Zamanla gücü ve etkisi artan rock grubu: Queen |
Bu yazıyı sevgili kuzenim Borga Parlar’ın yakında ünlü Queen grubu hakkında çıkaracağı kitabı desteklemek amacıyla yazıyorum. Genelde eleştirel yazılar kitap çıktıktan sonra yayınlanır. Ancak ben diğer becerilerinin yanında yetenekli bir müzisyen ve besteci olan Borga’nın kitabının da süper olacağından eminim.
Amacım dağılmalarından uzun yıllar sonra hâlâ toplum üzerindeki etkisini kaybetmeden sürdüren bu olağanüstü grubu kendi açımdan sizlere tanıtmak, yedi klasik parçası hakkında ahkâm kesmek ve sevgili Borga’dan rol çalmak.
Bir çağın ruhunu yansıtan ve şekillendiren fenomen
Queen bence bir çağın ruhunu yansıtan ve şekillendiren, sahneyi tiyatroya, şarkıyı destana dönüştüren bir fenomendir.
Grubun kalbinde yer alan Freddie Mercury rock müziğin gördüğü en karizmatik ve özgün frontman’lerden biridir. Mick Jagger’le aynı kulvardadır. Sesi teknik olarak güçlüdür, aynı zamanda duygusal derinliği, teatral anlatımı ve sınır tanımayan enerjisiyle dinleyiciyi büyüler.
Brian May’in kendi elleriyle yaptığı Red Special gitarından çıkan o benzersiz tonlar, Roger Taylor’ın hem vokal hem baterideki kusursuz disiplini, John Deacon’ın grubun sound’unun bel kemiğini oluşturan bas çizgileri ve Freddie Mercury’nin sahne hakimiyeti, vokal dehası ve yorum gücü bir araya geldiğinde ortaya kusursuz bir denge ve rock müziğinin kalıplarını kıran bir grup çıkar.
Queen’in en büyük özelliği tek bir tiplemeye hapsolmayı reddetmesidir. Onların müziği tek bir kalıba sığmaz. Hard rock’tan operaya, funk’tan pop’a uzanan geniş yelpazesiyle bir müzik laboratuvarı gibidir.
Queen’in 1985’teki Live Aid performansı rock tarihinin en unutulmaz sahne anlarından biri olarak kabul edilir. Wembley Stadyumunda yüz binleri, ekran başında ise milyonları tek bir ritimde birleştiren bu performans müziğin birleştirici gücünü kanıtlamıştır.
Freddie Mercury’nin duruşu, sahneye çıkışı ve kendini ifade ediş biçimi dünyanın dört bir yanındaki dışlanmış, ötekileştirilmiş bireylere “Olduğun gibi görün, olduğun gibi var ol” deme cesaretini verir. Sanatçı kapsayıcılığın, özgüvenin ve farklı olanı kutlamanın simgesi haline gelir.
Queen’in büyüklüğü zamana meydan okumasında saklıdır. 1991’de Freddie Mercury’nin kaybıyla bir çağ kapanmış gibi görünse de mirası asla solmamıştır. Şarkıları hâlâ yeni nesiller tarafından keşfedilmekte, konser kayıtları hâlâ izleyenleri heyecanlandırmaktadır.
Queen'in engin diskografisinden yedi parça seçmek bir okyanusun değişik yerlerinden ve derinliklerinden yedi damla seçmek kadar zordu.
Queen: Bohemian Rhapsody / Bohem Rapsodi
Queen'in bu çok özel ve değişik parçasını ilk kez arabayla eve giderken radyodan duyduğumu, hemen yolun kenarına çektiğimi, müziğin sesini açıp şarkının hakkını verdiğimi hatırlıyorum.
Bismillah sözcüğünü defalarca tekrarlamaları bana bu Batı kültürünün sınırlarında dolaşan grubun hidayete erip Müslüman mı olduğunu sorgulattı. Tabii Freddie Mercury Pakistan asıllıydı ama açıkçası dindarlıkla fazla işi olmayan birine benziyordu.
Bugün bana Bohemian Rhapsody'nin müzik türünü sorsanız inanın iyi bir cevap veremem. Çünkü bu parça hem rock hem balat hem de bir operadır. Bir hikayedir, bir trajedidir, bir duygu fırtınası ve bir deneysel sanat eseridir. Bir şarkıya sığdırılmış epik bir destandır.
