Devlet ve dil |
Diğer
31 Aralık 2025
Yeni bir çözüm sürecinin yürürlükte olduğu bugünlerde kayda değer bir provokasyon olmasa şaşardım. Çok bekletmedi, Leyla Zana’ya yönelik provokasyon çıktı geldi, iki hedef birden açığa vurarak: 1) Kürt özgürlük mücadelesinin kadın boyutu; 2) Sürecin en çok tartışılan konularından biri olarak anadili meselesi. Leyla Zana milletvekili seçildiğinde TBMM’de yemin ederken kendi anadiline sahip çıkan jestiyle tanınmıştı (1991).
Devlet “anadili” teriminin bilimsel anlamını onyıllar boyu yok saymış, ‘başlıca dil’ diye yanlış anlaşılmasının yolunu açık tutmuştu. Şimdi isim vermeyeyim ama çoğu ünlü dilbilimci bu politika nedeniyle onyıllarca ülkemizdeki tek anadili Türkçeymiş gibi yazıp çizdiği için, terimi bugün hâlâ böyle anlayanlara rastlanması çok da şaşırtıcı sayılmamalı. Ne de olsa kimse Giordano Bruno, Nâzım ya da Barış Akademisyenleri gibi tarihin haklı çıkardıklarından olmak zorunda değil. Herkesin çoluğu çocuğu var...
Öyle görünüyor ki söz konusu baskıcı dil politikasının temelinde, hızlandırılmış sanayileşmeye dayalı bir modern toplum olma stratejisi yatmaktadır. Kapitalist sanayi toplumlarında her şey gibi dil de standartlaştırılmaya ve ortaklaştırılmaya yönelir, hem ülke bazında hem küresel bazda. Bazen rızaya dayalı olarak, bazense tepenize vura vura.
Çeyrek yüzyıldır bu gerçeğin en ilgi çekici örneklerinden biri AB’de yaşandı. AB ve Avrupa Konseyi, demokrasi icabı, 2001 yılını “Avrupa Diller Yılı” ilân etti ve Avrupa düzeyinde anadillerine ilgi furyası başladı. Kıtada en az 200 anadilinin yaşamakta olduğunu keşfettiler. Dilbilimci David Crystal dünyada anadillerinin hızla ölmekte olduğunu bulguladı ve konunun uzmanı oldu. AB’de de üye devletlerin resmî dilleri AB’nin resmî dili sayılmıştı. O sıralar bir düzine olan üye devlet sayısı kadar resmî dil...
Gelgelelim, uygulamada bu dil bolluğuyla başa çıkılamadı ve birliğin tüm işleri İngilizce yapılır oldu. Bugün Britanya çoktan ayrılmış olduğu halde İngilizce hâlâ tek ortak dil.
Benzer bir deneyim, özgürlüğüne kavuşan Güney Afrika’da yaşandı, sayısız yerel dilin devreye girdiği eğitim sisteminin iki yakası bir türlü bir araya getirilemedi. Söylemesi ayıp, bu konularda Dilimiz, Dillerimiz adlı kitabımın 198-233. ve Dil Meseleleri’nin 226-239. sayfalarına bakılabilir.
Sermayenin ve sanayinin egemenliği dilde de egemenliğin yolunu açıyor. Aynı süreçte kültürleriyle birlikte silinmekte olan dillerin saygı ve ilgi görmesi biraz da eşit hakların, değer eşitliğinin ve demokrasinin laftan ibaret kalıp kalmamasında yatıyor.
Bizim cumhuriyetimizin tekdilciliği, Batı sanayileşmesinin yüzyıllar sürmüş mayalanmasını bizde olabilecek en kısa sürelere sığıştırmak istercesine baskı ve zorlama yöntemleriyle yol aldı. Kürt sorununun temel nedenlerinden biri, belki de başlıcası budur. Çünkü biliyoruz, nüfusça hiç de tenha olmayan bütün bir kavmin kafasına vura vura anadilini unutturma politikası güdüldü. Bu “sosyolojik”........