AKP’nin ve Erdoğan’ın ‘güvenlik arayışlı’ yükselen oyları, Özgür Özel’i yalnızlaştırma çabaları… |
Geçtiğimiz hafta katıldığım bir yayın çıkışı kamuoyu araştırmaları referans alınan bir isimle karşılaştım. Ayak üstü kısa sohbet ettik. İki şey söyledi. AKP’nin oyları yükseliyor, ‘siyasetçi başarı puanında Tayyip Erdoğan uzun süre sonra birinci sıraya çıktı, Mansur Yavaş ikinci oldu’…Bunun temel nedenini ise ‘Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyadaki savaş ortamına bağlı güvenlik endişeleri’ ile açıkladı. Kararsızlardan konjonktür gereği iktidar partisine dönüş olduğundan bahsetti. Bu durumun son dönemdeki büyük ekonomik kriz ortamına rağmen oluşuna da vurgu yaptı. CHP içinde bir kaynak benzer bir anketin varlığından bahsederek bir örnek verdi:
"2023 mayısındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine az süre kala 6 Şubat’ta meydana gelen büyük depremde özellikle başlangıçta bölgeye müdahalenin yetersizliğine rağmen deprem bölgesindekilerin çoğunluğu oylarını Erdoğan’a vermişti. Güvenlik söz konusu olduğunda tavır değişebiliyor."
Okurlar için hatırlatma yapayım. Tayyip Erdoğan ikinci turda deprem bölgesindeki 11 ilde kullanılan 7 milyon 319 bin oyun 4 milyon 103 binini alarak ilk sırada yer almıştı.
İsrail-ABD ikilisinin İran’a saldırısı sırasında Türkiye’nin ‘savaşın dışında kalabilmesi’, arabuluculuk noktasında inisiyatif alması’ belli ki seçmenlerde-vatandaşlarda bir etki yaratmış. Elbette alt başlıklara bakıldığında, Trump ile aynı safta gözükmek-yer almaktan tartışmalı isim BlackRock CEO’su Larry Fink ile görüşmeye genel kamuoyunun daha az tartıştığı konular var. Ancak belli ki bu en azından şimdilik gündemde değil. Türkiye’nin askeri gücünün Trump’ın NATO’nun içini boşalttığı-boşaltmaya çalıştığı dönemde Avrupa için kritik önemde olduğunu da yapılan görüşmelerde-anlaşmalarda açıkça görüyoruz. (Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile İran’a saldırıların başladığı dönemdeki görüşme ile İngiltere Eurofighter anlaşması iki örnek.)
Bu arada Trump’ın önceki gün Daily Telegraph’a verdiği demeçte NATO için ‘kağıttan kaplan’ tanımını kullanması ve ‘ittifaktan ayrılmayı değerlendirdiğini de’ belirtmesi kritik önemde. Tüm bunlar olurken kamuoyunun çok da dikkatini çekmeyen (gazeteci Barış Terkoğlu ilk yazan oldu) NATO ile yeni işbirlikleri de hem nasıl bir anlaşma olduğu hem de nasıl yükümlülükler doğurduğu gibi soru işaretleriyle (az da olsa) tartışıldı-tartışılıyor. ( NATO Türkiye Çok Uluslu Karargah ve Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında İstanbul’da Deniz Unsur Komutanlığı) Yazın Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak NATO zirvesi iyice önem kazandı.
İktidarın, Erdoğan’ın önümüzdeki sene Kasım’da yapılacak seçimlere ‘iyi bir ekonomik durum ile gidemeyeceği’ neredeyse kesin. Başta gençler gelecek kaygısının da arttığı bir dönem. Hukukun var olmaması er ya da geç ister siyasi ister başka nedenlerle herkesin kapısının çalınma potansiyelinin geniş kitleler farkında ve bu bir huzursuzluk nedeni. Anketlere göre ana muhalefete yapılan operasyonların büyük kısmının siyasi olduğu görüşü de yaygın. Ancak AKP-Erdoğan mart 2024 sonrası 2026 şubata kadar CHP’nin ilk sırada gözüktüğü anketlerde bile kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 30’un altında olmadı. Gözüken oy farkı birkaç puandı. Şimdi iktidar lehine bu aralık kapanmış gözüküyor. İktidarın ‘terörsüz Türkiye’ diye tarif ettiği, çözüm-barış arayışlarının evrileceği nokta ki ‘geri dönüş olmayacağı da belirtiliyor’, Öcalan’ın mesajları da içinde demokrasi unsuru da barındırarak ‘cumhuriyetle sorun olmadığı’ vurgusu taşıyarak iktidarın şekillediği anlamda yavaş da olsa yürüyor.
