Sabah da kaçak yazarını görmezden geldi |
Diğer
05 Ocak 2026
Mert Vidinli
Hürriyet’in, magazin yazarı Cihan Şensözlü’nün uyuşturucu operasyonunda tutuklanmasını görmezden geldiğini yazmıştım geçen hafta. Meğer Sabah da aynı operasyonda hakkında yakalama kararı verilen yazarı Mert Vidinli’yi tümüyle yok saymış, ben atlamışım.
Yakın arkadaşı Cihan Şensözlü gibi “fuhuşa teşvik ve aracılık” ile suçlanan Mert Vidinli, Sabah’ın Cumartesi ekinde yazıyordu. 13 Aralık 2025’teki son yazısı “Trendi artık 10 saniyelik videolar belirliyor” başlığını taşıyordu.
Sabah, Vidinli’nin adını 19 Aralık’taki “Uyuşturucu skandalı büyüyor” haberinde gözaltı kararı verilenler arasında, 1 Ocak’ta da “malvarlığına el konulan yedi şüpheli”nin arasında saydı, ama her iki haberde de Sabah yazarı olduğunu belirtmedi. Şensözlü’nün fotoğrafını ve savcılık ifadesini de yayımlamaktan kaçınmayan Sabah, onun da Hürriyet yazarı olduğunu yazmadı.
Günaydın ile Cumartesi eklerindeki yazarlardan da destek gelmedi; onlar da Vidinli’yi yok saydılar. Hatta Mevlüt Tezel, “Halk bu numaraları yer mi?” yazısında, kaçak durumdaki Şeyma Subaşı ve Şevval Şahin’in yurtdışından paylaştıkları “maneviyat mesajlarını” eleştirdi. Oysa yurtdışında olan Vidinli’nin de paylaşımları, açıklamaları oluyordu, onları görmezden geldi.
Tuba Kalçık da “Habertürk’teki baskı ve taciz iddiaları vahim” diyerek, “Kadın gazeteciler, kadın dernekleri, feminist tayfa neredesiniz?” çağrısında bulundu. Vidinli’nin adını bile anmadı.
Sabah da Hürriyet gibi, kendileri yazmazsa insanların öğrenemeyeceğini sanıyor herhalde. Bu çağda hiç mümkün değil, yazarlarının uyuşturucu ve fuhuş ile suçlandığının duyulmaması.
Göz önündeki gerçeği okurlarından gizleme çabası içine girmek olsa olsa yanlışı daha da büyütür. Suçlu olup olmadıklarına elbette yargı karar verecek; ama bu tip gazetecilik etiğinden uzak, eğlence sektöründe farklı çıkar ilişkileri içinde olan kişilerin gazeteye yazar yapılmasının sorumluluğundan öyle sessizce kurtulamazlar.
Hürriyet gibi Sabah yöneticileri de gazeteciliğin itibarına, güvenilirliğine zarar veren bu tip insanların medyaya sızmasına neden, nasıl onay verdiklerini de açıklamalı, özür dilemeli...
Haberlerin dil kurgusu, bilgi, deneyim, beceri ve özen ister. Gazetecinin kullandığı sözcükler de haberin yapı taşıdır. Dil kurgusu içeriğiyle uyum sağlayamayan, doğru sözcüklerle örülmeyen haberler ise çürük, köhne, içinde yaşamı barındıramayan yapılara benzer.
Diline hâkim, mesleğine saygılı, olaylara nesnel bakabilen ve analiz eden gazeteci, haberinde kendi sözcüklerini kullanır; haberin dilini özgün bakışıyla kurgulamaya özen gösterir.
Ne yazık ki, ABD’nin Venezuela’ya askeri müdahalesine ilişkin haberler, gazetecilerin çoğunun sözcük seçiminde, haberlerin dil kurgusundaki becerilerini yitirdiğini gösterdi. Son yıllarda gazetecilik “aktarıcılık” ile o kadar sınırlandı ki, olacağı buydu.
Dikkat ettim, 3 Ocak günü haber kanallarının sunucularının dilinde, ekranların altında hep “Maduro yakalandı” cümlesi vardı. Dijital mecralarda da “yakalandı” sözcüğü sık kullanılıyordu. Oysa “yakalamak”, Trump’ın açıklamasında kullandığı sözcüktü; onun bakışını yansıtıyordu.
Bir ülkenin başka bir ülkenin devlet başkanını askeri operasyonla ülkesinden kaçırmasını, “yakalamak” olarak nitelendirmek, olayı bir çete liderinin yakalanmasına indirgemektir; daha beteri Trump’ın diline teslim olmaktır.
Tabii teslimiyet, Trump’ın diliyle de sınırlı değildi. İktidara da teslim olan yaygın medya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gün boyu Venezuela’ya müdahaleye ilişkin sessiz kalmasını da göstermemeye çalıştı. “Bir yanda kınama bir yanda itidal” diyen Hürriyet, “Uluslararası tepkiler cılız” yazan Milliyet, Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıyı kınayamayan açıklamasının da “cılız” olduğundan söz edemedi, geçiştirdi.
ABD medyasının teslimiyeti de kendisini Trump’ın basın toplantısında gösterdi. Trump’a eleştirel tek bir soru bile sormadı gazeteciler, polis şefinden kriminal bir operasyonun ayrıntılarını öğrenmeye çalışan polis muhabirleri gibiydiler. Uluslararası hukukun çiğnenmesinden söz edebilen tek bir gazeteci bile çıkmadı.
Oysa uluslararası hukuk, insanlığın yüzyıllar boyu yaşanan acı deneyimlerden damıttığı değerli bir kazanım, sahip çıkmak da gazetecilerin görevi…
İstanbul Erkek Lisesi’nde öğrenciler arasında yaşanan olayları önce Sabah gazetesi “Şampiyonlara akran dayağı” manşetiyle gündeme getirdi. Tarih 6 Aralık 2025’ti.
İki gün sonra da Türkiye gazetesi “İstanbul Erkek Lisesi’nde taciz rezaleti: Elit okulda skandal”........