Heykeltıraş Tony Cragg: Doğayı tekrarlamak değil, gerçek yaratmak istiyorum; heykellerimin kendi kişiliği olmalı
Diğer
28 Aralık 2025
Tony Cragg
İngiliz heykeltıraş Tony Cragg’in (tam adı ve ünvanı Sir Athony Doglas Cragg) heykellerini uzun zamandır İstanbul’daki otellerin, müzelerin, yüksek binaların önlerinde görüp duruyoruz. Türkiye kadar, özellikle de merkezi ve yerel yönetimler kadar, kamusal alanlardaki heykellerden nefret eden, ‘ucube’ olarak nitelendirilen ve ‘böyle sanatın içine tüküren’ bir ülkede Cragg’in heykellerine rastlamak bana biraz çelişkili geliyordu. İşte şimdi o heykeltıraşın, Tony Cragg’in Dolapdere Dirimart’ta bir heykel sergisi var, sanatçının yeni galerisindeki ilk solo sergisi bu. Sergideki heykeller bronz, ahşap, korten çelik ve taş. Ölçek olarak devasa boyutlardaki bu organik formlu heykeller boyutlarına rağmen hem dengeli hem de hareketli ve dinamik gözüküyorlar. Sanatçının 2011 ile 2025 yılları arasında ürettiği işler. Katman katman sergi tabanından yükselen formlar sanki hafif ve enerji dolu gibi.
Açılış gecesi Dirimart’ın arka odasında uzun röportajlar vermiş olmaktan yorgun düşen, zaten boğaz ağrısı ve kırgınlığı olan, ağzında bir pastil çiğneyen Tony Cragg’a ilk sorum, “Türk sanat ortamına, evlere, kamusal alanlara nasıl girdiği” oldu. Eski İstanbul Modern’in salonunun en görülen yerinde nispeten alçak gönüllüce bir heykelinin yıllarca ziyaretçileri karşıladığını da aklımda tutarak “İstanbul Modern aracılığı ile mi?” dedim. Değilmiş. Bir gece önce de İstanbul Modern’in ‘Gala Modern’ gecesine gitmiş Dirimart sahibi Hazer Özil ile birlikte. “Bilmiyorum gerçekten” dedi. “Ben stüdyomdaki işlerime odaklanırken galerim de benim heykellerimi ülkenize getirmiş demek ki. Stokholm’daki Galerim Stephen Anderson ile ilk kez 15 yıl önce Türkiye’ye gelmiştim. Onun Türkiye’de kiminle nasıl bir ilişkisi vardı onu bile bilmiyorum.”
Liverpool doğumlu Tony Cragg’e, “Uzun yıllardır Almanya’nın Wuppertal kentinde yaşıyorsunuz değil mi? Neden İngiltere’de değil?” diye sordum.
“Kendi seçimimdi. İngiltere’de okudum. 1977’de Royal College of Art’tan mezun oldum. Yıllar önce Alman ilk eşimle tanışmıştım, oralıydı. Bonn’daki üniversitesini bitirmesine bir yıl vardı. Ben de bir yıl Almanya’da geçirmemin bir zararı olmaz, belki biraz da Almanca öğrenirim diye düşündüm. Karım ilk oğlumuza hamile kaldı. Bana da Düsseldorf Üniversitesi’nden hocalık teklifi geldi. İşime geldi ve kaldım Wuppertal’de. İkinci eşim de Alman.”
Cragg İngiltere’nin prestijli ödülü Turner Prize sahibi. Şimdilerde İngiltere, Almanya ve İsveç’te yaşıyor ve çalışıyor. Londra’daki galerisi Lisson Gallery. Ben “Anish Kapoor’un da galerisi Lisson” diyorum. O da “Ben tanıştırdım Anish Kapoor’u Lisson ile” diyor.
Bir yerde okumuştum, Cragg gençken bilimle ilgilenirdi, bir metal döküm atölyesinde çalışmıştı diye. Heykellerine bu gençlik uğraşlarının etki yapıp yapmadığını soruyorum.
“Babam uçak mühendisiydi. Uçakların elektrik aksamlarını tasarlardı. Askeri uçaklarla, sivil uçaklarla, concorde’larla, airbus’larla çalıştı. 17-18 yaşlarındayken ben de haliyle ilgi duyuyordum bilime. Ama ne oldu, okulu bitirdim, ailemden ayrıldım, bir kimya laboratuvarında çalıştım, hayatımı bu alanda geçirmek istemedim. 1968 yılıydı, müzikte, kültürde değişiklikler vardı, Britanya otoriter bir sistemden işçi partisinin yönetimine girmişti. Revulüsyoner değil ama reformist bir yol izliyordu. Ben de çizimler yapıyordum o sırada. Birisi çizimlerimi gördü ve ‘hiç de fena değil’ dedi, ‘neden bir sanat okuluna gitmiyorsun?’, ben de kabul ettim ve gittim. İşte ondan sonra 55 yıldır bu işi yapıyorum. Metal döküm atölyesi ise sadece öğrenciyken para kazanmak içindi, romantik hiçbir yönü yoktu. 1960’lar ve 70’ler civarı birçok yeni sanat formları vardı. Land Art-Doğa Sanatı da vardı o sırada. Ben de bir şeyler yapıyordum. Hatta yaptığım şeylerin heykel olduğunu bile bilmiyordum. Sadece elimdeki malzeme ile ne yapabileceğimi düşünüyordum. Bu malzemeyle ne duygular yaşayabilir ne fikirler geliştirebilirim diye heyecanlanıyordum. Malzemelerle denemeler yapıyordum. İngiltere’de 60’ların sonunda üç kuşaktır süregelen heykeltraşlık geleneği vardı. Henry Moore ve Katherine Hepworth kuşağı, Anthony Caro ve........© T24
