Diğer

T24 Haftalık Yazarı

03 Mart 2024

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın emekli maaşlarıyla ilgili son açıklaması 16 milyon emeklinin -en azından umudu olan- çoğunluğu üzerinde soğuk duş etkisi yarattı. Atlayanlar için hatırlatayım: Erdoğan, seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin farkında olduğunu belirtmiş ama sabır demişti. Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilere hak ettikleri para verilecekti. Hani şu Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi. "Evin önüne çalı ektim. Koyun sürüsü geçerken yünleri çalıya takılacak. Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım." Erdoğan, maaşlara zam diyenleri de tahrikçilikle suçluyordu: "16 milyon emeklimiz var. 7 bin lira eklemek demek bütçeden 1,4 trilyon lira eklemek demek."

İşin ekonomik değerlendirmesi bir yana beni özellikle pandemiden bu yana gençler arasında hızla su yüzüne çıkan yaşlı düşmanlığı kısmı şaşırtıyor. Hatırlayanlar olacaktır, otobüslerden dolmuşlardan delikanlılar tarafından sürüklenerek indirilen yaşlı insanları. Sokak röportajlarında ve sosyal medyada hızla yükselen emekli (otomatik olarak yaşlı) düşmanlığı inanılır gibi değil. Vergi aflarına, sınırsız kamu harcamalarına, ihale yolsuzluklarına tepki göstermeyenlerin asgari ücret ve emekli maaşlarında yapılması zorunlu düzenlemeler konusunda bu kadar derin düşüncelere sahip olması ilginç! Üstelik bu nefret (ageism) sadece Türkiye'de değil, dünyada da hızla yükseliyor.

Bu şuursuzluk durumu yıllar ama yıllar önce TRT'de dizisini sonra da sinemada izlediğim bir filmi hatırlattı bana: Logan's Run.

William F. Nolan ve George Clayton Johnson'ın romanında uyarlanan filmde olaylar 23. yüzyılda geçer. Bu yazıyı yazmadan önce filmi YouTube üzerinden yeniden seyrettim, kullanılan teknoloji bugüne göre çok gariban tahmin edilebileceği gibi ama çocukken büyüleyici gelmişti bana. Dünyada büyük bir felaket yaşanmıştır ve kurtulan insanlar kendi havasını suyunu üreten yapay bir dünyada yaşamaya devam ederler. Bütün işler robotlar tarafından yapılır, insanlara kalan da yiyip içip, bir alışveriş merkezinde yaşar gibi ortalıkta dolaşmaktır. Bu tatlı hayatın tek noksanı, insanların sadece 30 yaşına kadar yaşamasına izin verilmesidir. Bu kapalı-küçük dünyanın kaynakları ancak böyle korunabilir çünkü. Bir nevi bütçeleri yetersiz denebilir.

Gençlerin sarı, orta yaşlıların yeşil ve dört kolluya az kalanların kırmızı giydiği bu dünyada, kırmızılar da dahil herkes, ölüp hayata yeniden döneceğine emindir.

Fazlalık haline gelen 30'lukların önünde iki seçenek vardır. Ya huzur içinde, tek başına uyutulacaktır ya da seyircilerin önünde dev bir nilüferin çevresinde halka olup, Atlıkarınca adı verilen görkemli bir törende önce havaya yükselecek sonra da lazerle toza dönüşeceklerdir. Sonrası alkış kıyamet.

Tabii bu duruma uyananlar da olur. Sizin sisteminiz devam etsin diye niye ben toz oluyorum, bu duvarların dışında ne var diye sorarlar. Onlar da tahmin edilebileceği gibi asilerdir. Sistemin yılmaz savunucusu Logan'ın önce asileri yakalamak sonra da "burada bir yanlışlık var" diyerek başladığı kaçışla film umutlu sona doğru gider. Neyse filmi izlemek isteyenler olabilir, devamını anlatmayayım. Ama görünen o ki, emeklilerin istenmeyen vatandaş ilan edilmesine doğru hızla ilerliyoruz. Yakında gittikçe gümleyen sağlık hizmetleri içinde emeklilerin haklarında da kısıntılara gidilirse şaşırmamak lazım.

Bu arada şu bizim toplanan primlere dokunmadan da geçemeyeceğim. 1946'da İşçi Sigortaları İdaresi (önce SSK, sonra da SGK) kurulurken TBMM'de geçici komisyonun raporuna göz gezdirdim yeniden. Toplanan primlerle ne yapılacağına ne kadarının devlet bankalarında ne kadarının devlet tahvillerinde ne kadarının gayrimenkulde değerlendirileceği gayet net tarif edilmiş. 1950'de sağlık hizmetleri için yapılacak harcamaların niteliği tek tek saptanmış. 1961'de primlerin daha iyi değerlendirilmesi için iyileştirmeler yapılmış. Şimdi soru şu: Benim param nerede? Ya da şöyle soralım: Kedi bu ise bizim et nerede, et buysa kedi nere?

