Oyununu kaybeden maçı da kaybeder!

Abbey Road’un o ikonik zebra geçidini, Galatasaray kulübünün bir sosyal medya görseline sığdırması işin romantik ve kreatif tarafıydı. Liverpool gibi bir devle, üstelik Anfield’ın o ağır havasında rövanşa çıkarken Beatles’ın "Carry That Weight" şarkısına sığınmak kağıt üzerinde kusursuz bir metafor gibi duruyordu: "Boy, you're gonna carry that weight a long time." (Evlat, bu ağırlığı uzun süre taşıyacaksın.)

Ancak futbol, sadece yaratıcı ajansların estetik görselleriyle ya da tribünlerin besteleriyle kazanılan bir oyun değil; sahanın içinde o "ağırlığı" omuzlayacak karakterlerin toplamıdır. Dün gece Liverpool karşısında o meşhur geçitte tek başına yürüyen, o devasa yükün altına gövdesini koyan tek bir isim vardı: Uğurcan Çakır.

Galatasaray, kolektif bir baskı ve taktiksel sadakatle bu yükü paylaşması gerekirken; maalesef sahada Beatles’ın o çok sesli armonisi değil, sadece kalecisinin solo performansı vardı. Liverpool, gegenpressing’in en rafine örneklerinden birini sergilerken, Galatasaray orta sahası topu her kaybettiğinde o "ağırlık" katlanarak Uğurcan’ın kalesine doğru devrildi. Uğurcan; sadece topları değil, takımın dağılmaya yüz tutan özgüvenini de tutmaya çalıştı.

Lakin bir takım sporu olan futbolda, bir kalecinin omuzları ne kadar geniş olursa olsun, modern oyunun bu kadar fiziksel ve hızlı oynandığı bir çağda, 11 kişinin taşıması gereken o ağır yükü tek bir eldivene teslim ederseniz, o yolun sonunda "elenme" tabelasıyla karşılaşmanız kaçınılmaz olur.

Aslında maçı kaybetmeden önce kendi oyununu, yani o sarsılmaz kimliğini kaybetti Galatasaray. Ki modern futbolun en acımasız gerçeği budur; sahadaki "benliğinizi"........

© T24