yüklemek de ne kadar etik, ne kadar dostça ve aydın tavrına yaraşır bir davranış, bilemiyorum.

Gözlerimizi kapatmak, o süreçleri güvenle evimizde atlatmış olmak içinde bulunduğumuz kayıtsızlığı hiç olmamış kılabilir mi mesela?

Bunları açıkça konuşmak lazım; zira bir barıştan söz ediyoruz ama Kürtlerin Türklerle duygusal açıdan barışması çok da kolay olmayacak gibi düşünüyorum. Sebeplerinin en başında da, birçok zor dönemde -istisnalar dışında- yalnız bırakılmışlık gerçeği geliyor.

Bu ‘kardeşlik’ söylemine aşırı kızmalarını, kabul etmemelerini ve tepkilerini de anlıyorum. “Madem kardeşiz, biz her acı çektiğimizde siz pozisyonu ya karşı taraftan yana alıyor, bizi acıtanı haklı sayıyor ya da sessizce bir kenarda gizleniyorsunuz” diyorlar. (Bir benzerini daha çok yeni Rojava sürecinde de yaşadık).

Tanım kardeşlikse egoist, ben merkezci, kendini üstün sayan ve kendi pozisyonunu  öncelemek adına kötücüllüğü tercih edebilen bir kardeşten fazlasından söz etmek de pek mümkün........

© T24