menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Çocukları öldüren çocuklar’ politik bir meseledir

18 0
17.04.2026

Şimdi herkes çocuk/genç şiddetini konuşuyor. İnanın biraz daha konuşur, bir sonraki olaya kadar da unuturlar… Olan ölene, öldürene olduğuyla kalır…

Türkiye böyle bir ülkedir.

“Barış” ısrarını küçümseyen, fazla okuyana “entel dantel” diye isim takan, savaşı, şiddeti, mafyayı, asit kuyularını yücelten, ırkçılığın karşısında olana ‘tuhaf’ muamelesi yapan bir toplumu dönüştürmeye kimsenin niyeti de yoktur aslında. Çünkü işin en zor kısmı dönüştürmektir ve toplumun her bireyinin bu işte bir miktar sorumluluğu vardır.

Toplumun nasıl çürüdüğü, nasıl bu hâle nasıl gelindiği konusunda ahkâm keser, sonra da

“Ben kimim ki, en nihayetinde tek başıma bir insan olarak neyi dönüştürebilirim ki” der, işin içinden çıkarlar.

Oysa insanın en büyük devrimi, kendini dönüştürmesiyle gerçekleşir.

Her birimiz fazlaca defoluyuz, insan böyle, yapacak bir şey yok. Ancak kurtulduğumuz her bir defo ile aslında tüm hayatın amacı da olan o insan olma hâline biraz daha yaklaşırız.

Kendini dönüştürebilen insan, dönüştüğü yerden değdiği insanları da dönüştürmeye güdümlenir, en azından ilham verir. Bu manada ilerleme kaydetmeyen her birey de bu çürümede sorumluluk taşır aslında.

Bakınız, yıllardır bıkmadan usanmadan söylüyoruz; Türkiye çocuğuna ve gencine haksızlık yapan bir ülke. “Hangimize değil” diyeceksiniz, haklısınız da. Fakat bir dönüşüm beklentimiz varsa, iyiye doğru bir ilerleme istiyorsak çocukluğu ve gençliği sağlıklı yetiştirme meselesine kafayı fazlasıyla takmalıyız. Birincil hayat meselemiz sağlıklı nesillerin yetişmesi olmalı, yoksa inanın bu bataklıktan başka çıkış yolu yok!

Çocukların ve gençlerin sakatlanmadan büyümesinden tutun da sağlıklı gıdaya erişim, fırsat eşitliği, kendilerini donatacak eğitim,  ev içinde maruz kaldıkları etkenlere kadar “çocukların güvenliği ve geleceği” meselesini ciddi bir şekilde gündemimize almalıyız. Bu konuda daha fazla çalışmalı, yazmalı, konuşmalıyız.

Elbette her şeyden önce bilinçli yetişkinlerin ebeveynliğini hedeflemeliyiz. Bu da evet, çocukluğu ilk adımlarında kurtaracak; bilinçli, sağlıklı ana babalar, seven, sayan, anlayan insanlara maruz bırakılan çocuklar yaratacaktır şüphesiz.

Fakat iş orada bitmiyor! Okul hayatı ile çocuk toplumla tanışıyor.

Yani çocuğu toplumdan farklı düşünmek beyhude bir çaba olacaktır.

Ana okulu ve ilkokulla beraber toplumda inşa edilmiş olan cinsiyet eşitsizliği, ırkçılık, dinî hurafeler, şiddet içerikli duyguların onaylanması, yüceltilen erkekliğe dair birtakım konular hayatınıza girer.

Bunlarla ebeveyn olarak ancak belli bir yaşa kadar bireysel olarak mücadele edebilirsiniz.

Çünkü çocuğun yaşı büyüdükçe bundan sonraki şekillenmesinde ve davranışlarında ailenin sözünün, duruşunun önemi azalır -en azından- yetişkinliğe kadar. İşte o arada da gençlik hâli devreye girer; insan olmanın en uçlardaki, en uçuşan hâli.

Hem hormonlar devrededir hem de henüz biri olamamışlık ve o hepimizin geçtiği kim olduğunu arayış hâli.

Orada da o genci yönlendirecek tek etkili şekillendirici gerçek vardır; o da toplumun yetiştirdiği diğer gençlerdir.