Şengün Kılıç kimdir?

Şengün Kılıç, Gazi Üniversitesi, Maliye Fakültesi'nden mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera Anasanat Dalı'na devam etti.

1986 yılında gazeteciliğe başladı. Çeşitli gazete, dergi, radyo ve televizyonlarda muhabirlik, editörlük ve haber müdürlüğü yaptı.

Biz ve Onlar/Türkiye'de Etnik Ayrımcılık (1992, Metis Yayınları), Beyaz Bir Düş (2004, Epsilon Yayınları), Sinemada Ulusal Tavır/Halit Refiğ Kitabı (2006, İş Kültür Yayınları), Erozyon Dede, Hayrettin Karaca Kitabı (2008, İş Kültür Yayınları), CHP'li Yıllar 1946-1992 (2010, İş Kültür Yayınları), Hayatım Mücadeleyle Geçti/Kemal Kurdaş Kitabı (2010, İş Kültür Yayınları), Çayın 90 Yılı (2014, Kesişim Yayınları), Haberde Yargı/Yargı Haberciliği Elkitabı (2019, bianet), Kadehlerdeki Dudak İzleri (2002, Overteam,) adlı kitapları yayımlandı.

140Journos'un Adnan belgeselinde Fincancı neden üzerine basa basa hem solcuuu hem de fe-mi-nist söylemiyle yeniden linç ediliyor, üstelik bu kez kendine muhalif diyen medyayla birlikte? Bence havada yeni bir Fincancı davası kokusu var

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimlerde yeniden aday gösterilmeyen Tunç Soyer, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu da Yılmaz Büyükerşen ile görüşerek haftayı tamamladı. Görünen o ki, CHP'ye yeni dönemde bir de küskünler hareketi katılacak

Ne yargı sistemi içindeki yeri ne de statüsü benzer ama son yıllardaki tutumu ile Yargıtay'ın kararlarının sonu, 2004'te kaldırılan DGM'lerin kararlarıyla aynı olacağa benziyor

© Tüm hakları saklıdır.

QOSHE - Moruk ne zaman öleceksin? - Şengün Kılıç
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Moruk ne zaman öleceksin?

33 5
03.03.2024

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

03 Mart 2024

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın emekli maaşlarıyla ilgili son açıklaması 16 milyon emeklinin -en azından umudu olan- çoğunluğu üzerinde soğuk duş etkisi yarattı. Atlayanlar için hatırlatayım: Erdoğan, seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin farkında olduğunu belirtmiş ama sabır demişti. Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilere hak ettikleri para verilecekti. Hani şu Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi. "Evin önüne çalı ektim. Koyun sürüsü geçerken yünleri çalıya takılacak. Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım." Erdoğan, maaşlara zam diyenleri de tahrikçilikle suçluyordu: "16 milyon emeklimiz var. 7 bin lira eklemek demek bütçeden 1,4 trilyon lira eklemek demek."

İşin ekonomik değerlendirmesi bir yana beni özellikle pandemiden bu yana gençler arasında hızla su yüzüne çıkan yaşlı düşmanlığı kısmı şaşırtıyor. Hatırlayanlar olacaktır, otobüslerden dolmuşlardan delikanlılar tarafından sürüklenerek indirilen yaşlı insanları. Sokak röportajlarında ve sosyal medyada hızla yükselen emekli (otomatik olarak yaşlı) düşmanlığı inanılır gibi değil. Vergi aflarına, sınırsız kamu harcamalarına, ihale yolsuzluklarına tepki göstermeyenlerin asgari ücret ve emekli maaşlarında yapılması zorunlu düzenlemeler konusunda bu kadar derin düşüncelere sahip olması ilginç! Üstelik bu nefret (ageism) sadece Türkiye'de değil, dünyada da hızla yükseliyor.

Bu şuursuzluk durumu yıllar ama yıllar önce TRT'de dizisini sonra da sinemada izlediğim bir filmi hatırlattı bana: Logan's Run.

William F. Nolan ve George Clayton Johnson'ın romanında uyarlanan filmde olaylar 23. yüzyılda geçer. Bu yazıyı yazmadan önce filmi YouTube üzerinden yeniden seyrettim, kullanılan teknoloji bugüne........

© T24


Get it on Google Play