Atlas’ın ardından: Eğitimdeki boşluk, sokaktaki şiddet
Diğer
Konuk Yazar
29 Ocak 2026
Atlas bu hayattan karanlık ve kötü eller tarafından kopartıldı. Hepimizin içi ayrı yandı. 17 yaşında; daha ömrünün baharında, mavi gözlü, güzel yüzlü bir çocuktu. Kim bilir ne hayaller kuruyordu geleceğine dair… Hepsi yarım kaldı.
Atlas’ı dolaylı da olsa tanıyan biri olarak bu yazıyı kaleme almak, inanın benim için zor. Teyzesi Gülşah matematik öğretmeniydi ve biz uzunca süre aynı kurumda çalışmıştık. Zaman içinde dostluğumuz da epeyce gelişmişti. Atlas’ı ve ikiz kardeşini dilinden düşürmezdi. Hatta öyle ki, bir seferinde Gülşah Hoca’ya ders yazmamız gerektiğinde bana Atlas’ın ders çalışan fotoğrafını gönderip, “Üzgünüm, bu yakışıklıya matematikten 100 aldırmak istiyorum, başka birine ders yazın.” demişti. Atlas’ın ders çalışan fotoğrafı hâlâ bende duruyor…
Atlas ilk değildi. Daha geçen sene aynı bataklık Ahmet Minguzzi’yi kopardı bu hayattan. Dilerim son olur. Çünkü artık kimse nefes almıyor; ne Atlas, ne Atlas’ın ailesi, ne Ahmet, ne Ahmet’in ailesi…
Bu cümle salt bir soru cümlesi değil. Bir isyanı, bir çaresizliği, elden bir şeyin gelmeyişini de haykıran bir cümle… Ne oldu, ne oluyor da böyle pırıl pırıl gençler birer birer hayattan alınıyor?
Ana akım televizyon kanallarının gündüz kuşaklarında yayınlanan programları hepiniz biliyorsunuz. Aile içi şiddetten tutun, çarpık ilişkilere kadar bir sürü garip konu bu programların temel akışını oluşturuyor. RTÜK de sanki bizim gibi, sadece izliyor. Bazen de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yapması gereken şeyleri bu programlar yapıyor. Emniyetin görev alanına giren konulara yine bu programlar bakıyor; kayıpları arıyor, katili bulmaya çalışıyor…
O zaman sizin gibi ben de ister istemez soruyorum: Devletimiz nerede?
Yine ana akım kanallarda akşam gösterime giren dizileri hatırlayalım. Herkesin elinde bir silah; ağır konuşmalar, bitirim tipler, siyah takım elbiseli mafya figürleri her akşam bize dayatılıyor. RTÜK de salonda, oturma grubunun en güzel yerinde, en sadık izleyici olarak yerini alıyor!
O zaman sormak yine hakkımız değil mi: Devletimiz nerede?
Bu yayınların bu şiddet örgüsünü doğrudan beslediğini iddia etmek belki doğru değil; ancak bir etkisinin olmadığını söylemek de kolaycılık olmaz mı?
Özellikle son 5–10 yıldır ekonomide yaşadığımız kriz, köşe dönmeciliği ve kısa yoldan zengin olma arzusunu, yeni neslin bilinçaltına gönderiyor ve genel ahlak standartlarını yeniden dizayn ediyor. Bu defacto tasarım; yeni nesil çetelerin haraçlarını ödemeyen mekânları kurşunlamasına, yasa dışı bahis sayfalarından medet umulmasına, kaynağı belirsiz paraların sisteme aktarılarak aklanmasına ve yasaklı maddelerin kullanımının yaygınlaşmasına neden oluyor. Suç bataklıkları, bu yoz ortamın kendilerine sunduğu hiçbir fırsatı kaçırmıyor ve suça meyilli herkesi içine çekiyor. Para kazanmanın ve toplumda saygı gören bir statü elde etmenin yolu ne yazık ki artık okuyup doktor, avukat ya da mühendis olmaktan geçmiyor.
Mahkemelerde hâkimin arkasındaki duvarda........
