“Erkeklik krizi” gerçek mi? |
Diğer
17 Ocak 2026
Gazetedeki başlığı okuduğumda içimden “ın-ını-nıın” dedim.
Radyo, sinema ve henüz üzerine apartman dikilmemiş boş arsalarda oynanan futbol ile kukalı saklambaç dışında eğlence olanaklarının çok sınırlı olduğu çocukluk yıllarımdan kalma bir ses bu.
O yıllarda mahalledeki çocukların bir araya geldiklerindeki eğlencelerinden biri de içlerinden birinin gördüğü ama diğerlerinin görmediği filmleri anlatmaktı.
Bir film nasıl anlatılır?
Yeni kuşaklara bunu açıklamak hayli zor: Önce kahramanlar tanımlanır; erkek şu, kadın bu gibisinden.
Sonra olaylar gelişme sırasına göre anlatılır, akılda kalan replikler tekrarlanır.
Filmi anlatanın taklit yeteneği de varsa ki birilerini taklit etmek de o günlerin çocuk eğlenceleri arasındaydı, bazı sahneler de taklit yoluyla canlandırılır.
“In-ını-nıın” sesi, filmi anlatırken kullanılan “ses efektlerinden” biriydi. Heyecanlı bir durumun başlangıcına işaret eden bir ses.
Şimdi hatırladığım kadarıyla “dıgıdık dıgıdık” da vardı mesela, at ile yolculuğu anlatan.
“In-ını-nıın” sesi artık benim iç seslerimden biri. Bir şeye karşı içimden tepki verirken kullandığım bir şey.
Biraz da Netflix açılırken çıkan sese benziyor; kulaklarınızda canlanır belki.
Başlığı The New York Times’ta görmüştüm: “Erkeklik Krizi” gerçek. Unutulmuş bir kitap nedenini açıklıyor!
Alt başlık daha da “ıslak”: “Erkekler başkalarıyla ve kendi duygularıyla bağlantı kurmakta neden bu kadar zorlanıyorlar?”
Parul Sehgal’in bu yazısı yayınlandığında 2025’in bitmesine daha bir hafta vardı.
Kitabın yazarı, gazeteci Norah Vincent, “erkek egemenliği savunucuları camiasının manevi annesi” olarak kabul ediliyor.
2006 yılında yayımlanan “Kendi Kendini Yaratan Adam” (Self-Made Man) adlı kitabında, 18 ay süren bir sosyal deneyi anlatıyor.
Bu deney için erkek kılığına girerek sadece erkeklerin bulunduğu mekanlarda dolaştı.
Kendisini “Ned” olarak tanıtarak flört etti, iş başvuruları yaptı, bir manastırda kaldı.
Bir bowling turnuvasına katıldı, batakhanelerde, striptiz kulüplerinde dolaştı.
Yola çıkarken bu deney ile erkeklerin, kadınların hayal bile edemeyeceği kolaylıklar görerek hayatta ilerleyebileceklerini kanıtlayacağını düşünüyordu.
Ancak kitabında gördüklerinden hayal kırıklığına uğradığını yazacaktı.
Tanıştığı erkekler yalnız ve mutsuzdu.
Kitabını yazarken artık onların acısı, onun da acısı olmuştu.
Erkek olarak flört etmeye çalıştığında, kadınlardan gördüğü acımasız tavırlar onu sarsmış ve aşağılamıştı.
Kitaba konu olan deney aslında bir şaka olarak başlamıştı.
Norah’nın “Drag King” bir arkadaşı, ona erkek kılığına girip sokaklarda biraz gezinmesini söylemişti. Çok eğleneceklerdi.
Drag King tahmin edebileceğiniz gibi Drag Queen’in tersi. Birinciler erkek kılığına girmiş kadın, ikinciler kadın kılığına girmiş erkek performans sanatçıları.
Drag King’ler genellikle abartılı maço erkek karakterler olarak performans sergiliyorlar.
Norah pazen bir gömlek, bir beyzbol şapkası, takma bıyık ve keçi sakal ile kılık değiştirdi.
Mahallede dolaşırken kimse ona bakmadı bile.
Oysa aynı sokaklarda bir kadın olarak dolaşırken bakışlarla taciz edildiğini hissediyordu.
“Bana bakmayarak, bilerek dik dik bakmayarak gösterdikleri fark, saygı” diye yazacaktı: “Bakışlarını kaçırmalarında saygıdan daha fazlası, daha incelikli, daha dolaylı bir şey iletiliyordu. Daha çok saygısızlık göstermeme isteği........© T24