Süresiz nafakadan vergisiz nafakaya: Tartışmanın eksik halkası
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz” ibaresini iptal etmesi, Türkiye’de boşanma sonrası ekonomik düzen ve sosyal devlet ilkeleri bakımından önemli bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.
Anayasa Mahkemesi (AYM), 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (TMK) 175. maddesinde yer alan ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafa bağlanan nafakanın süresiz olabilmesine imkân tanıyan düzenlemeyi iptal etti. Bu karar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Ancak bu tartışmanın içine girmeksizin, meselenin çoğu zaman gözden kaçan vergisel boyutuna dikkat çekmek gerekir.
Nafaka niçin verilir?
Nafaka, muhtaç eşlerin birbirlerine, boşanmış eşlerin karşılıklı olarak birbirlerine, ana ve babanın küçük çocuklarına, altsoyun üstsoya, üstsoyun altsoya ve refahta olan kardeşlerin zor durumdaki kardeşlerine yaptığı bir tür maddi destek ve yardım olarak tanımlanabilir. Hukukumuzda dört temel nafaka türü bulunmaktadır: yoksulluk nafakası, iştirak (katılım) nafakası, yardım nafakası ve tedbir nafakası.
Yoksulluk nafakası, boşanma sonucunda eşlerden ekonomik olarak zayıf duruma düşen tarafın yoksulluk sınırının altına düşmemesi amacıyla ödenen nafaka türüdür.
İştirak (katılım) nafakası ise boşanma sonrasında çocukların bakım, eğitim ve diğer temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak, velayet kendisine bırakılmayan ebeveyn tarafından ödenen nafaka türüdür. Burada esas olan, boşanmayla birlikte sona ermeyen ebeveynlik sorumluluğunun çocuğun yararı doğrultusunda mali olarak devam etmesidir.
Bu nafaka türleri, özünde son derece insani bir amaca dayanmakta; sosyal devlet ilkesinin ve aile dayanışmasının hukuk içindeki yansımaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle nafakanın normatif anlamı ile kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen bireysel örneklerin yarattığı........
