Hürmüz Boğazı'nda batan hukuk

Hürmüz Boğazı, kuzeyde İran, güneyde Umman ve Birleşik Arap Emirlikleriyle çevrili dar bir su yolu. Basra Körfezi’ni Hint Okyanusu’na bağlıyor. Ancak bu dar su yolu, dünyanın en büyük, en işlek petrol sevkiyat kanallarından biri. Dünya petrolünün ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yaklaşık yüzde 20’si, çoğunlukla Katar’dan olmak üzere bu boğazdan geçiyor.  Ama sadece bu değil. Körfez ülkeleri temel gıda maddelerinin yaklaşık yüzde 70’i Hürmüz Boğazı’ndan ithal ediyor. Ayrıca dünya gübre ticaretinin üçte biri bu boğazdan yapılıyor.

Jeopolitik açıdan ve dünya ticareti bakımından böylesine önem taşıyan Hürmüz Boğazı, İsrail, ABD ve İran arasındaki savaşın da önemli bir boyutunu oluşturuyor.

ABD ve İsrail, İran’a saldırınca, İran Hürmüz Boğazı’ndaki “düşman” ticaret gemilerini bombalayarak karşılık verdi. Sadece Çin gibi İran’a dost olan devletlerin birkaç gemisine Boğaz’dan geçmesine izin verdi. Ateşkes sırasında, İran ticaret gemilerinin geçişişine, belirli bir ücret ödemeleri koşuluyla izin vereceğini açıkladı. İran makamları bir de gemilerin Boğaz’dan geçerken izlemeleri gereken yolu gösteren bir harita yayınladı.  Bu haritanın ilginç yanı, Umman kıyılarına yakın bir yerden geçen geleneksel yol yerine, İran kıyılarına yakın, Larak Adası'nın kıyıya bakan yüzünden geçen, yeni bir yol göstermesiydi. Bu yeni yolun geçen gemilerin Devrim Muhafızları tarafından muayene edilmesi ve ücret almayı sağlamak amacıyla düşünüldüğü anlaşılmakta.

ABD ile İran arasında Pakistan’da yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmaması üzerine, ABD yönetimi 13 Nisan’dan itibaren İran limanlarına giren ve çıkan tüm deniz trafiğine abluka uygulayacağını duyurdu. Böylelikle ABD ile İran arasındaki Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirme mücadelesi yeni bir boyut kazandı.

Bu arada B.M. Güvenlik Konseyi 11 Mart 2026 tarihinde kabul ettiği kararda Hürmüz Boğazı konusuna da değindi. Kararda, ticaret gemilerinin uluslararası hukuktan kaynaklanan seyrüsefer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi isteniyor. Gemileri saldırıya uğrayan devletlerin, uluslararası hukuka uygun olarak meşru savunma haklarının bulunduğu belirtiliyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nın kapatma, engelleme eylemleri kınanıyor. Bunların uluslararası branş ve güvenliğe tehdit oluşturduğu vurgulanıyor.

Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak tarafların attıkları adımlar uluslararası hukuka ne ölçüde uygun?  Bu sorunun yanıtını 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesiyle uluslararası hukukun teamüli kurallarında aramak gerekir.

Ticaret gemilerinin boğazlardan geçişiyle ilgili olarak, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi iki ayrı rejim öngörmekte. Açık denizin ya da ekonomik bölgenin bir parçasıyla açık deniz ya da ekonomik bölgenin başka bir parçasını birleştiren boğazlarda transit geçiş rejimi geçerli. Transit geçiş rejiminde ticaret gemileri boğazlardan hiç durmadan geçmek zorundalar. Kıyı devletleri bu geçişi engelleyemez.  Geçişi düzenleyen yasalar çıkaramaz. Sadece deniz trafiğinin güvenliğini sağlayacak önlemler alabilir. Ancak bu önlemler geçiş yapan gemilerin geçişini engelleyecek ve ayrımcılığa yol açacak nitelikte olamaz.

Boğaz bir açık deniz ya da ekonomik bölgenin bir parçasıyla bir devletin karasularını birleştiriyorsa, karasularından geçiş için geçerli olan “zararsız geçiş rejimi” uygulanır. Zararsız geçiş rejimi kıyı devletinin yasalarına tabidir. Kıyı devleti yabancı gemilerin geçişini düzenleyen gümrük, mali, göçe ve sağlığa ilişkin yasaları yürürlüğe koyabilir. Zararsız geçiş rejimi, kıyı devletine transit geçiş rejimine göreli olarak çok daha geniş yetkiler verir. Ancak kıyı devleti yabancı gemilerin zararsız geçişini engelleyemez. Zararsız geçiş rejiminde geçiş için ücret alınmaz. Ancak geçiş sırasında kılavuzluk hizmeti gibi bazı hizmetler veriliyorsa, bunlar ücrete tabi kılınabilir.

Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin bu hükümleri aynı zamanda teamüli hukuk kuralı niteliğindedir. O nedenle gerek ABD gerek İran Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmasalar bile, yukarıda değinilen kurallar onlar için de geçerlidir.

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Arnavutluk İngiltere arasındaki Korfu Kanalı davasında (1949) uluslararası boğazlardan serbest geçiş hakkı bulunduğunu ve kıyı devletinin boğazı kapatma yetkisi bulunmadığını belirtmişti.

