Gurbettekilerin, ezilenlerin ve umudun protest sanatçısı: Ahmet Kaya

İletişimi kolaylaştırmak için öğrencilerimle bir ortak payda arayışında bazen kulaklıkla gelenlere hangi müziği dinlediklerini sorarım. Sevgili Afra Özbay’ın “Ahmet Kaya” cevabı bana ilginç geldi, çünkü değerli sanatçı bu genç öğrenci doğmadan önce gurbet ellerde vatan hasretiyle hayatını kaybetmişti. Tabii bu mantıkla gidersem Beethoven dinleyenlere de şaşırmam gerek.

Ortak paydayı bulmuştum. Bugün sizlere yalnızca 43 yaşında kaybettiğimiz bu çok ilginç ve özgün sanatçıyı biraz daha iyi tanıtmak ve beğendiğim yedi parçasından söz etmek istiyorum. Sevdiğim uzunçalarlarını da yazının sonunda bulabilirsiniz.

Ahmet Kaya bir dönemin vicdanı, bir halkın iç sesi ve duyguların tercümesidir. Şarkılarında her zaman ezilenin, haksızlığa uğrayanın ve gurbette olanın yanında durmuştur. Onun sesi günümüzde sıkça dinlediğimiz cilalanmış bir estetikten çok daha fazlasını taşır. Acıyı, öfkeyi, umudu ve direnci aynı anda hissettirir.

Ahmet Kaya’nın müziğinde yapaylık yoktur. Şarkıları doğrudan hayatın içinden kopup gelmiş gibidir. İnsanın en kırılgan durumlarına dokunur. Dinleyenle konuşur, dertleşir, yüzleşmeye zorlar.

Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça” diye tabancasını tuvalette unuttuğu için kendisini eleştirir ve dalga geçer. Oysa bu coğrafyada kendini eleştirenlere pek rastlanmaz.

Ahmet Kaya cesur bir sanatçıdır. Kendi doğrularını söylemekten ve bedel ödemekten hiçbir zaman çekinmemiştir. Müziği düşünceden ve duruştan beslenir. Ahmet Kaya’yı dinlemek bir fikirle, bir tavırla ve bir başkaldırıyla karşılaşmaktır.

Sanatçının müziği Türk halk müziği ile modern şiiri harmanlayan bir yapıya sahiptir. Ahmet Kaya şiirlerinde genellikle Nazım Hikmet, Ahmed Arif ve Attila İlhan gibi büyük şairlerin dizelerini kullanmıştır. Bacanağı Yusuf Hayaloğlu’nun yazdığı şarkı sözleri süperdir.

Ahmet Kaya’nın kendisi de büyük bir şairdir. Sözlerinde yalın ama derin bir anlatım vardır. Karmaşık duyguları sade cümlelerle anlatabilmesi onu geniş kitlelerin kalbine ulaştırır, gönül tellerini titretir. Onun dizelerinde herkes kayıp, özlem ya da yarım kalmış bir hikâye gibi kendinden bir parça bulur.

Ahmet Kaya’nın besteleri de unutulmazdır. Sanatçı "Protest Müzik" veya "Özgün Müzik" olarak adlandırılan türü Anadolu’nun ruhuyla birleştirerek bambaşka bir noktaya taşımıştır.

Ahmet Kaya’nın hayatındaki kırılma noktası 1999 yılında düzenlenen Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninde yaşananlardır. Sanatçı “Kürtçe albüm yapmak istiyorum” dediği için büyük bir tepkiyle karşılaşmış, törende saldırılara maruz kalmış, hatta üzerine çatal bıçak atılmıştır. Bu olayın ardından büyük bir baskıyla karşılaşan Kaya Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmış ve sürgün günleri başlamıştır. Fransa’ya yerleşen sanatçı 2000 yılında kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir.

 

Ahmet Kaya: Kum Gibi (1994)

Kum Gibi Ahmet Kaya’nın Şarkılarım Dağlara albümünde yer alan ve onun en bilinen eseridir. Bu parça Ahmet Kaya’nın protest kimliği ile lirik ruhunun kusursuz bir birleşimidir.

Şarkının yaratılış hikayesi de kendisi kadar çarpıcıdır. Ahmet Kaya parasızlık günlerinde bir gece yolda yürürken bir düğüne denk gelir. İçeri girip oynar, ancak daha sonra bir köşeye çekilip hüngür hüngür ağlamaya başlar. Bu çaresizlikten kurtulmak için sistem karşıtı bir albüm yapıp hapse girmeyi bile düşünür.

Bu karanlık düşünceler içinde annesinin desteğiyle yaptığı müzik onu beklenmedik bir başarıya taşır. "Kum Gibi" bu çaresizlik ve umut arasında gidip gelen bir ruh halinin ürünüdür.

"Kum Gibi" siyasi ve toplumsal bir şarkı olmasının bir insanın avuçlarından kayıp giden hayata, aşka ve zamana karşı duyduğu çaresizliğin sesidir.

Güçlü karşıtlıklar üzerine kurulu olan şarkı bireysel bir aşk hikayesini dönemin toplumsal gerçekliğinden soyutlamadan, adeta onun içine yerleştirerek anlatır.

"Şehirlere bombalar yağardı her gece, biz durmadan sevişirdik" dizesi kaosun ve yıkımın ortasında insanın aşka, hayata ve birbirine tutunma arzusunu anlatır. Dış dünyadaki şiddet ile iç dünyadaki tutkulu aşkı tezat bir biçimde sunar. Dışarıda yıkım ve ölüm varken iki âşık kendi küçük dünyalarında hayata ve sevgiye tutunur.

Şarkının sözlerindeki "bombalar", "savaş" ve "kirli yüzler" gibi imgeler 1990'ların başını, Türkiye'nin yoğun bir iç çatışma ve siyasi gerilim dönemini hatırlatır. "Aydınlansın diye şu kirli yüzler / Biz durmadan savaşırdık" dizesi daha iyi bir dünya umuduna duyulan inancı gösterir.

Kum Gibi aynı anda hem bir aşkın bitişine ağıt hem de bir dönemin kaosuna tanıklık eden bir belgedir. Anlatım Erich Maria Remarque'ın "Yaşamak Zamanı, Ölmek Zamanı" romanındaki savaş ortamında yaşanan aşk sahnesini hatırlatır.

Ahmet Kaya: Başım Belada........

© T24