Ana muhalefet CHP’ye gelince. T24’ten Cengiz Anıl Bölükbaş’ın haberinde belirttiği gibi 31 Mart yerel seçimlerinden birinci parti çıkan CHP’nin kazandığı 20 belediyeye, seçimlerden bu yana çeşitli suçlamalarla operasyonlar düzenlendi. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir ana muhalefet partisi, bu denli geniş çaplı bir operasyonla karşı karşıya kaldı. Aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da olduğu biri önceki dönem olmak üzere 21 belediye başkanı tutuklandı. Tutuklanan belediye başkanlarından sadece Esenyurt Belediye BaşkanıAhmet Özer ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar serbest bırakıldı, ancak görevlerine iade edilmediler. Sadece gözaltına alındıktan sonra ev hapsi kararıyla serbest bırakılan ve daha sonra ev hapsi kararı da kaldırılan Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere görevine dönebildi.
Bu zor dönemde CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’e sadece iktidar kanadından değil kendini muhalif olarak tanımlayanlar tarafından da ağır bir yüklenme var. Yüklenme kelimesini özellikle seçtim kast ettiğim eleştiri değil. Kendisine takılan-takılmaya çalışılan lakaplardan tüm dış etkenlere-baskılara karşı partiyi-tabanını bir arada tutmasındaki başarıyı yok saymaya-değersizleştirmeye çalışanlar. 19 Mart sonrası sadece İmamoğlu değil tüm belediye başkanları, bürokratlar ve aileleriyle dayanışan, memleket çapındaki 100 mitingle sokakla buluşan, onlara karşı karşıya kaldıkları durumu anlatan, anketlere göre ikna da eden bir isim. Kürt sorununun çözüm arayışlarında partisinin karşı karşıya kaldığı durumun dışında ‘tarihsel sorumluluk’ diyerek süreçte yer almaya çalışan bir lider. Başta ekonomi çözüm önerilerini kurdukları komisyonla farklı bir bakışla kamuoyuna anlatmaya çalışan bir kişi.
Kimileri soruyor ‘bu kadar miting yaptı ama operasyonlar devam ediyor, ne oldu?’ diye. Bu baskı ortamında muhalifler bir arada kaldı, dağılmadı, umutsuzluğa kapılmadı bu önemli değil mi?
Erdoğan oylarını yeniden artırırken ana muhalefet partisinin eksikleri yok mu peki? Elbette var. Ancak özellikle son dönemde gördüğüm, parti içinden konuştuklarımdan aldığım bir izlenim de var: Özgür Özel yalnızlaştırılmaya çalışılıyor. Herkesin farklı bir gerekçesi var anladığım. İsimler, mevkiler, gerekçeler anlatılıyor. Bu CHP’de şu anda bir sorun var anlamına gelmiyor. Ancak anladığım partinin yeni bir motivasyona ihtiyacı var.
Bitirirken…
CHP’nin hukuki gerekçelerle çalışamadığı, etkisizleştirildiği bir Türkiye’nin iktidar dahil kimseye hayrı olmaz. Seçimlerin medya yapılanmasından devlet gücüne her koşulda iktidar lehine geliştiği, yarışın sadece görüntüde kaldığı bir dönem kabul edilebilir mi? Dünya çok kritik bir eşikten geçiyor. Siyaset, uluslararası ilişkiler yeniden şekilleniyor, yeni bir dönemin sancılı günlerindeyiz. Oy ve seçim kazanma dışında gelişmeleri anlama-anlamlandırma yeni bir perspektif ortaya çıkarma zamanı.