Robotlar içli köfte yapana kadar istikamet Balat Monologlar Müzesi!
Elalem yapay zekayı kovalayıp Bruce Lee’ye rahmet okutacak dövüş sanatları ustası robotlar yaparken, biz göl yatağına otoyol yapıp üzerinde sörf yapma imkanlarını değerlendiriyoruz. Neticede göle maya çalan bir hafızadan geliyoruz; yapay zekanın böyle bir vizyona hazırlığı yok.
Son zamanlarda dünyanın iki önemli gündemi var ve bunları teğet geçmek imkansız: Yapay zeka ve Orta Doğu’nun hiç değişmeyen organik sorunu AB-D’İsrail.
İran’a savaş açılmasına hiç girmeyeceğim. Yorumu bu konuda zirve yapmış, süreci önce bir astroloğa, sonra da hızını alamayıp bir teknik direktöre yorumlatan, ‘geleceğin A Haber’i olma yolunda büyük adımlar atmış, yıldız haritasından strateji, ofsayttan jeopolitik devşiren haberciliğin üstadı Sözcü TV’ye bırakmak lazım.
Yapay zekaya gelirsek… Hindistan, vergi muafiyetleri, teşvikler ve eğitimlerle Silikon Vadisi’ni Yeni Delhi’ye taşımaya ant içmiş. Çinliler ise Bruce Lee’ye rahmet okutacak dövüş sanatları ustası robotlar yapmış, Almanlara şov yapma peşindeler. Yahu o kadar robot yapmışsın, içlerinden bari birkaçını oturt bir kenara içli köfte yapsın. Hadi olmadı, en azından bir Pekin ördeği çevirsin. Yok hayır, illa karate yapacaklar, illa birbirine dalacak o robotlar.
Biz ise zaten bambaşka bir boyuttayız. Elalem yapay zekayı kovalarken, biz göl yatağına otoyol yapıp üzerinde sörf yapma imkanlarını değerlendiriyoruz. Hangi algoritmanın aklına gelir bu? Neticede göle maya çalan bir hafızadan geliyoruz; yapay zekanın buna hazırlığı yok. Bizden söylemesi.
Algoritmanın bile devrelerini yakacağı bu absürt atmosferde, benim insan zekasıyla neler saçmaladığımı, beceriksizliğimi ve tüm dayatmaları nasıl alayla örttüğümü merak edecek olursanız, şu videoma mutlaka bir göz atın.
Robotları bırakıp gerçek insanlara dönelim: Balat’ta bir ‘Pavyon’
Robotlar dünyayı ele geçirirken, kendi küçük absürtlüklerimden başımı kaldırıp dışarı çıktığımda, ilk uğrak yerlerim genelde tiyatro mekânları oluyor.
Geçtiğimiz günlerde Balat Monologlar Müzesi’ndeydim. Balat’ın o tarihi dokusuna sinmiş eski bir yapıyı alıp harika bir şekilde restore etmişler. Birkaç katlı bu yapının beş odası, belli bir konsept altında oyunların oynandığı bir tiyatro mekânına dönüştürülmüş. Bütün odalarda aynı anda 20 dakikalık kısa oyunlar sahneleniyor. Size verilen broşürdeki numaraları takip ederek bu odaları sırasıyla geziyorsunuz. Her bir odadaki turunuzu tamamladıkça bir hikâyenin bütününe tanıklık ediyorsunuz.
Müzenin bu seferki konsepti “Pavyon”du.
İçeri adım attığınız andan itibaren kendinizi o janjanlı ışıkların atmosferinde buluyorsunuz. Sizi kapıda, ışıltılı rengarenk kostümüyle pavyon çalışanlarından Buse (Eda Akel) karşılıyor… Fonda ‘Kul Hatasız Olmaz’ çalıyor…
Oyun, pavyonda çıkan bir kavgada, oradaki herkese musallat olmuş belalı bir adam olan Savaş’ın bıçaklanarak öldürülmesi etrafında dönüyor. Şüpheli ise herkesin sevdiği, pavyonun meşhur takdimcisi Cemil’dir.
Cinayetin gölgesinde odaları gezdikçe; assolist Nazan (Tuğçe Şahin), konsomatris Sevda(Pınar Yıldırım), eski dansöz Yasemin(Tuğçe Tanış), tuvaletçi Emine(Burcu Halaçoğlu) ve patronun oğlu Burhan’ın(Erkan Akbulut) bu olayla kendi ağızlarından dökülen sırlarına tanıklık ediyorsunuz. Bu süreçte karakterlerin her biri seyirciye en derin yarasını gösteriyor. Acıların teşhire dönüştüğü yerde her oda bir performans sahnesine evriliyor.
Bir odada, evlatlık aldığı hayırsız oğlu Savaş’ın ardından bitmek bilmeyen tuvaletleri ve pavyonun kusmuklarını temizleyen Tuvaletçi Emine’nin hezeyanlarını dinliyorsunuz. Başka bir odada, binadaki tüm gizli kameralardan herkesin zaafını izleyip tanrıcılık oynayan patronun oğlu Burhan’ın ürkütücü kibrine çarpıyorsunuz. Eski kocasının hayaletiyle bir küvette boğuşan ve “Ben o gün o derede öldüm” diyen Nazan, kalbini Cemil’in avucuna bırakan ama karşılığını bulamayan Sevda ve içindeki kanamayı durduramayıp kaybolan Yasemin… Hikâye, Cemil’in Yasemin’e yazdığı ve cinayetin asıl yüzünü anlatan o sır dolu mektupla bambaşka bir boyuta taşınıyor.
Bu arabesk dünyada hakikat parçalanıyor; geriye aşk, utanç, ihanet ve suç ortaklığı kalıyor.
İnsanın duygularından, zaaflarından ve karanlığından süzülüp gelen bu yeraltı hikâyeleri, yapay zekanın devrelerini yakacak kadar karışık ve hissi. Varsın robotlar dövüşedursun, yeter ki hikâye anlatanlarımız hep olsun.
Ahmet Sami Özbudak, Şenay Tanrıvermiş, Kerem Pilavcı ve Oya Denizyaran’ın yazdığı; Kerem Pilavcı’nın yönettiği Pavyon’un Mart ayı oyun seansları:
Balat Monologlar Müzesi
06.03.2026 Cuma / 20:30
09.03.2026 Pazartesi / 20:30
16.03.2026 Pazartesi / 20:30
26.03.2026 Perşembe / 20:30
30.03.2026 Pazartesi / 20:30
