Siyasallaşarak hukuktan kopan bir yargı |
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Eylül 2012 ile Aralık 2025 arası dönemde esastan incelediği 84 bin 442 başvurunun, 82 bin 753’ünde hak ihlali yapıldığı tespit edildi.
Feci bir istatistik bu: Her 100 dosyadan 98’inde mahkemeler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının haklarını ihlal etmiş!
Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yapabilmek için bütün yargı yollarının tüketilmesi gerekiyor.
Yani önce ilk derece mahkemesinde yargılanacaksınız. Bu karara itirazınızı istinafa yapacaksınız. Yargıtay aşamasını da tamamlayacaksınız ki AYM’ye bireysel başvuru hakkına sahip olabilin.
Türkiye’deki yargı süreçlerini dikkate alırsanız bir vatandaşın makul bir süre içinde adil yargılanma hakkına sahip olabilmesi 10 yılın üzerinde mümkün olabiliyor. İyimser bir hesapla 14 – 15 yıldan söz ediyorum.
Türkiye’de yargının nasıl bir çıkmazın içinde debelendiğini gösteren basit bir istatistik bu.
Her istatistik gibi soğuk bir rakamdan ibaret.
Ama aynı zamanda bu tablo 82 bin 753 insanın, aileleri ve yakınlarıyla birlikte yaşadıkları bir dram anlamına da geliyor.
Bunun en temel nedeni, ilk derece mahkemelerinden başlayarak yargıçlarımızın AYM ve AİHM kararlarını içlerine sindirememiş olmalarıdır.
Siyasallaşarak hukuktan kopmuş bir yargının varlığının kanıtıdır.
Siyasallaşma o dereceye vardı ki artık AYM’nin haklarınızın ihlal edilmesi ile ilgili kararlarını da uygulamıyorlar.
Anayasa Mahkemesi (AYM), Gezi hükümlüsü Tayfun Kahraman için geçen hafta ikinci kez "hak ihlali" kararı verdi.
AYM’nin bundan önce verdiği hak ihlali kararına İstanbul’daki bir ağır ceza mahkemesi uymamıştı.
Bakalım bu kez uyulacak mı?
Hatırlarsınız, aynı mahkeme Hatay’dan milletvekili seçilen Can Atalay hakkında verilen ihlal kararını da tanımamıştı.
Anayasa, AYM kararlarının “yargı organlarını, idareyi, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını” yazıyor ama mahkemeler bazen uyuyor, bazen uymuyor.
AYM ve AİHM kararlarının “adamına göre uygulandığı” bir ülke haline geldik.
Adliyelere gözleri bağlı Themis heykeli koymak belki dekorasyonu tamamlıyor ama belli ki bazı hakimler bunun ne anlama geldiğinin farkında değiller.
* * *
Uyuşturucu ile mücadele yöntemi bu değil
Uyuşturucu ile mücadele kuşkusuz ki çok önemli ancak “kamuoyunca bilinen şahıslara yönelik” operasyonların sonuç yarattığı ve uyuşturucu ticaretinin önlendiği de görülmüş değil. Bu soruşturmada kaç kilo uyuşturucu elde edildi, hangi uyuşturucu tüccarına ulaşıldı; bunları bile bilmiyoruzİstanbul’da bir tür cadı avına dönüşen “kamuoyunca bilinen şahıslara yönelik” soruşturmada dün sabah yine bir dizi gözaltı yapıldı.
Bazı oyuncular ve şarkıcılar bu vesileyle peşinen suçlu gibi teşhir edildiler.
Savcılıktan yapılan açıklama söz konusu kişilerin “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, uyuşturucu veya uyarıcı madde temin etmek” suçlamasıyla gözaltına alındıkları belirtiliyor.
Bu kişilerin kaçının gerçekten uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullandığını şu anda bilmiyoruz.
İfadelerden sonra test için örnekler alınacak ve durum belli olacak.
Bugüne kadar bu soruşturma kapsamında gözaltına alınan kaç kişinin test sonuçlarının negatif çıktığını bilemiyoruz.
Medyamız gözaltına alınanların isimlerini yazmak konusunda çok istekli ama test sonuçlarını yayınlamak konusunda o kadar arzulu değil.
Ya da savcılık isimleri saklamak konusunda titiz değil, test sonuçlarını saklamak konusunda titiz de diyebiliriz.
“Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak, satın almak, temin etmek” suçu ile “uyuşturucu madde ticareti yapmak” farklı suçlar.
Dün gözaltına alınan kişiler hakkında toplanacak deliller ile kamu davası açmak için yeterli bir şüphe olduğu tespit edilirse, savcılık dava açmayacak.
Beş yıl süreyle kamu davası açılması ertelenecek ve bu beş yıl içinde aynı suç işlenmezse dava hiç açılmayacak.
Kanunun bu yolu tercih etmesinin nedeni, uyuşturucu ya da uyarıcı kullanan bu kişilere, bu illetten kurtulabilmeleri için bir fırsat vermek.
Ancak bu kişilerin isimlerinin daha soruşturmanın ilk günü, savcılık açıklamasıyla alenileştirilmesi peşin bir cezalandırma anlamına geliyor.
Üstelik bu kişiler içinde haklarındaki ihbar asılsız çıkabilecek olanlar da var.
Uyuşturucu ile mücadele kuşkusuz ki çok önemli.
Ancak uyuşturucu ile mücadelede bu tür operasyonların sonuç yarattığı ve uyuşturucu ticaretinin önlendiği de sadece bizde değil, dünyada da görülmüş değil.
Aylardır devam eden bu soruşturmada kaç kilo uyuşturucu elde edildi, torbacılar takip edilerek hangi uyuşturucu tüccarına ulaşıldı; bunları bilmiyoruz.
Bildiğimiz soruşturmanın “kamuoyunca tanınan kişilere yönelik olarak” sürdürüldüğü ki savcılık açıklamasında da zaten bu ifade var.
Uyuşturucu kullananların izlenerek torbacılarının tespit edilmesi, torbacıların takip edilerek ara tedarikçilere ve oradan da büyük mafya patronlarına ulaşmak gerekirken bu yolun tercih edilmesi bunun daha çok reklam amacıyla yapıldığını düşündürtüyor.