menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fotoğraftan tuvale kopyalamak: Paris’te bir Alman ‘Gerhard Richter’

18 0
01.03.2026

Paris’te, Frank Gehry’nin ikonik binası Fondation Louis Vuitton’da yakın zamanda sona erecek bir Gerhard Richter sergisi var. Kat kat, tam 270 parça işi sergileniyor sanatçının. Serginin başlığı da sadece ‘Gerhard Richter’ ve küratörleri Tate’nin eski direktörü Nicholas Serota ve Kunstmuseum Wintterthur’un eski direktörü Dieter Schwarz. Küratörlerin sanatçının 60 üretim yılını, her dönemini kapsamlı bir biçimde yansıtmaya çalıştıkları kocaman kronolojik bir sergi bu.

Gerhard Richter, Dresden’de 1932 yılında doğmuş. Yani tam 94 yaşında. II. Dünya Savaşı’nda büyümüş. Kendi formasyonunun geliştiği yaşları SSCB yanlısı 1949’da kurulan Demokratik Alman Cumhuriyeti’nde, yani Doğu Almanya’da geçirmiş. Diplomasını aldığı Dresden Güzel Sanatlar Akademisi’nde tanıştığı Ema ile evlenmiş. 1959 yılında Kassel’deki II. Documenta’ya katıldıktan sonra artık Doğu Almanya’yı terk etmeye karar vermiş. 1961’de Berlin duvarı tam yapılırken ailesini geride bırakıp eşi Ema ile birlikte Batı’ya kaçıp Düsseldorf’a yerleşmiş.

Richter kendisini ‘klasik bir ressam’ olarak tanımlasa da öyle tuvalini boyalarını alıp doğaya çıkan bir sanatçı değil. Stüdyosu onun çalışma alanı. Kat kat, dönem dönem yaptığı işler o kadar birbirinden farklı ki dışarıda bir müzede, sergide, bir koleksiyonerin duvarında rastladığınız bir Gerhard Richter eserine “işte bu Richter” diyemezsiniz. Yani bu nadir sanatçıya bir etiket koymak neredeyse imkansız. Fondation Louis Vuitton’da 1960 ile resmi bırakacağı 2017 arasında evet, klasik bir ressamın yapacağı gibi portre, natürmort, peyzaj var, ama bunların önce dışarıda fotoğraflarını çekiyor, sonra o fotoğraftan tuval resmine dönüştürüyor. Ayrıca daha geç işlerinde önemli olayları anlattığı tarihi resimler, konstrüktivist geometrik kompozisyonlar ve soyutlamaları da görüyoruz. Benim favorim soyutlamaları yani abstre işleri. Ancak stüdyoda fotoğraftan yağlıboyaya dönüştürdükleri de elbette çok özgün.

Fotoğraftan tuvale

Sergide gösterilen bir video, sanatçının pratiğini anlayabilmek açısından çok açıklayıcı. Gerhard Richter’in önce elinde fotoğraf makinesi portre ya da manzara fotoğrafları çektiğini, sonra stüdyoda bu fotoğrafları bir projeksiyon makinasıyla tuvale düşürdüğünü, düşen görüntülerin üzerinde fırça darbeleriyle o fotoğrafı büyük bir titizlikle canlandırıp tuval resmine dönüştürdüğünü ve sonra da o resmi bulandırıp, sislendirdiğini izledik.

Hatta o güzelim Dresden’in havadan bombalanışıyla ilgili bir fotoğraftan yaptığı iş etkileyiciydi. 1970’de New York’a yaptığı seyahatte o dönemin, kendi kuşağının avangard sanatçılarıyla da tanıştı. Döndüğünde, Düsseldorf Kunsthalle’de eserlerini sergileyip, kentin sanat akademisine öğretim görevlisi olarak atandı. 1994’e kadar da hocalığı devam etti.

Gerhard Richter, 1972’de 36. Venedik Bienali’nde Almanya’yı temsil etti. Orada sanatçıları içine katmadan 48 entellektüelin gri renkte portrelerini sergiledi. Thomas Mann’dan Gustav Mahler’e, Igor Stravinsky’den Franz Kafka’ya, Graham Greene’den Oscar Wilde’a üç kocaman duvar portre... Elinizde liste tek tek izini sürüyorsunuz. Venedikten aldığı bir Titian kartpostalını da kendi tekniğiyle beş ayrı Titian kopyesi olarak, bazen bulutlandırarak bazen üstünü fırçasıyla karalayarak yağlıboya tuvale dökmüş. Sergide bu dönemini de gördük.

36. Venedik Bienali’ndeki portreler

Cam ve aynalar üzerine yaptığı işler genellikle boyanın çekpas denilen cam silme aparatı ile yüzeye yayılması ile gerçekleştirilmiş. Hem renkli hem çerçeveli birkaç cam işi de sergileniyor Richter’in diğer 270 eser arasında.

1976’da ‘Konstrüktiyon’ başlıklı işiyle ilk büyük soyut tablolarına başlamış oldu. 1980’ler boyunca devam edecek soyutlamaları bu döneme ait. Bunlarla henüz açılan Centre Pompidou’da bir sergi açtı.

Soyut 5

Sanatçının siyasi işleri de sergi boyunca sık sık karşımıza çıkıyor. Baader Meinhof Grubu’nun tutuklu oldukları hücrelerindeki ölümleri, Birkenau Toplama Kampı’ndaki Yahudilerin yakılması hep fotoğraflardan yaptığı soyutlamalar Gerard Richter’in.

Baader Meinhof

Richter öyle fiyakalı kendi portresini yapan sanatçılardan değil. Hayatı boyunca sadece üç otoportre yapmış, bir tanesi de sergide.

Otoportre

1988’de ABD turu sırasında Toronto, Şikago, Vaşingon ve San Fransisko’da büyük ilgiyle karşılandı ve MOMA işlerini satın aldı. ABD’de daha önce, Andy Warhol ve Marcel Duchamp’a yaptığı göndermeleri var Richter’in, ancak, savaş sonrasının avangard kompozitörü John Cage’in müziğinin ritmine uygun soyutlamaları çok güçlü. Richter burada kompozitörlerle sanatçıların nasıl örtüşebileceğini vurgulamak istemiş.

1982’de ikinci eşi Genzken, 1995’te üçüncü eşi Sabine ile evlendi. Peş peşe bir oğlu ve bir kızı oldu. 2006’da son eşinden bir oğlu daha oldu.

Son eşi Sabine Moritz

1997’de 47. Venedik Bienali’nde Altın Arslan ile ödüllendirildi. Çeşitli ülkelerde, kentlerde büyük sergiler açtı. 2002’de Richter’in 70. doğum gününü Museum of Modern Art (MOMA) ‘Forty Years of Painting’ retrospektifiyle taçlandırdı.

Sanatçının kilometre taşları olarak Köln Katedrali’nin vitray pencerelerini ve Japon adası Toyoshima’daki 16 cam panoyu da sayabiliriz. Belli ki daha önceki cam çalışmaları ona bu yolları açtı.

Dediğim gibi çok dönemli ve çok sanat pratikli bir sergi. 2017’de, 85 yaşında Gerhard Richter resim yapmayı bitirmiş ama çizimlerine devam ediyor. Son güne kadar yaptığı çizimler de sergileniyor. Burada Holokost temalı çizimlere geri döndüğünü, hâlâ sanatsal pratiği ile oynadığını, değiştirdiğini gözlemlemek mümkün bu yaşta bile. Gerard Richter, Köln’de ailesiyle yaşamını sürdürüyor.


© T24