Amerikan rüyası ile Amerika kâbusu arasında geçen yüz yıllık bir uyku
Diğer
15 Ocak 2026
“American dream” yani Amerikan rüyası ilk kez 1931’de tarihçi James Truslow Adams tarafından ortaya atılmış bir terim. Bir nevi kapitalizmin mitolojisi.
Adams her ne kadar kitabında bu rüyayı fırsat eşitliği üzerinden pozitif bir kavram olarak anlatsa da bireysel başarıların ödüllendirildiği bir dünyada bireysel başarısızlıkların hızla cezalandırılması rüyanın da hızla kabusa dönüşmesi anlamına geliyor.
Amerikan Rüyası vaadlerle dolu bir masal.
O rüya diyor ki, çok çalışırsanız her şeye sahip olabilirsiniz.
Fakir bir ailenin ya da göçmen bir ailenin çocuğu olmanız hiç önemli değildir.
Bu düzende herkes eşit fırsatlara sahiptir ve o fırsatları doğru değerlendiren herkes başarıya ulaşabilir. Yani Amerikan rüyası insanları çok çalışırlarsa her şeyi başarabileceklerine inandıran bir dinin adı.
Tanrısı para.
Cenneti başarı.
Cehennemi başarısızlık.
Sadece o kıtada değil tüm coğrafyalarda herkesin eğer fırsatları doğru kullanabilirse zengin olabileceği ama zenginle fakirin asla aynı haklara sahip olmayacağı bir düzeni rüya olarak tanımlayan aklın peşine takılan dünya doğal olarak kabustan uyanamıyor.
Fırsat eşitliğini kazanmanın, insan onurunu korumanın şartını “başarılı olmak” diye belirleyen ve “başarılı” olmayanın, olamayanın hızla sistem dışı kalacağı, gözden çıkarılacağı bir düzende yere düşenlerin üzerine basa basa ilerleyen bir uygarlık, başarıyı en baştan ve bambaşka bir yerden tanımlamadıkça ne bu rüyadan uyanmak ne de bu kabustan kurtulmak mümkün.
Rüyalar ve kabuslar arasındaki bir köprünün üzerinde birbirini öldüre öldüre paylaşamadığı hayatın anlamını sadece maddi kazançta bulabilen insan çocuklarını o anlamın uğruna ölmeye ve öldürmeye gönüllü bir dünyanın içine doğuruyor.
Dini siyasete alet eden iktidarlar, gücünü faşizmden alanlar........
