Suriye’de kritik dönemeç ve yansımaları
Diğer
23 Ocak 2026
Suriye ordusunun ocak ayının ilk haftasında Halep'te Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) karşı başlattığı operasyon, Suriye'nin siyasi ve güvenlik zemini ile ülke topraklarının kontrolü haritasını değiştirdi.
SDG, Halep, Deir ez-Zor ve Rakka'dan sürüldü, artık ülkenin kuzey doğusunda Haseke vilayetinin belli bir kısmına sıkışmış durumda.
Petrol sahaları, barajlar, sınır kapıları gibi stratejik ve gelir getiren noktaların neredeyse tamamını kaybetti.
SDG 10 Mart (2025) anlaşmasını uygulamakta bu kadar ayak diredi ama 18 Ocak (2026) “Ateşkes ve Tam Entegrasyon Antlaşmasını” imzalamak zorunda kaldı.
Ahmed el-Şara ile Mazlum Abdi'nin 20 Ocak’ta Şam'da yaptıkları görüşmenin ardından ilan edilen dört günlük ateşkese, bazı bölgelerde çatışmalar devam etmekle birlikte, genel olarak uyuluyor.
SDG Şam’daki görüşmede yapılan önerilere yanıtını yarın verecek.
SDG mutabakat oluşmasını engellemeyecek çapta birkaç karşı öneri ve kuyruğu dik tutucu bir tutum açıklaması yapabilir ama yanıtı çok muhtemelen olumlu olacaktır.
Olumlu bir yanıt, hem ateşkesi kalıcı barışa dönüştürme imkanı sunacak, hem Suriye hükümetine ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş dönemini yönetecek bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımları çekmeye odaklanma imkânı verecektir.
SDG anlaşmayı reddederse, her iki tarafta da daha büyük zayiatlı çatışmalar başlar. Kürt nüfusa sahip komşu ülkeler de belli ölçülerde etkilenir. Ama SDG bu ortamda kazançlı çıkmaz.
Suriye'deki gelişmelere, şekillenmekte, daha doğrusu şekillendirilmekte olan “yeni Ortadoğu” nazarından bakılmalıdır.
Suriye’de bugün gelinen nokta, başta Türkiye, ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi olmak üzere kilit dış aktörler ve Suriye’deki tarafların dahil olduğu, kapalı kapılar ardında cereyan eden sıkı pazarlıkların ve yoğun bir diplomasi trafiğinin sonucudur.
ABD, Trump yönetiminin ülkenin siyasi, ekonomik ve askeri gücüne dayanarak fütursuzca ve en kaba şekilde kullandığı arabuluculuk, kolaylaştırıcılık ve ikna edicilik özellikleriyle, Suriye’yle ilgili bu yumağın da merkezinde duruyor.
Suriye’deki gidişatı etkileyen en önemli unsur, ABD'nin SDG'nin yerine Ahmet el-Şara ve Türkiye'yi koymak suretiyle, sahadaki güvenlik ortağı tercihlerinde yaptığı değişikliktir.
ABD Büyükelçisi Tom Barrack sosyal medya hesabı üzerinden birkaç gün önce yayınladığı açıklamada, Suriye hükümetinin IŞİD'le mücadele eden küresel koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini ve bunun sonucunda “SDG'nin sahadaki başlıca IŞİD karşıtı güç olma durumunun büyük ölçüde sona erdiğini” söyleyerek bu değişikliğin parametrelerini ortaya koydu.
Golan’ın tamamını işgal eden, Suriyeli Dürzileri kullanan ve Suriye'nin güneyinde fiili bir askerden ve silahtan arındırılmış güvenlikli bölge ilan eden İsrail’in sessizliği dikkat çekiyor.
Bu sessizlik, ABD'nin arabuluculuğunda Paris'te Suriye ile yapılan görüşmeler sonucunda imzalanan anlaşmayla, ayrıca, Türkiye ve Suriye ile yapılan pazarlıkların İsrail’in Al-Şara hükümetinin politikaları ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığıyla ilgili endişelerinin, en azından şimdilik, giderilmiş olmasıyla açıklanabilir.
Türkiye, SDG’nin Fırat’ın doğusunda adeta bağımsız bir devlet gibi hareket etmesinden, bu fiili durumu ve yönetim tarzını “Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde özerklik, özyönetim” gibi isimler altında, hukuki garantilerle kalıcı bir hale getirmeye çalışmasından kaygı duyuyor ve kabul etmeyeceğini söylüyordu.
Bu açıdan bakıldığında, sahada son yaşanan gelişmeler Türkiye’nin lehine tecelli etmiştir.
Türkiye’nin diğer mülahazası da sınırın bir tarafındaki gelişmelerin yekdiğeri için emsal........