Toplumun yetiştirdiği gençler birbirini yeniden şekillendirir.

Ve ortaya bir nesil çıkar.

O nesli oluşturan, içine doğduğu, büyüdüğü ülkenin tüm gerçekleridir.

Bir nesli, nesilleri inşa eden o ülkenin / o toplumun siyasetidir; kültürdür, sanattır, sosyal alışkanlıklar, sosyal iletişim hâlleridir. Ülkenin her şeyi, gündemi de dahil, o neslin şekillenmesinde temel rol oynamaktadır aslında.

Siyaset insanları, dolayısıyla çocukları da, yani nesilleri de öyle şekillendirir aslında.

Şu anda gündemimizde taze acılar var, evet; ama konu tek bir ailenin, tek bir çocuğun suçlu olması, şeytan ilan edilmesi konusu değil, toplumun nerede olduğu konusudur aslında.

Toplumun normlarının belirlenişi ile çocuğa ve gence önem verilmeyişi birbirine karışır burada.

Belki de bu çağı tanımlayacak en doğru olgulardan biri de duyulmamak, görülmemektir.

Bunu da elbette devlet, devleti biçimlendiren geniş anlamda siyaset belirler.

Devlet, yaptırım ve yatırımlarıyla, uygulamalarıyla gençleri hiçleştirebilir, görünmez ve önemsenmez kılabilir.

Barışı önceleyen çocuklar yetiştirmeliyiz, dediğimizde hafife alınan barış olgusu, aslında sınıftaki zorbalığı da kapsar, yaşıtını öldürmeyi de, suça sürüklenmeyi de!

Barışı, şiddetsizliği önceleyen çocuklar yetiştirmek o yüzden de hayati bir önem taşır.

Bizler, yani sahalarda çalışmalar yapan gazeteciler, aslında biliyoruz ki bu yanardağın patlamak üzere olan hâli.

Maalesef daha çok uzun süreler gençleri karanlık konular içinde konuşmaya devam edeceğiz.

Ektiğimiz tohumlar daha yeni filizleniyor, baş vermeye başlıyor; sonuçta ne ektiysek onu biçeceğiz bir yerde…

“Değer” duygusundan uzak yetiştirdiğiniz çocukları, birbirine düşman ettiğiniz insanları şiddete özendirerek, ayrımcılığı fitilleyerek, eğitimi, kültürü, sanatı önemsizleştirerek kafalarını karıştırdığınız çocuklarla; üzerine bir de parası olanla olmayan arasındaki ekonomik uçurumları, fırsat eşitsizliğini dikkate aldığınızda karşılaşacağınız şey; ektiğiniz rüzgârın fırtınası oluyor işte. Bu yakıcı tablonun nasıl işlediğini, ektiğiniz bu tohumlara bakarak görebilirsiniz.

Geleceksiz ve beklentisiz, öfkeli, hak ettiğini düşündüğü imkânlara ulaşamamış çocuklar, gençler ülkesinde yaşıyoruz; bununla yüzleşelim.

Darbe yönetimleriyle de güçlenen “siyasal bilinci olan gençlerden korkan” bir yönetim anlayışı -ve bunu destekleyen aile yapısı- elindeki tüm enstrümanları kullanarak yanlış ‘değerleri’ yükseltti ve sakatlanmış bir nesil yarattı demek çok da yanlış olmayacaktır…

Özetle; çocuklar birbirini, öğretmenlerini öldürüyorsa bu elbette politiktir.

Çocuklar kolay para uğruna mafyaya, bedeni teşhire yelteniyorsa, bu politiktir.

Çocuklar MESEM gibi yapılarda köleleştiriliyorsa, aileler de buna “eve ekmek getiriyor” diye bakabiliyorsa, bu politiktir.

Uyuşturucu meselesi çoluğun çocuğun hayatında bu kadar yaygınsa, bu da politiktir.

Aile tek başına yetersizdir; bu bir sistem sorunudur ve adını da doğru koymayı gerektirir.

Maalesef uzun vadede bunu çözmeyi kafaya koyan bir manzara, siyaset, yatırım da görülmemektedir.


© T24