Trump Kleptokrasiye güveniyor ama işi zor

Ünlü Vikipedi Ansiklopedisi “Kleptokrasi” sözcüğünü şöyle tanımlıyor: Kleptokrasi ya da yağma düzeni, bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal veya dini grubun o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması demektir ve kısaca “hırsızlar rejimi” anlamına gelir.

Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği ülkelerde görülen bu durum söz konusu ülkelerin sağlıklı gelişmesinin önündeki en büyük engellerden birini oluşturuyor.

Kleptokrasinin etkili olduğu ülkelerde yozlaşmış politikacılar hukukun üstünlüğünü hiçe sayarak yandaşlarına  komisyonlar, rüşvetler ve özel ayrıcalıklar tanıyarak ve devlet fonlarını  ortaklarına yönlendirerek onların zenginleşmesine katkıda bulunuyor. Vikipedi’ye göre Kleptokratlar bu sayede elde ettikleri servetin büyük kısmını, iktidarlarını kaybetme ihtimaline karşı yurt dışı bankalarda muhafaza ediyor.

Vikipedi’nin bu ayrıntılı tanımlaması, Türkiye’de yaşayan bir TC vatandaşı olarak öncelikle hangi ülkeyi aklınıza getirdi bilmiyorum ama ABD Başkanı Donald Trump’ın kendi ülkesindeki kleptokrasiye alan açmak ve destek sağlamak için her yola başvurduğu bir dönemde ABD’de yaşananlara da dikkatlice bakmamız gerekiyor.

Kleptokrasi Çağı’na mı girdik?

Kendi alanında ABD’nin önde gelen yayın organlarından biri olan Foreign Affairs dergisinin 12 Şubat’ta yayınlanan son sayısında yer alan The Age of Kleptocracy başlıklı yazı da bu önemli noktalara dikkat geçiyor. Alexander Cooley ve Daniel Nexon imzasıyla yayınlanan bu yazının başlığını oluşturan Jeopolitik Güç ve Özel Kazanç deyimiyle de Trump’un hangi kayırmacı anlayışın öncülüğünü yaptığı bir kez daha öğrenmiş oluyoruz. Başkan Trump’ın devletin olanaklarını yandaş sayarak kayırdığı firmalara kullandırarak nasıl onların gözüne girdiğini de bir kez daha görmüş olduk.

Patrimonyal dalganın gücü

İngiltere’de ekonomiyle ve siyasetle ilgili konularda sözü dinlenen iki önemli siyaset bilimcinin, Stephen Hansen ile Jeffrey Kopstein’ın yazıları dikkatimi çekti son günlerde. Bu iki yazarın, küresel boyutta önem kazanan “patrimonyal dalganın” Macaristan, İsrail, Rusya ve Türkiye gibi ülkelerde nasıl etkisini artırdığını ve başarılı olduğunu ortaya koyan yazıları, söz konusu ülkelerde demokrasinin nasıl bir tehdit altında bulunduğunu da ortaya koyuyor. Türkiye’nin bugünkü ortamında bu yazının yayınlanması bizim için de önemli bir haber. Şu anda Türkiye’yi yöneten anlayışın bu gelişmeyi nasıl karşılayacağını ise merak etmemek olanaksız.

ABD Başkanı Trump bir yandan bu gelişmeleri kendi amaçları için kullanmaya çalışırken kleptokrasiye ve yolsuzluklara yol açan gelişmelere de seyirci kalarak etkisini artırmaya ve keyfi tek adam yönetimini sürdürmeye çabalıyor. Stephen Hansen ile Jeffrey Kopstein’in dile getirdiği kaygıları önemseyen Amerikalıların sayısı ise giderek artıyor ve Trump’ın rahat uyumasının giderek zorlaşacağını gösteriyor. Tüm bu gelişmeler Başkan Trump’ın ‘Tek Adam’ olarak başarmak istediklerini gerçekleştirmesinin hiç de kolay olmayacağını gösteriyor.


© T24