AYM’nin Tayfun Kahraman kararı: Çanlar kimin için çalıyor? |
Diğer
26 Aralık 2025
Meriç Demir Kahraman, Vera Kahraman ve Tayfun Kahraman
Gezi davasında hükümlü bulunan Tayfun Kahraman’ın başvurusuyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu Temmuz 2025’te adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ve yeniden yargılanması gerektiğine karar verdi. Gerekçeli karar 17 Ekim 2025’te Resmî Gazete’de yayınlandı.
Bu karara uygun olarak Tayfun Kahraman’ı yeniden yargılaması gereken İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi AYM kararını ve yeniden yargılamayı reddetti. Buna karşı 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan itiraz da reddedildi. Böylece adil olmadığı AYM kararıyla saptanan bir yargılama sonucunda Tayfun Kahraman cezaevinde yatmaya devam etti. Bir AYM kararı daha birinci derece mahkemesi tarafından tanınmadı ve uygulanmadı. Böylelikle Türkiye’nin bir hukuk devleti olmaktan ne denli uzak olduğu, “herkes adil yargılanma hakkına sahiptir” diyen Anayasa’nın 36. Maddesiyle “Anayasa Mahkemesi kararları… yasama, yürütme ve yargı organlarını … bağlar” diyen Anayasa’nın 153. Maddesinin son fıkrasının geçersiz olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Şimdi yapılması gereken Anayasa’nın uygulanmayan 153. Maddenin son fıkrası yerine “Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanı, alt mahkemeler tarafından çizilir, Yargıtay tarafından denetlenir.” şeklinde bir hüküm koymak! Böylece Anayasa ile gerçek durum arasındaki fark da kapatılmış olur!
Bu arada AYM, MS hastası olan Tayfun Kahraman’ın sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesi için tedbir kararı verilmesi talebini reddetti. Sağlık durumunun sürekli izlenmesi yolunda bir karar aldı.
AYM kararının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesi, yasa dışı bahis oynayan hakemler, futbolcular ya da uyuşturucu işine bulaşan ünlüler kadar kamuoyunun dikkatini çekmedi. Sessiz sedasız bir biçimde geçiştirildi. İnsanlar AYM kararlarının uygulanmamasını kanıksadılar, “ne var bunda? Uygulanmayan bir AYM kararı daha” mı dediler, bilemiyorum.
Ancak bilinmesi gerekir ki ortada herkesi ilgilendiren, çok vahim, çok ciddi bir durum var. Hukuk devletinin çöküşünü, hukuksuzluk devletinin doğuşunu ellerimiz böğrümüzde seyredemeyiz. Can Atalay davasında AYM kararının alt mahkeme ve Yargıtay tarafından uygulanmamasının doğurduğu tepki sonucu değiştiremediği içindir ki bugün Kahraman davasında aynı sorunla karşı karşıyayız. AYM kararlarının uygulanmamasına karşı güçlü bir toplumsal itiraz gelmezse, bu gidişe ‘dur’ denmezse AYM’nin saygınlığının ağır bir darbe alması, anayasa yargısının etkililiğini yitirmesi, anayasada yazılı hak ve özgürlüklerin hukuk güvencesinden yoksun kalması kaçınılmaz olacaktır.
AİHM’in Şahin Alpay kararında belirttiği gibi “Anayasa Mahkemesi’ne verilen yetkilerin başka bir mahkeme tarafından sorgulanması, hukuk devleti ve hukuk güvenliğinin temel ilkelerine aykırıdır. Bu ilkeler, keyfiliğe karşı sağlanan korumanın temel taşlarıdır... AYM’nin başvurucunun tutukluluğunun Anayasa 19/3 maddesinin ihlali olduğu yolundaki açık kararından sonra tutuklamanın hala devam etmesi, bunu hukuka uygun ve yasayla öngörülen bir prosedür olmaktan çıkarmaktadır.” (parag.118)
AİHM’in Şahin Alpay / Türkiye (2018) kararından yapılan bu alıntılar Tayfun Kahraman için de geçerlidir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin AYM kararını uygulamayı reddetmesiyle hukuk devleti ilkeleri zarar görmüş, keyfi uygulamalara kapı açılmıştır. Öte yandan Tayfun Kahraman’ın AYM kararına karşın cezaevinde bulunmasının hukuksal temeli ortadan kalkmış, fiili bir durum ortaya çıkmıştır.........