menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Agos’un 30. yaş gününden: Hrant Dink’in acısıyla Agos’ta buluşmanın umudu

16 0
08.04.2026

Geçen hafta sonu haftalık Agos gazetesinin 30. yaş gününü kutlamak için yeni binasına doğru yürürken, 19 yıl önce o gün işten eve yürüdüğüm anları hatırladım.
- O zaman Vatan gazetesinde çalışıyorum - Teşvikiye sapağında önümde yürüyen bir adamın, titreyerek eline aldığı telefona “Hrant’ı vurmuşlar abi, vurmuşlar Hrant’ı” diye haykırışı ve o anın hayatımda kapladığı yeri düşündüm.
O an gözlerim dolmuş, vücudum kaskatı kesilmişti.
Önümdeki adam gözyaşlarını gizlemeden, avazı çıktığınca aynı sözleri tekrarlamaya devam ederek hızla gözden kaybolmuştu.
Tüm sokak o adamın arkasından bakıyordu.

19 Ocak 2007 Cuma günü.
Aslında kısacık olan o yolu çok uzun yürümüştüm. Evde kendime gelip hızla Hrant Dink’in vurulduğu yere, yani Agos’un önüne - o zaman Osmanbey’de Sebat Apartmanı’ndaydı Agos- gittiğimi; kalabalığın çoktan toplanmaya başladığını, herkesin ağladığını, ailesi ve dostlarının binada toplandığını, hava kararınca herkesin elinde birer mum belirdiğini, çiseleyen yağmurdan elindeki mumunu şemsiyeyle koruyan kalabalıkları, buz gibi havada üşümeyen o yüzlerin hissedilen acıyla birbirini selamladığını hatırlıyorum… Evet, o anları dün gibi hatırlıyorum.

Belki kendi hayatımdan keskin anları, kişisel kayıplarımdan çoğunu bu kadar net hatırlamıyor olabilirim. Çünkü o an, o vurulma, o cinayet ve beraberinde yaşanan her şey beni ben, bizi biz, sizi siz yapan o ortak yıkım anlarından biriydi. Türkiyeli olmayı sarsılarak idrak ettiğimiz o çok travmatik, bizi acılarda birleştiren ortak anlardan sadece biri.
Hrant Dink’in ifadesiyle, “bir güvercin tedirginliğinde” yaşamanın ne demek olduğunu o anda hepimiz çok iyi biliyorduk.

Peki kimdi bu “hepimiz?”
Türkiye’nin çoğunluğu değildi elbette.
Ama aydınlık bir ülke, eşitlik ve adalet isteyen ‘kalabalık bir azınlık’ işte.
Artık belki de çok sık ve bir arada göremediğimiz bir kalabalık…
Geçen hafta Agos’tan içeriye adımımı attığımda yüzüm belki de bundan dolayı aydınlandı.
Bir kalabalık düşünün, içinde ırkçısı, milliyetçisi olmasın…
Bir kalabalık düşünün, barışı ve bir aradalığı kutsasın.
Tanımadıklarınla bile tanış hissettiğin, herkesin birbirine gülümsediği bir azınlık.
Birbirini yaralarından tanıyan, o yaralardan sızanla hayata bakan, ülkeyi o yaralardan da okuyan bir azınlık.

Kürdü, Türkü, Ermenisi, sosyalisti, liberali bir arada; aslında adıyla ve varlığıyla bir acıyı hatırlatan ama tüm zorluklara rağmen Türkiye’de 30 yıldır ayakta kalan bir Ermeni gazetesinin doğum gününü kutlamak için buluşulmuş.
Ülkenin karanlık kalabalığından uzak, düşmanca bakışların, varlığından, kimliğinden, cinsiyetinden, düşüncelerinden, inançlarından rahatsız kimsenin etrafta olmadığı apaydınlık birkaç saat geçirdik.
Rakel Dink konuşurken gözyaşlarını gizlemeye çalışan, o günü koyu bir yas ortamından çok, hak edilmiş, zorluklarla dolu bir başarının kutlaması olarak yaşatmak ve yaşamak isteyen bir azınlık…
Bir cinayetin, bir haksızlığın, adaletsizliğin, ırkçı nefretin anıtındaydık belki, evet ama Agos’tan çıkarken kendimizi biraz daha umutlu, kalabalık ve yüreklenmiş hissediyorduk hepimiz.

Sonra Murat Sabuncu’nun Hrant Dink’in oğlu Arat Dink’le yaptığı ve dün T24’te yayımlanan röportajına denk geldim.
Babası öldürülmüş ve adaletin tecelli etmediği, ettirilmediği dava dosyasıyla acısı katmerlenmiş bir insan; tıpkı onlarca, yüzlerce benzeri gibi… Ülkeye güvensiz, sisteme güvensiz, üstelik Türkiye’de bir azınlık mensubu olarak muhakkak bir güvercin tedirginliğinde olmalı…
Babasını öldüren sistemle her gün burun buruna, her gün şu artmakta olan lanet ırkçılıkla yüz yüze yaşamakta…
Babası için yaşarken duyduğu endişeyi anlatışında, “Keşke burada kalmasaydık” pişmanlığında, babasının öldürülmesinden sonra belki de çok daha geriye savruluşumuzu acıyla izlemekte aslında o kadar ortağız ki.
Sanki kendi hikâyesini, kendi acısını anlatmıyor; sanki senin, benim, hepimizin yaşadığı ortak bir hâlden söz ediyor röportajda.
İnsan ister istemez, cinayeti lanetlerken onca insan boşuna “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” diye bağırmamışız, diye düşünüyor. Bu sadece bir slogan değilmiş, diye düşünürken buluyor kendini. Daha önce üzerine hiç düşünmemişim bu sloganı aslında, onu fark ettim.
Orada, o caddede aslında hepimiz Hrant Dink’le kaybettiğimiz bir yanımızın acısını çekmişiz; belki fark etmişiz, belki etmemişiz…
Ailesi ve yakınları Hrant Dink’i kaybetmiş, biz varlığımıza, düşüncemize tahammülü kaybetmişiz.
Kayıplarımız da ortaklaşmış, acılarımız da.
Ben bu mahallede can çekişmişim, o kendi mahallesinde, sen ise belki de ülkenin bambaşka bir yerinde.
Ama işte biz, yani bu ülkenin azınlık olan aydınlık kalabalığı, birbirimizden de ayrı düşmüş, savrulmuşuz.
Oysa yan yanayken her şey çok daha güzel ve umut dolu; hepimizin yüzü acılarımıza, kayıplarımıza rağmen gülüyor.
Bu vesileyle bir kere daha kendini hatırlatıyor o sesleniş: Ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Hatırlasak da artık başaramıyoruz, bir araya gelemiyoruz.
Kimse kimsenin mücadelesiyle dayanışmıyor; iyice ayrıldı, iyice dağıldı bu aydınlık azınlık.
İşte böyle düşüncelerle iç içe geçmiş bir ruh hâliyle bitiriyorum bu yazıyı.
Elbette ki Agos’un 30. yaşını dayanışma ve bir aradalık duygularıyla kutluyorum!
Agos’a sahip çıkın; Agos’a ve nice zorlukla ses vermeyi sürdürenlere birlikte sahip çıkalım!


© T24