Polis okullarında ders olması gereken bir soruşturma |
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, çok önemli bir iddianameye son noktayı koyup dava açılması amacıyla geçen hafta mahkemeye gönderdi.
Başkentin adliyesinde her gün onlarca, yüzlerce iddianame hazırlanıyor elbette.
Ancak, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in koltuğa oturmasıyla başlayan tayinler ve atamalar fırtınası içinde hazırlanan iddianamenin önemi, içinde mafya - siyaset – devlet – bürokrasi – yargı – emniyet hattından kimi isimleri barındırması.
İddianamenin hazırlanması aşamasında başkent kulisleri epeyce hareketliydi.
Zira iddianameye esas olan adli soruşturmanın başlamasının asıl sebebi, bir avukat ofisinin kapısına bırakılan cep telefonu ve bir not ile cep telefonundaki kayıtlar üzerinden elde edilen verilerdi.
Söz konusu cep telefonunun savcılığa iletilmesiyle birlikte başlatılan adli soruşturma sırasında gün yüzüne çıkan “kritik” derecedeki bilgiler, Ankara kulislerinin fazlaca hareketlenmesine neden oldu kaçınılmaz biçimde.
Cep telefonundan çıkan verilerin raporlaştırılmasıyla gündeme gelen isimler, anlık pozisyon ve konum değişiminin baş rolündeydi.
Siyaset ve bürokrasinin parlattığı çete lideri
Güncele geçmeden önce on yıl öncesine dönelim ve basit bilgi tazelemesi yapalım.
Tarih: 15 Temmuz 2016. Yer: Ankara’nın Oran semtindeki TRT Genel Müdürlüğü bahçesi.
Başarısız darbe girişiminin yaşandığı saatlerde TRT Genel Müdürlüğü yerleşkesine ellerinde kaleşnikof silahlarla gelen bir grup, daha sonra FETÖ olarak tanımlanan yapıyla bağlantılı TSK personelini etkisiz hale getirmek için bahçede konuşlandı.
Sonradan anlaşıldı ki, Ayhan Bora Kaplan adındaki bir gencin liderliğini yaptığı grup, o sırada yerleşkede bulunan AKP’nin ünlü bürokratlarından Sadık Soylu’nun telefonundan görüştükleri zamanın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun davetiyle TRT’ye gelmişti. Soylu, daha sonra İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturdu.
O gece, Ayhan Bora Kaplan ve adamları için “yaşamlarının en kritik” dönemeçlerindendi.
15 Temmuz sürecinin üzerinden kısa süre geçmesiyle birlikte Ankara’da yer altı dünyası, yeni bir figür ve adamlarını sisteme soktu.
Ulus’ta ve Maltepe Pazarı’nda cep telefonu malzemeleri satarken, Ankara’nın uyuşturucu ticareti piyasasında kısa sürede söz sahibi oldu Kaplan ve ekibi.
TRT’ye geldiği dönemde de zaten sabıka kaydı bulunan Kaplan, zaman içinde her nasılsa bir yandan ticari işlerini büyüttü, diğer yandan da “sahip olduğu maddi güç” sayesinde özellikle emniyet ve yargı bürokrasisinde ciddi çevre edindi.
Kaplan, “torbacılık”tan sınıf atlamış, gıda sektörü başta olmak üzere ticari faaliyetlerini yürüten iş insanı konumuna evrilirken, aynı zamanda yer altı dünyasındaki “mafyatik” faaliyetlere devam etti. Avukatları da hakkındaki suçlamalarla ilgileniyordu. Dosyaları çoğunlukla kapatıldı.
Hele ki bir dönem var ki; hakkındaki şikayetlere rağmen sadece bir dava açılabildi. Diğer 7 şikâyet için takipsizlik verildi.
O dönemde verilen iki takipsizlik kararı, daha sonra yine yargı kararıyla kaldırıldı!
Kaldırılan takipsizlik kararlarına imza atan iki savcı, söz konusu iki ayrı karar sebebiyle Yargıtay’ta yargılanıyor.
Ayhan Bora Kaplan, başlayan yargılama sürecinin sonunda “organize suç örgütü” lideri konumuyla işlediği tespit edilen suçlardan 67 yıl hapis cezası aldı. Cezası Yargıtay’da onandı.
Kaplan ve ekibinin faaliyetlerinin çözülmesiyle beraber ister istemez bağlantılı olduğu emniyet ve yargıdaki........