Adliye Borsası’na soruşturma yok mu?

Ekrem İmamoğlu’nun seçimde Cumhurbaşkanı adayı olamaması amacıyla açılan davada iş adamı Murat Kapki, ifadesi sırasında verdiği dilekçede kendisinden tutukluluğunun kaldırılması için 2 milyon dolar rüşvet istendiğini ihbar etti.

Kapki mahkemeye verdiği dilekçede AKP’li avukat Mücahit Birinci’nin kendisinden rüşvet istediğini söylüyor:

“Üçüncü ifademi esasen Mücahit Birinci’nin bana yaptığı teklifi anlatmak için verdim. Savcılara; Mücahit Birinci’nin bana gelip iftiralar atmamı ve kendisine 2 milyon dolar vermemi, bu sayede tahliye olabileceğimi söylediğini anlattım. Ancak savcılar bunları tutanağa geçirmedi.”

Ekrem İmamoğlu’nun 401 kişi ile yargılandığı davanın iddianamesi büyük ölçüde bu tür ifadelere dayanıyor.

Savcılık, bu davadaki sanıklar aleyhine söylenen her şeyi “delildir” diyerek iddianameye koymuş.

Buradan anlıyoruz ki evrensel ceza hukukunda pek yeri olmayan “o dedi, bu dedi” ifadeleri İstanbul Adliyesi için son derece makul ve uygun deliller.

İlgimi çeken şey, sözlerden ibaret olan, maddi deliller ile desteklenmeyen bazı ifadeler sonuç doğurur, insanların bir yıldır tutuklu yargılanmasına yol açarken, bazı ifadeleri savcıların duymazdan gelmesi.

Kapki’nin Mücahit Birinci ile ilgili ifadesini savcıların tutanağa bile geçirmemeleri bunu düşündürtüyor.

Normal olarak böyle bir ifade verildiğinde bu iddiaya maruz kalan savcıların yerlerinden öfkeyle zıplamaları gerekir.

Sadece savcıların değil Birinci’nin de ayağa fırlamasını beklerdim.

Ama görülüyor ki umurlarında bile olmamış.

Niye acaba?

Tıpkı futbolda olduğu gibi bizim adliyemizde de böyle “iş bitiriciler” olduğunu hep duyarız.

Olay futbolda şöyle cereyan ediyormuş: Birileri falanca takım ile oynayacak filanca takımın şu, şu oyuncularını belli bir paraya “bağlayarak” maçı falanca takımın kazanmasını sağlayacaklarını söylermiş. Buna inanan falanca takımın yöneticisi de belli bir parayı bunlara teslim eder, maç gününü beklermiş.

Maç oynandığında falanca takım kazanamazsa “şike parası” diye verilen parayı aracılar kulüp yöneticisine iade eder, “namussuzlar vazgeçti” derlermiş

Çünkü aslında herhangi bir futbolcuyu bağlamamış olurlar, bir tür kumar oynarlarmış. Şansları yaver giderse falanca takım maçı kazandığında da paraları kendi aralarında üleşirlermiş.

Adliye Borsası’nın da böyle olduğu iddialarını hep duyarım.

Belki de Kapki ve başka sanıklara ulaşan bazı avukatlar böyle zarf atıyorlardır.

Tahliye kararı çıkarsa paralar cebe, çıkmazsa iade!

Bu anlatılanların ne kadar doğru olduğunu bilemeyiz elbette ama bunu iş edinen avukatların bulunduğu hep söylenir.

Namuslu hukukçuları elbette tenzih ederim.

Kapki gibi bir sanık böyle bir ifade verdiyse bunun en azından soruşturulması gerekmez miydi diye sormak istiyorum.

Böylece bu işi alışkanlık haline getirenler varsa onları yakalamak, Adliye’nin adını temize çıkarmak mümkün olurdu ki yakışan da zaten budur.

Madem savcılar bu iddiaya duyarsız kalıp, tutanağa bile bağlamadılar, Mücahit Birinci bu işe el atmalı.

İddia bu dilekçeyle artık alenileştiğine göre bir suç duyurusu da kendisi yapmalı.

Daha önce de yazmıştım, bu tür dedikodulara ben inanmamayı tercih ederim.