Altı dakikayı aşan süresi, opera, hard rock ve baladı tek bir şarkıda buluşturan yapısıyla radyolarda çalınması imkânsız görülen bu parça tüm beklentileri yerle bir etmiştir.
Brian May'in katmanlı gitar orkestrasyonu, Roger Taylor ve May'in Mercury ile birlikte oluşturduğu çok sesli vokal armonileri ve Mercury'nin tüm vokal yeteneklerini sergilediği performansı şarkıyı bir sonik katedral havasına dönüştürür.
Çalgı eşliği olmayan birkaç katmanlı koro "Bu gerçek hayat mı? Yoksa sadece bir fantezi mi?" dizeleriyle başlar ve bize alışılmadık bir yolculuğa çıkacağımızın sinyalini verir.
İkinci bölüm bir balattır. Freddie piyano çalar ve hüzünlü sesiyle bizimle bir annenin oğluna son vedasını anlatan dokunaklı bir hikaye paylaşır.
Üçüncü bölümde Brian May'den adeta bir insan sesi gibi duygulu ve hüzünlü bir gitar solosu dinleriz.
Dördüncü ve şarkının kalbi olan bölüm opera bölümüdür. "Scaramouche, Galileo, Figaro, Bismillah" gibi beklenmedik ve teatral sözcükler farklı ses kayıtlarıyla harmanlanır. Müzikal bir kaos içinde bir gösteri sunulur. Opera ve rock bir potada eritilir.
Son bölüm hard rock'tır. Gerilimler öfkeye ve isyana dönüşür, gitar riff'leri ve davul ağırlık kazanır.
Bence aradan neredeyse elli yıl geçtikten sonra Bohemian Rhapsody'nin hâlâ gençlerin dilinde olması çok ilginçtir. Parça sinema salonlarında, futbol stadyumlarında, barlarda ve konserlerde bir ağızdan söylenir. Ben kuşaklar arasında böylesine bir bağ kurabilen başka şarkı bilmiyorum.
Crazy Little Thing Called Love / Aşk Denilen Küçük Deli Şey
Sene 1979. Queen the Game albümünün kayıtları için Münih’tedir. Otel odasında banyo küvetine uzanan Freddie Mercury’nin aklına bir melodi gelir. Hemen bir havluya sarılıp dışarı fırlar ve “bana bir gitar verin!” diye bağırır. İyi bir piyanist olan Freddie o dönemde gitarda pek yetenekli değildir. Ancak yalnızca birkaç akort bilmesi bir ters köşe gibi şarkıda 1950’lerin rock ruhunu yaratmasına yardımcı olur.
Crazy Little Thing Called Love grubun görkemli ve çok katmanlı sound’undan bilinçli bir sapmadır. Freddie’nin vokali kesinlikle Elvis’ten ilham almıştır. Alıştığımız opera görkeminden sıyrılıp daha yalın bir rock tınısı yaratır. Bu sadelik aslında bir ustalığın göstergesidir. Küçük nefes titreşimleri büyük etki yaratır.
Bu parça büyüklüğün her zaman karmaşıklıkta değil, bazen sadelikte saklı olduğunu hatırlatan bir müzik dersidir.
Şarkının sözleri aşkın o kontrol edilemez, kaotik doğasını yakalar. “Bu aşk denilen küçük deli şeyle başa çıkamıyorum” derken aşkın insanı nasıl sarstığını, dengeleri nasıl altüst ettiğini eğlenceli ve dürüst bir dille anlatır.
Crazy Little Thing Called Love Queen’in ne kadar çok yönlü bir grup olduğunu kanıtlar. Aynı grup hem Bohemian Rhapsody gibi bir başyapıt yaratabilmekte, hem de böylesine sade ama vurucu bir rock’n’roll şarkısıyla listeleri altüst edebilmektedir.
Şarkı Amerikan listelerinde ilk kez bir numara olmuştur.
Queen: We Will Rock You / Seni Sallayacağız (1981)
Queen’in 1977 tarihli News of the World albümünün açılış parçası We Will Rock You ritmin gücünü en yalın haliyle sunar. Ayak vuruşları ve alkışlarla kurulan yapı milyonları tek bir kalp gibi attırır ve sahne ile seyirci arasındaki sınırları ortadan kaldırır.
