Anneliğin kutsallığı ve devlet baba zorbalığı |
Bir taşla iki kuş vurmaya heveslenen devlet baba bize hem anneliğin ne olup ne olmadığını tarif etti hem kendi hayvan düşmanlığını bir kez daha küstahça tescilledi.
Anneliğin kutsallığını ve babalığın o kutsallığa eşlik eden zorbalığını kabullenişle şekillenen kültürel süreçte devletin baba olarak kodlanması şaşırtıcı bir tesadüf değil.
Toplumun devleti koruyucu, terbiye edici ve cezalandırıcı bir baba figürü olarak kabul etmesinin tohumları, insanlığın tarım toplumuna geçip mülkiyet histerisiyle tanışması sürecinde atılmaya başlandı.
Eril erkin biçimlenip güçlendiği ve başta kadının toplumsal cinsiyet rolü olmak üzere, dişil olarak kodlanan her türlü varoluş halinin o eril erkin hakimiyetine teslim edildiği çağlar boyunca uygarlaşma uğraşı veren insanlık, tiranların babalığından imparatorların babalığına ve nihayetinde de ulus devletlerin babalığına geçebildi.
Haliyle babalıkla tanımlanan erke tapmaktan ve o erkten korkmaktan hâlâ vaz geçmedi.
Anneliğin bile eril dille tanımlandığı bir dünyada yaşıyoruz. Varlığı annelikle mühürlenmiş kadına, ellerimizde eril fenerler, layık olduğu bir yer arıyoruz. Ve onu yine hiçbir yere sığdıramıyoruz. Üstelik büyüklüğünden değil, küçüklüğünden.
Mülkiyet kavramının belirlediği değerler hiyerarşisinde kadının yerinin erkekten sonra gelmesi kaçınılmaz. Çünkü insanın başta canı olmak üzere, sahip........