Ama ben inanmıyorum diye torba ağızlar büzülmüyor, Adliyemizin haberi olsun.

***

“Darbe” konusu savcıların dikkatini çekmiş

CHP lideri Özel’e açılan soruşturma AKP Adliyesi’nin en sevdiği soruşturmalar arasında kuşkusuz ki ilk sırayı alır: Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu! Muhalif politikacıyı cezalandırma hevesi, bizim memlekette hep olmuştur. Bunun nedeni bir türlü “gerçekten sivilleşmeyi başaramamış” olmamız. İktidara gelen, sivil siyasetten geliyor, bununla övünüyor ama eleştiriye karşı tahammülsüz.

Özgür Özel, Kuşadası mitinginde

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Kuşadası mitinginde yaptığı konuşma nedeniyle soruşturma başlattı.

Hep diyorum, bir gün öyle bir an gelecek ki hakkında soruşturma başlatılmamış bir tek T.C. vatandaşı kalmayacak!

Özel’e açılan soruşturma AKP Adliyesi’nin en sevdiği soruşturmalar arasında kuşkusuz ki ilk sırayı alır: Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu!

Özel, Cumhurbaşkanı’na “darbeci” suçlaması yapmış, soruşturmanın nedeni bu.

Bir siyasetçinin biz sıradan vatandaşlar gibi konuşması beklenemez.

Siyaset doğası gereği bizim memlekette biraz sert gidiyor.

Cumhurbaşkanı da bir siyasetçi olarak zaten hayli sert ifadeler kullanabiliyor.

Onun için Erdoğan’ın Özel’e söyledikleri, Özel’in Erdoğan için söylediklerini götürür, geriye iki taraftan biri lehine diğeri aleyhine üç beş söz ancak kalır.

Böyle konuşmak kendi bilecekleri iş ama onaylamadığımı söyleyeyim.

Muhalif politikacıyı cezalandırma hevesi, bizim memlekette hep olmuştur.

Bunun nedeni bir türlü “gerçekten sivilleşmeyi başaramamış” olmamız.

İktidara gelen, sivil siyasetten geliyor, bununla övünüyor ama eleştiriye karşı tahammülsüz.

Hesap vermek istemiyor, eleştiri dinlemek taraftarı değil.

Bugünkü iktidar da bundan vareste değil.

Hesap vermek istemiyor, eleştiriye tahammülü yok hatta eleştiriyi doğrudan hakaret diye algılamaya eğilimli.

Öte yandan memlekette Anayasal düzenin ciddi bir darbe aldığı da gerçek.

Anayasa’ya göre idareyi, yargı organlarını vs. bağlayan AYM kararlarının yargıyı bağlamayabileceğini gördük.

Anayasa’ya göre kararları kesin olan Yüksek Seçim Kurulu kararlarını tanımayan ilk derece mahkemeleri bile var.

Bu işleri hâkimken başlatan kişi, politikaya girdi, Adalet Bakanı da oldu.

 “Anayasal düzene karşı bir yargı darbesinden” bu nedenle söz ediliyor.

Öte yandan seçimle iş başına gelen belediye başkanlarının yerine devlet memurlarının atanması meselesi var.

Normal olarak seçimle göreve gelen, herhangi yasal bir nedenle görevden alınıyorsa yerine gelecek olanın da seçimle gelmesi beklenir.

Belediye Meclislerinin üyeleri seçimle geldikleri için onlardan birini kendi aralarında seçerler, yeni belediye başkanının hukuki meşruiyeti seçimden gelir.

Bizde ise bir süredir bu iş kaymakamlara, valilere emirle veriliyor ki seçimle göreve gelmiş birini zorla görevden alıp, yerine bir memur tayin etme işi darbe dönemlerinde tanıklık ettiğimiz ortak uygulamalardandır.

Başbakan Süleyman Demirel’in 12 Eylül 1980’de bir darbeyle devrilip, yerine bir emekli devlet memuru olan Bülent Ulusu’nun tayin edilmesi buna bir örnektir.

Özel’e soruşturma nasıl sonuçlanır bilemiyorum ama savcılarımızın hazır bu konuya ilgi duydukları anlaşıldığına göre, Anayasa’nın delik deşik edilmesi meselesi de belki gündeme gelir.

 


© T24