Uludağ’da sanatla karşılaşmak: “İpeğin Hafifliği, Taşın Ağırlığı” |
Diğer
Konuk Yazar
02 Ocak 2026
Esra Özdoğan, Makinedeki Hayalet (2023-2024)
Uludağ’ın zirvesine tırmanan o meşhur dolambaçlı yollarda ilerlerken, tabiatın sarsılmaz vakurluğunu ruhunuzun en derin kıvrımlarında hissedersiniz. Sanki o devasa heybet, aşağıda uzanan o kadim şehri bin yıllardır koruma sözü vermiş gibi kucaklıyor…
Marriott International’ın Autograph Collection segmentinin yeni üyesi Ceylan Splend'or Uludağ, bu “ulu” dağ’ın zirvesinin eteklerinde geçtiğimiz ay hizmete açıldı. Bulutsuz, açık havada İstanbul’dan bakıldığında zirvesini çıplak gözle görebildiğimizi iddia ettiğimiz bu dağın dolambaçlı yamaçlarında yol almamızın sebebi; dört mevsim yaşayan bir dağ destinasyonu vizyonuyla hareket eden otelin ev sahipliği yaptığı bir sergi: “İpeğin Hafifliği, Taşın Ağırlığı”
Aracımız gittikçe artan sisin içinde ilerlerken bu sergi isminin ne kadar yakıştığını düşünüyorum. Öyle ya aşağıda uzanan güzel Bursa’nın ipekle olan aşkını hepimiz biliyoruz. İpek Yolu’nun en önemli duraklarından, ipeğin atölyesi bir şehir… İpek Çin’de üretilir, İran’da taşınır, Bursa’da yorumlanır, anlam kazanır derler. Burada sanat olur saraylara, Avrupa’ya taşınırdı. Yükte hafif, pahada ağır…
Sergi ismindeki “Taşın Ağırlığı”ndan kasıt ise zirvesine doğru ilerlediğimiz bu yüce dağ olmalı diyorum. Kudretle göğe uzanırken, gölgesinde kaç medeniyetin izini saklıyor… Binlerce yılın hafızasıyla olduğundan daha da ağır…
Otele giriyoruz. Dışarıda karın kusursuz ve keskin beyazlığının aksine burada doğanın koyu tonlarını seçiyor gözlerim. Sanki, ara sıra güneş hüzmelerinin parladığı sık ağaçlı bir ormanın içinde yol alacakmışım gibi… Ama başka bir şey oluyor:
“Aramakla bulunmaz, ama bulanlar ancak arayanlardır”
Karşımda Anadolu’nun en eski sanatlarından kilim dokumasının farklı bir yorumu var. Belkıs Balpınar’ın “Güneş Işınları (2024)” isimli çalışması. Az önce hissettiğim duyguyu düşünüyorum; yer yer ormandan içeri süzülen güneş hüzmelerini tam da bu çalışmada görüyorum… Balpınar burada ne anlatmak istemiş bilmiyorum ama sanat biraz da bakanın hissettiği şey değil midir? Arkadaşıma göstermek için onu arıyorum ama o hemen sağ tarafta başka bir şeye takılı kalmış; Defne Parman’ın “Remember-ed (2025)” çalışması… Duvardan sarkan köklere yaklaşıyoruz. Bu bir ağaç olmalı diyorum ama öyle değil; şu an kumaş, pamuk ve yorgandan yapılan beynin bir bölümüne bakıyoruz. Kıvrımlar, nöronlar… Parman, hatırla (Remember) ve hatırlanan (remembered) kelimeleriyle hafıza örtümüzü kaldırmamızı söylüyor. Hatırlanacak o kadar çok şey var ki… Ancak hatırladığımızda şu an olduğumuz şey ve bulunduğumuz yer değerli oluyor.
Mim Art Project (MAP) organizasyonu ve Berkay Görgü küratörlüğünde gerçekleşen “İpeğin Hafifliği, Taşın Ağırlığı” sergisinde; Alper Aydın, Belkıs Balpınar, Bilal Hakan Karakaya, Çağrı Saray, Defne Parman, Ertuğrul Güngör & Faruk Ertekin, Esra Özdoğan, Mehmet Ali Uysal, Merve Zeybek, Nazlı Gürlek, Özge Enginöz, Özgür Demirci, Sinem Dişli ve Tuğçe Diri’nin şehir ve sezgisel bellek arasındaki ilişkiye odaklanan 34 eseri sanatseverlerle buluşuyor. Aslında “buluşuyor” kelimesi burada yavan kalıyor. Küratör Berkay Görgü’nün bahsettiği ve serginin arka planındaki........