Queen bu parçada doğrudan insanın içgüdülerine hitap eder. Bu yüzden etkisi zamansızdır. Stadyumların vazgeçilmezi haline gelen yapıt rock müziğin kolektif ruhunu en saf haliyle yansıtır. Herkesin katıldığı bir ritüel haline gelen parça bir meydan okumanın, dayanışmanın ve sınırsız enerjinin evrensel sembolü olmuştur. Şarkı bir birlik ve enerji manifestosudur.
We Will Rock You’nun çekiciliği sadeliğinde yatar. Brian May’in gitarıyla yarattığı ayak vuruşları ve alkış seslerinden oluşan ritim kalıbı en yaratıcı açılışlardan biridir. Stüdyoda Wembley’deki binlerce kişinin duygusunu yakalamak isteyen May bu ritmi katmanlayarak bir stadyum atmosferini tek başına yaratır.
Minimalist yaklaşım şarkıyı evrensel kılan en büyük etkendir. Dil bilmeyen ya da şarkıyı hiç duymamış biri bile ritmi anında kavrar ve katılır.
Şarkının sözleri üç perdelik küçük bir tiyatro oyununu andırır. Sokakta oynayan yoksul bir çocuk, toplumun dışına itilmiş genç bir adam ve hayatın yükünü omuzlamış yaşlı bir adam üzerinden anlatılan üç kısa hikâye hayatımızın farklı evrelerini temsil eder. Her kıtanın sonunda gelen “Seni sallayacağız” nakaratı bir tehditten çok hayatın zorluklarına karşı bir dik duruşun, yıkılmaz bir inancın ve dayanışmanın ilanıdır. Şarkı dinleyicisine “Yalnız değilsin, birlikte daha güçlüyüz” mesajını verir.
Queen: We Are the Champions / Biz Şampiyonuz (1985)
We Are the Champions aynı albümde yer alan We Will Rock You ile birlikte gerçek anlamını bulur. Bu iki şarkı bir bütünün iki yarısı gibidir. We Will Rock You meydan okumanın, enerjinin ve savaşın ritmi, We Are the Champions ise o savaşın sonunda gelen zaferin, dayanışmanın ve gururun ilanıdır.
Freddie Mercury burada zaferi bir sonuç olarak değil, zorlu bir sürecin, sayısız engelin, toplumsal yargıların ve bedel ödemelerin ardından gelen bir varış noktası olarak tanımlar. “Hata yaptım, ama aynı hatayı iki kez yapmadım” dizesiyle mükemmel olmayan ama pes etmeyen bir insan portresi çizer.
Parça Freddie Mercury’nin piyano tuşlarıyla ördüğü içe dönük ve kırılgan bir atmosferle başlar. Mercury’nin bir itiraf gibi vokal performansı tüm zamanların en iyi kayıtlarından biri olarak bilinir.
Ardından Brian May’in gitarı ve Roger Taylor’ın davuluyla birlikte şarkı yavaş yavaş yükselir. Bu geçiş bireysel mücadelenin kolektif bir zafere dönüşme anını simgeler. Nakaratta Queen’in süper vokal armonileri devreye girer: “Biz şampiyonuz arkadaşlar”. Şarkı dinleyiciye yalnız olmadığını, her mücadelenin sonunda bir dayanışma ve paylaşılmış bir zafer olduğu mesajını verir.
Tüm dünyada spor karşılaşmalarında şampiyonluk anlarında çalınan şarkı aynı zamanda siyasi eylemlerden sivil toplum örgütlerine kadar farklı bağlamlarda birlik ve direniş sembolü olarak kullanılır.
Queen: Another One Bites the Dust / Biri Daha Nalları Dikti
Queen’in 1980 tarihli The Game albümünün kalbinde yer alan Another One Bites the Dust grubun rock sınırlarını zorlayarak funk ve disko unsurlarını özümsediğinin bir kanıtıdır.
Şarkının kalbindeki minimalist ve büyüleyici bas gitar ritmi bir kalp atışı gibi belirler. Bu basit ama hipnotik riff parçanın karanlık ama dans edilebilir atmosferinin temel taşıdır.
Freddie Mercury’nin soğukkanlı ve özgüvenli vokali teatral patlamalardan ziyade kontrollü bir karizma içerir. Sert, net ve mesafeli yaklaşımı şarkının karanlık atmosferini daha da güçlendirir.
Mercury bir hikâye anlatıcısı ve ritim makinesi gibidir. Soğukkanlı ve tehditkâr tonu şarkının sokak çatışmalarını anlatan sözleriyle uyum içindedir. “Biri Daha Nalları Dikti” ifadesi hem tetikçinin kurbanını hem de hayatın acımasız döngüsünü simgeler.
