Hazır hâlâ yapabiliyorken İran savaşına karşı duruşumuzu net ortaya koyalım!

Dünyanın “İki haftada yıkılır” yorumları yaptığı İran’ın o kadar da kolay lokma olmayacağı biliniyordu aslında. Çok da hedeflenmeyen bir ‘uzunluk’ yeni görülmedi ama savaş seyircisini, tarafları kızıştırma siyaseti ve dünyayı taraf tutmaya itme stratejileri olarak sanki bir zorlanma dönemi yaşanıyor ve meseleye dahil olması gereken yeni aktörlere ihtiyaç duyuluyor!

Şimdilerde süre tahminleri, kimin kazanıp kazanamayacağı, Hürmüz Boğazı’nın savaşın yıkımına eklediği ekonomik darbenin kırdığı belleri, İran’ın savaşın zarar çeperini bölge ülkelerine dönük genişletme stratejisinin etkileri konuşuluyor.

Oysa aslında bunların hepsinden daha yüksek sesle konuşulması gereken şey, savaşın derhal bitmesi gerektiği olmalı. Zira ben bu hikâyeye hiçbir açıdan artık bedel kazandırmamak gerektiğini düşünenlerdenim. Savaş stratejileri konuşmanın tarafların istediği bir ortam olduğu görüşündeyim.

İki sapkın delinin -ki “deli” tanımı naif mi, sevimli mi kalıyor ya da taraflara anlaşılır bir gerekçe mi sunuyor gibi şüphelerim de yok değil ama hakkını veren başka bir tanım da bulamıyorum- “dünyada olmaz” denen ne varsa oldurmak istemeleri… Bu “olmaz”ların olmasının yolunun soykırımdan, cinayetten, savaştan, yok oluştan, ele geçirmekten, üzerine çökmekten, nefesini kesmekten geçtiği bir düzlemde savaşın kazananının kim olacağının merakla ve hararetle, adeta bir maçtan söz eder gibi ele........

© T24