menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk hukukçularına sesleniyorum-III

39 0
19.04.2026

Önceki yazılarda da değinildiği üzere, açılan davaların yıllarca sürmesine, yani yaşanan bu yargılama yanlışına, çarpıklığına toplumca öylesine alışmışızdır ki, aslında bir tür yargılama sorunsalına dönüşen ve hak alma özgürlüğünü yerle bir eden bu kaba saba yanlışın bile, yıllardan bu yana ayrımında olamamış, uluslararası sözleşmelerde Türk mahkemelerinin yetkili kılınmaması yolundaki küçük düşürücü uyarılarını dahi doğru olarak değerlendirememiş, özetle bu konuda yaşanan yanlışlar, ülkemizde bir sorun olmaktan çıkmış, deyiş yerindeyse, halkımızca değil, hukukçularımızca bile umûr-ı âdiyeden sayılmaya başlanmıştır, sayın hukukçular.

Oysa bu olgu, sıradan bir yanlışlık olmanın çok ötesinde, vahim bir hukuk sapması, saptırmasıdır, aslında.

Unutmayınız ki, “çürüme” diyenler bile var, bu duruma sayın yargıçlar!?..

Özetle gerçekten yaşanan, aylarca, hatta çoğu zaman yıllarca süren duruşmalar, doğru hukuk terimiyle sözüm ona ülkemizde tartışma (duruşma) aşamalarının sonucu verilen mahkeme kararlarında, başta “doğrudan olma ilkesi” olmak üzere, tartışma (duruşma) aşamasının bütün temel ilkeleri, yerle bir edilmiştir, günümüzde.

Ne v ar ki, bizler, evet, sadece bizler, bunun bile ayrımında bile değiliz.

Üstelik de yirmi birinci yüzyılda. Hem de uyuşmazlık durumlarında yabancı ülke mahkemelerinin yeğlendiğini görerek ve de bilerek.

Çünkü tartışma (duruşma) aşamasında kısaca iddia eden savcı ya da davacı, kamu davasında hangi suç işlendiği iddiasının ya da hukuk davasında davanın hangi nedenle açıldığını, bu konuda sergilenen nedenleri ve kanıtları, davalı ya da sanık da yine kanıtlarını yüksek sesle ortaya koyacak, karşıt tezler, tartışma (duruşma) aşamasında yüksek sesle tartılacak, yani Türkçemizin en güzel sözcüğüyle enine boyuna tartışılacaktır.

Mahkeme yargıcı ise, bütün bunları ve daha önce gerekli görülmüşse, yapılan keşfi, sunulan bilirkişi görüşünü vb. olguları değerlendirerek kararını verecektir.

İşte bütün bunların gereği yerine getirilmeden, yani iddia ve savunma, bu konuda ileri sürülen kanıtlar tartışılmadan yapılan, özetle tartışmasız duruşmaların sonucu kurulan her hüküm, aslında başlı başına bir Dreyfus kararıdır, sayın hukukçular.

Gerçekten ülkemizde, bilindiği üzere bütün bu söylenenler, hemen hemen hiç yaşanmamakta, duruşmalar (tartışma) yargıçlardan yargıçlara aktarılarak aylarca, hatta bazen yıllarca sürmektedir.

Unutulmamalıdır ki, bu tür yapılan duruşmaların tek bir yaptırımı vardır, sayın hukukçular: Yokluk (hukuk dünyasında hiç doğmamış, keenlemyekün, inexistence, inesistenza ).

Bu yüzden durum, elbette çok çok ciddidir, bir o kadar da üzücü ve vahimdir.

Çünkü bu anlayış, hukuku da, adaleti de, aslında yerle bir eden bir alışkanlıktır; nitekim günümüzde bile etmektedir, sayın hukukçular. 

Lütfen, insanlarımızın bu konudaki seslerini, yakınmalarını, çığlıklarını artık duyunuz ve bu sözüm ona yargıçlardan yargıçlara aktarılan, ciro edilen yargılamaları, ülkemizde yaşanan yanlış anlatımla hukuka aykırı duruşmaları, buna dayanan adaleti, özetle bu hukuk dışılığı dışlamak için gece gündüz........

© T24