Müzikal açıdan parça dönemi için oldukça yenilikçidir. Rock gitarlarının geri planda tutulması ve ritmin öne çıkarılması Queen’in kalıplara meydan okuduğunu gösterir. Bir rock grubunun disko pistlerine ve spor salonlarına hükmedebileceğini, karanlık temaların bile dans edilebilir bir ritimle buluşabileceğini kanıtlar.
Şarkı 1980 yılında ABD Billboard Hot 100 listesinde 1 numaraya ulaşmış, Queen’in Amerika’daki en büyük hitlerinden biri olmuştur.
Queen: Radio Ga Ga / Ga Ga Radyosu (Wembley 1985)
1984 tarihli The Works albümünde yer alan Radio Ga Ga hem nostalji hem de gelecek hakkındaki kaygıları aynı potada eritir. Parça müzikle kurulan bağın zaman içindeki dönüşümüne dair bir yorumdur.
Şarkının sözleri baterist Roger Taylor tarafından yazılmıştır ve ilk bakışta radyonun altın çağına duyulan bir özlem gibi görünse de aslında çok katmanlı anlam içerir. Radio Ga Ga görselliğin ve ticarileşmenin giderek ön plana çıktığı 1980’lerde radyonun birleştirici gücüne, hayal gücünü harekete geçiren sihirli dokunuşuna duyulan bir özlemi dile getirir. “Radyom bana dünyayı geri veren tek şeydi” der.
Şarkının temel damarını televizyonun ve yeni medyanın yükselişi karşısında radyonun eski büyüsünü kaybetmesine duyduğu hüzün oluşturur. Ancak bu bir ağıt değil, geçmişin sıcaklığıyla geleceğin mekanik ritimlerini ustaca birleştiren bir saygı duruşudur.
Modernleşen dünyaya eleştirel bir bakış sunan parça dönemin elektronik pop estetiğini yansıtan klavye ağırlıklı yapısıyla Queen’in evrimini gösterir. Freddie Mercury’nin görkemli vokali, özellikle nakarattaki o ikonik “Tüm dinlediğimiz Radio Ga Ga” tekrarları dinleyiciyi hipnotize eder ve performansın bir parçası yapar.
Radio Ga Ga 1985’teki Wembley Stadyumu’ndaki Live Aid konserinde zirve yapar. Queen’in sahneye çıkışını yüz binlerce kişinin ellerini havaya kaldırarak Radio Ga Ga ritmini tutuşu izler. Grup dinleyicilerle duygusal bir bağ kurar ve güçlü bir birleştirici unsur olur.
Pop ikonu Lady Gaga sahne adını nereden aldı sanıyorsunuz?
Queen: Fat bottomed girls / Koca Kalçalı Kızlar (1982)
Bence Queen’in 1978 tarihli Jazz albümünde yer alan Fat Bottomed Girls grubun kalçaları sallandıran en eğlenceli yapıtlarından biridir.
Şarkı Roger Taylor’un dinleyenleri alıp götüren groove’uyla başlar. John Deacon’un bas gitarı dolgun popolu bir dansçı gibi kıvrılıp sallanır. Bu omurganın üzerine kendi yaptığı “Red Special” gitarıyla Brian May devreye girer. Gitar solosu süperdir.
Freddie Mercury şarkıyı söylerken yaramaz ve muziptir. “Koca kalçalı kızlar, dünyayı döndüren sizsiniz” derken onları asla küçümsemez, hayranlık ve övgüyle kutlar. 1980’lerin beden baskılarına ve süper modellerin kemikli sıska estetiğine esprili bir biçimde tepki gösterir. “Biraz et, biraz but, biraz kalça, işte rock’ı çeviren şey budur” der ve sözde kusurlu bedenleri bir güç kaynağına dönüştürür.
Şarkı dönemin klişe güzellik anlayışlarına karşı eğlenceli bir başkaldırıdır. Bu yönüyle kültürel etkisi büyüktür.
Konserlerde şarkı bambaşka bir boyuta taşınır. İzleyenlerin popolarını sallayarak eşlik ettiği nakarat Queen’in sahne hakimiyetini ve dinleyiciyle kurduğu bağı gözler önüne serer.
Bu yazıdaki tüm parçalar
Queen: Live Aid 1985
Beş Queen albümü tavsiyem:
A Night at the Opera Sheer Heart Attack Queen II News of the World The Game