Jethro Tull
Diğer
23 Kasım 2025
Sevgili kuzenim İzzet Öz anılarında 1970'lerin başlarında Van gölü kıyısında koyunlarını otlatan Çoban Ahmet'ten aldığı bir istek kartının müzik hayatına başlaması için motivasyon sağladığını söyler. Küçük bir radyosu olan ve gururla kaval da çaldığını paylaşan Ahmet çoban Jethro Tull'ın Bouree'sini dinlemek istediğini kendine özgün bir imlâ ile yazmış.
İzzet bana "Mademki bir İngiliz sanatçının Londra'da üflediği flüt Van'ın dağındaki bir çobanın gönül telini titretebiliyor, ben de bu evrensel müzik dünyasının bir parçası olmak isterim" diyerek Ankara radyosundaki kariyerine başladığını anlatmıştı.
Van'lı çobanın kalbini çalan Jethro Tull müzik tarihinde kalıpları yıkan, tarzlarını aşan ve dinleyicisini alışılmışın dışına taşıyan rock dünyasının en orijinal gruplarından biridir. Onlar yalnızca bir rock grubu değil, hikaye anlatan bir müzikal tiyatro ve sınırları zorlayan bir sanat projesidir.
Jethro Tull'ün kalbi ve ruhu nev-i şahsına münhasır frontman Ian Anderson'dur. Sahnede Orta Çağ'dan fırlamış bir halk ozanı izlenimi veren ve tek ayak üstünde flüt çalarken deli gibi bakan Anderson müzik dünyasının en ikonik figürlerinden biridir.
Ian Anderson aynı zamanda keskin zekalı, bazen esprili ve derin sözlerin şairidir. Dinde ikiyüzlülük, modern yabancılaşma, doğaya dönüş özlemi ve bireyin iç hesaplaşması gibi temaları işler. Aqualung'da evsiz bir adamın yalnızlığı ve Locomotive Breath'te tıkanmış modern hayat betimlenir.
Jethro Tull'ın müziğini tek bir janrla damgalamak imkansızdır. Grup tarzlar arasında çok rahat geçiş yapar. Müzikleri blues'un sert köklerinden akustik folk'un naif tınılarına, hard rock'tan klasik müziğin karmaşık düzenlemelerine kadar uzanır. İngiliz kırsalının dinginliğini rock'ın enerjisiyle birleştirir.
Jethro Tull doğayı ve insanı aynı potada eritir. Bazen İngiliz ormanlarının içinde, bazen de şehirde, köprü altlarında, modern hayatın en karanlık köşelerindedir. Anderson bir köylü bilgesi gibi doğadan ilham alırken bir kent filozofu gibi insanın yabancılaşmasına ayna tutar.
Grammy Ödülü aldığında metal kategorisinde yer alması ironiktir. Çünkü Jethro Tull bir metal grubu değildir ve hiçbir kategoriye sığmaz.
Parçanın isminin de ilham kaynağı olan Bourée aslen Fransız kökenli canlı bir dans türüdür. Jethro Tull'un Bouree'si Rönesans ile rock 'n' roll'un sınırları aşan bir buluşmasıdır.
Jethro Tull’ın 1969 tarihli Stand Up albümünde yer alan Bourée'de rock müziğinin yaratıcılığı, klasik müziğin zarifliği, cazın kıvrak tınıları ve progresif rock’ın özgüveni bir araya gelir.
Melodi Johann Sebastian Bach'ın Lute Süitinin Bourrée bölümüdür. Sakin, akıcı ve derin melodi dinleyiciyi 18. yüzyılın dingin salonlarına götürür. Ancak Jethro Tull bu mücevheri alır, üzerine kendi imzasını kazır ve onu yepyeni bir ışıkla parlatır.
Bourée bir yorum değil, bir yeniden yaratımdır. Anderson Bach’ın melodik iskeletini alıp ona bambaşka bir hayat üfler, yepyeni bir ruh kazandırır. Flüt melodiyle oynar, yer yer alay eder, sonra birden ciddileşir ve barok bir zarafete bürünür.
Bu sentezin tartışmasız başkahramanı Ian Anderson'ın flütüdür. Rock müzikte nadir duyduğumuz flüt Anderson'la bir rock enstrümanına dönüşür ve klasik müzikle rock arasındaki görünmez duvarı yerle bir eder.
Güzel müzik, asla eskimez. Yalnızca yeni bir giysi giyer ve bir sonraki nesille dans etmeye devam eder.
1972 tarihli Thick as a Brick rock tarihinin en zeki parodilerinden biridir. Hem progresif rock’ın aşırılıklarını tiye alır hem de onu kusursuz biçimde icra eder.
Ian Anderson’ın ironisi, müzikal zekâsı ve teatral çılgınlığıyla yoğrulmuş bu 44 dakikalık tek parçalık albüm aslında bir şaka olarak başlamış, fakat sonunda progressive rock’ın en cesur manifestolarından birine dönüşmüştür.
Jethro Tull’un konserleri müzik yanında bir tiyatrodur. Hiciv, bazen de edebî bir gösteri sunar. Thick as a Brick sahte bir gazete fikri üzerine inşa edilmiş, tek parçalık dev bir albümdür. Anderson rock’ı hem eleştirir hem yüceltir.
Thick as a Brick kurulu düzenin, eğitim sisteminin, burjuva değerlerinin ve kahraman yaratma arzumuzun zeki ve komik bir hicvidir. Parça hem bir şaka hem de ciddi bir sanat eseridir.
Ian Anderson'ın flütü parçanın omurgasıdır. Bazen neşeyle cıvıldar, bazen hüzünle inler. Martin Barre'ın gitarı sert, keskin riff'lerle duygusal iniş çıkışları yansıtır. Barok etkilerden folk motiflerine kadar geniş bir yelpazeyi dolaşır. Davulda Clive Bunker ve bas gitarda Jeffrey Hammond'un oluşturduğu ritim seksiyonu esere sarsılmaz bir temel sağlar.
Parça birbirine ustalıkla bağlanmış çok sayıda bölümlerden oluşur. Dinleyiciyi pastoral akustik gitar pasajlarından senfonik org ve klavye tınılarına, sert rock patlamalarından karmaşık ritimlere taşır.
Anderson'ın sözleri görünüşte küçük Gerald'ın epik şiiridir. Ancak satır aralarında İngiliz toplumunun katı yapısı, dinin ikiyüzlülüğü, savaş, büyüme sancıları ve sahte kahramanlık mitleri eleştirilir.
Şarkının sözleri ne tamamen anlaşılır ne de tamamen soyuttur. Dinleyiciye kendi yorumunu yapma özgürlüğü tanır.
Jethro Tull Thick as a Brick ile progressive rock’ın en büyüleyici labirentlerinden birini inşa etmiştir. O labirentin içinde kaybolmak büyük zevktir.
Jethro Tull’ın Locomotive Breath'i ilk notasından itibaren sizi sürükler, sanki........