Transit ya da serbest geçiş hakkı savaş zamanında da yürürlüktedir. Buna karşılık, savaş zamanında kıyı devleti yabancı ticaret gemilerinin zararsız geçiş hakkını güvenlik nedeniyle geçici olarak askıya alabilir. Bu askıya almanın yayınlanarak duyurulması gerekir.

Hürmüz Boğazı’nın en dar noktası 21 deniz mili genişliğindedir. İran ve Umman karasularının genişliğini, Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin öngördüğü gibi, 12 mil olarak ilan etmiştir. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı İran ve Umman’ın karasularıyla örtülüdür. Bu nedenle Deniz Hukuku Sözleşmesi’ndeki transit geçiş rejiminin uygulandığı uluslararası boğaz tanımının dışında kalmaktadır. Hürmüz Boğazı’ndan geçiş, karasuları için geçerli olan zararsız geçiş rejimine tabidir. Böyle olunca kıyı devletlerinin, yani İran ile Umman’ın barış zamanında geçişi engellememek koşuluyla, geçişi düzenleyen yasaları yürürlüğe koymaya ve geçiş yapan gemilerin bunlara uymalarını istemeye hakkı vardır.

Savaş zamanında ise zararsız geçiş rejimi, kıyı devletine ticaret gemilerinin karasularından geçişini güvenlik nedeniyle askıya almasına izin vermektedir.

O zaman Güvenlik Konseyi kararında, İran’ın Hürmüz Boğazı'ndan geçişi engellemesinin, uluslararası barış ve güvenliğe ve tehdit oluşturduğu yolundaki ifadeyi nasıl açıklayacağız?  İran’ın aldığı önlemler şu nedenlerle uluslararası hukuku ihlal ediyor:

İran’ın Hürmüz Boğaz’ına ilişkin olarak aldığı önlemler savaşa taraf olan ya da olmayan bütün devletlerin gemilerini kapsamakta. Savaşa taraf olmayan devletlerin ticaret gemilerinin Boğaz’dan geçişinin İran’ın güvenliği bakımından tehdit oluşturduğu söylenemez.

İran bu önlemleri meşru savunma hakkını ileri sürerek haklı göstermeye çalışmaktadır.

Ancak UAD’ının Nikaragua davasında belirttiği gibi, meşru savunma hakkının kullanılmasında dahi “ölçülülük” ve “gereklilik” ilkelerini gözetmek gerekir. Tarafsız devletlerin ticaret gemilerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin engellenmesinin bu iki kritere uygun olmadığı açıktır.

Bunun yanında, karasularından zararsız geçiş yapan gemilerden ücret alınması Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde açık bir biçimde yasaklanmıştır. Ayrıca İran’ın dost saydığı devletlerden ücret almaması zararsız geçiş rejiminin öngördüğü ayrım yapılmaması kuralına aykırıdır. Nihayet İran’ın tek yanlı olarak mevcut geçiş yolunu değiştirmesi, taraf olduğu Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), kurallarına aykırıdır. IMO kurallarına göre, uluslararası seyrüsefer için kullanılan boğazlardaki yollar IMO ve ilgili kıyı devletleriyle danışarak saptanmalıdır.

ABD’nin ilan ettiği, İran limanlarına giriş-çıkışı yasaklayan ablukaya gelince. Abluka, uluslararası hukukta, B.M. Şartı’nın 2/4 maddesinde yasaklanan kuvvet kullanmaya girer. Bir savaş eylemidir. O nedenle ancak meşru savunma koşulları varsa, hukuka uygun olabilir. B.M. Genel Kurulu’nda 1974’te kabul edilen “Saldırının Tanımı” belgesinde de abluka yasa dışı bir silahlı saldırı olarak tanımlanmıştır.

Abluka, sivil halkı, yaşamı sürdürmek için vazgeçilmez olan gıda, ilaç, elektrik, yakıt gibi malzemelerden yoksun bırakıyorsa bir savaş suçu, hatta insanlığa karşı suç oluşturabilir.

ABD ve İsrail’in İran’a ortada bir tehdit yokken yaptıkları saldırı zaten bir devletin toprak bütünlüğüne ya da bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmayı yasaklayan B.M. Şartı’nın 2/4 maddesinin, dolayısıyla uluslararası hukukun vahim bir ihlaliydi. Buna bağlı olarak ilan edilen abluka da aynı şekilde uluslararası hukuka aykırıdır.

Ancak ABD ablukası, uluslararası hukuka uygun olsaydı, San Remo Deniz’deki Çatışmalara Uygulanacak Uluslararası Hukuk Kuralları El Kitabı’nda (1994) ablukanın geçerli olması için gereken kurallara uyması gerekecekti. Bunlardan biri de abluka bölgesine giren geminin muayenesi. Bu muayenenin uluslararası sularda yapılması gerekir. Tarafsız bir ülkenin karasularında yapılamaz.

Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekteler Arsenio Dominguez ABD ablukasına ilişkin olarak şöyle diyor: “O bölgede bir silahlı çatışmanın cereyan ettiğini anlıyorum. Ancak uluslararası hukukta, uluslararası seyrüseferde kullanılan bir yolu kapatmanın hiçbir hukuki dayanağı yoktur.”

ABD ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nın kontrol etmek için başvurdukları hukuk dışı yollar, sadece bu iki devletin değil, bütün uluslararası toplumun sorunudur.


© T24