Üç Kız Kardeş uyarlamasının yazarı Oya Denizyaran: Çehov’un metninde kadınlar özgürleşemiyor, benimkinde ise dayanışmayla özgürleşiyorlar

Diğer

13 Şubat 2026

Anton Çehov’un dünya tiyatro repertuvarının en sevilen metinlerinden biri olan Üç Kız Kardeş, her dönemde yeni okumalar üretmeye açık bir klasik. Yazar Oya Denizyaran, bu metni günümüz Türkiye’sinin ruh hâliyle yeniden düşünerek sahne için özgün bir uyarlama kaleme aldı. Ortaya çıkan sonuç, yüksek sanatın yerleşik estetiğiyle popüler olanın canlı, cesur ve gündelik dili arasındaki beklenmedik karşılaşmanın kışkırtıcı bir örneği niteliğinde. Bu tür buluşmalar çoğu zaman “kiç” tehlikesiyle yan yana anılsa da, Yarkın Ünsal’ın incelikli ve dinamik rejisi, metni ne nostaljik bir müze parçasına dönüştürüyor ne de kolaycı bir popülerliğe teslim ediyor; aksine, Çehov’un dünyasını bugünün seyircisiyle sahici bir diyaloğa sokan yeni bir sahne dili kuruyor. Olga’yı Ecegül Karadeniz, Maşa’yı Songül Boztepe, İrina’yı ise Ceren Çiçek’in canlandırdığı bu yorum, klasik bir metnin çağdaş olanla nasıl yaratıcı biçimde buluşabileceğini gösteriyor. Tüm bu nedenlerle, uyarlamanın yazarı Oya Denizyaran’a hem metnin düşünsel arka planını hem de sahneleme sürecini daha yakından konuşmak üzere sorular yönelttik; davetimizi kabul ettiği için kendisine teşekkür ederiz.

- Dünya tiyatro kanonunda pek çok klasik metin varken, neden özellikle Çehov’u ve onun içinde de Üç Kız Kardeş’i seçtiniz? Bu metni bugün yeniden kurmayı sizin için gerekli ve anlamlı kılan temel mesele neydi?

Çehov’un Üç Kız Kardeş’inin zamansız ve öncü bir metin olduğunu düşünüyorum. Karmaşık yapısı itibariyle iç içe geçmiş birçok karakterin duygu ve anlam ilişkilerini barındırması; iç aksiyonların, dramatik çatışmaların yerini alması, kurmaca edebiyatın roman türüne göz kırpmasına rağmen iyi bir sahne eseri olma özelliklerini kaybetmemesi benim açımdan metni değerli kılan unsurlar. Ben de kurmaca edebiyatın çeşitli türlerinde üretim yapmaya çalışan bir yazar olarak Çehov’un dünyasını kendime yakın buluyorum.

Bunun yanı sıra, metinde merkeze alınan ana temalar –bireyin sorunları, çürüme, toplumsal dönüşümler, yalnızlaşma, yabancılaşma, ümit etme/ümitsizlik, insanın anlam arayışı gibi sorunsallar– bugün hâlâ baş etmeye çalıştığımız evrensel meseleler. Metnin seyirciyi ne düşünmesi gerektiği konusunda yönlendirmemesi, ona sorular sordurması da bence çok değerli. Metni bugün yeniden kurarken odaklandığım nokta şuydu: Edilgenlik, hiçbir şeyin olmaması, bekleyiş, ümidin sürekli ertelenmesi gibi konulara Çehov’un getirdiğinden farklı bir bakışla bakıp bakamayacağımı görmek istedim. Karakterlerin iç çatışmalarını eyleme taşıyıp taşıyamayacaklarını, anlamlı bir sonuca varıp varamayacaklarını sorguladım.

- Çehov’dan doğrudan alıntılarla çalışmak yazarı hem........

© T24