menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zamanla gücü ve etkisi artan rock grubu: Queen

41 0
05.04.2026

Bu yazıyı sevgili kuzenim Borga Parlar’ın yakında ünlü Queen grubu hakkında çıkaracağı kitabı desteklemek amacıyla yazıyorum. Genelde eleştirel yazılar kitap çıktıktan sonra yayınlanır. Ancak ben diğer becerilerinin yanında yetenekli bir müzisyen ve besteci olan Borga’nın kitabının da süper olacağından eminim.

Amacım dağılmalarından uzun yıllar sonra hâlâ toplum üzerindeki etkisini kaybetmeden sürdüren bu olağanüstü grubu kendi açımdan sizlere tanıtmak, yedi klasik parçası hakkında ahkâm kesmek ve sevgili Borga’dan rol çalmak.

Bir çağın ruhunu yansıtan ve şekillendiren fenomen

Queen bence bir çağın ruhunu yansıtan ve şekillendiren, sahneyi tiyatroya, şarkıyı destana dönüştüren bir fenomendir.

Grubun kalbinde yer alan Freddie Mercury rock müziğin gördüğü en karizmatik ve özgün frontman’lerden biridir. Mick Jagger’le aynı kulvardadır. Sesi teknik olarak güçlüdür, aynı zamanda duygusal derinliği, teatral anlatımı ve sınır tanımayan enerjisiyle dinleyiciyi büyüler.

Brian May’in kendi elleriyle yaptığı Red Special gitarından çıkan o benzersiz tonlar, Roger Taylor’ın hem vokal hem baterideki kusursuz disiplini, John Deacon’ın grubun sound’unun bel kemiğini oluşturan bas çizgileri ve Freddie Mercury’nin sahne hakimiyeti, vokal dehası ve yorum gücü bir araya geldiğinde ortaya kusursuz bir denge ve rock müziğinin kalıplarını kıran bir grup çıkar.

Queen’in en büyük özelliği tek bir tiplemeye hapsolmayı reddetmesidir. Onların müziği tek bir kalıba sığmaz. Hard rock’tan operaya, funk’tan pop’a uzanan geniş yelpazesiyle bir müzik laboratuvarı gibidir.

Queen’in 1985’teki Live Aid performansı rock tarihinin en unutulmaz sahne anlarından biri olarak kabul edilir. Wembley Stadyumunda yüz binleri, ekran başında ise milyonları tek bir ritimde birleştiren bu performans müziğin birleştirici gücünü kanıtlamıştır.

Freddie Mercury’nin duruşu, sahneye çıkışı ve kendini ifade ediş biçimi dünyanın dört bir yanındaki dışlanmış, ötekileştirilmiş bireylere “Olduğun gibi görün, olduğun gibi var ol” deme cesaretini verir. Sanatçı kapsayıcılığın, özgüvenin ve farklı olanı kutlamanın simgesi haline gelir.

Queen’in büyüklüğü zamana meydan okumasında saklıdır. 1991’de Freddie Mercury’nin kaybıyla bir çağ kapanmış gibi görünse de mirası asla solmamıştır. Şarkıları hâlâ yeni nesiller tarafından keşfedilmekte, konser kayıtları hâlâ izleyenleri heyecanlandırmaktadır.

Queen'in engin diskografisinden yedi parça seçmek bir okyanusun değişik yerlerinden ve derinliklerinden yedi damla seçmek kadar zordu.

Queen: Bohemian Rhapsody / Bohem Rapsodi

Queen'in bu çok özel ve değişik parçasını ilk kez arabayla eve giderken radyodan duyduğumu, hemen yolun kenarına çektiğimi, müziğin sesini açıp şarkının hakkını verdiğimi hatırlıyorum. 

Bismillah sözcüğünü defalarca tekrarlamaları bana bu Batı kültürünün sınırlarında dolaşan grubun hidayete erip Müslüman mı olduğunu sorgulattı. Tabii Freddie Mercury Pakistan asıllıydı ama açıkçası dindarlıkla fazla işi olmayan birine benziyordu.

Bugün bana Bohemian Rhapsody'nin müzik türünü sorsanız inanın iyi bir cevap veremem. Çünkü bu parça hem rock hem balat hem de bir operadır. Bir hikayedir, bir trajedidir, bir duygu fırtınası ve bir deneysel sanat eseridir. Bir şarkıya sığdırılmış epik bir destandır.

Altı dakikayı aşan süresi, opera, hard rock ve baladı tek bir şarkıda buluşturan yapısıyla radyolarda çalınması imkânsız görülen bu parça tüm beklentileri yerle bir etmiştir.

Brian May'in katmanlı gitar orkestrasyonu, Roger Taylor ve May'in Mercury ile birlikte oluşturduğu çok sesli vokal armonileri ve Mercury'nin tüm vokal yeteneklerini sergilediği performansı şarkıyı bir sonik katedral havasına dönüştürür.

Çalgı eşliği olmayan birkaç katmanlı koro "Bu gerçek hayat mı? Yoksa sadece bir fantezi mi?" dizeleriyle başlar ve bize alışılmadık bir yolculuğa çıkacağımızın sinyalini verir.

İkinci bölüm bir balattır. Freddie piyano çalar ve hüzünlü sesiyle bizimle bir annenin oğluna son vedasını anlatan dokunaklı bir hikaye paylaşır.

Üçüncü bölümde Brian May'den adeta bir insan sesi gibi duygulu ve hüzünlü bir gitar solosu dinleriz.

Dördüncü ve şarkının kalbi olan bölüm opera bölümüdür. "Scaramouche, Galileo, Figaro, Bismillah" gibi beklenmedik ve teatral sözcükler farklı ses kayıtlarıyla harmanlanır. Müzikal bir kaos içinde bir gösteri sunulur. Opera ve rock bir potada eritilir.

Son bölüm hard rock'tır. Gerilimler öfkeye ve isyana dönüşür, gitar riff'leri ve davul ağırlık kazanır. 

Bence aradan neredeyse........

© T24