Rahmi Koç’un fıkrası ve paranın gücü
İş insanı Rahmi Koç’un, İzmir’deki hastane açılışı sırasında Kürt kadınları aşağılayan, cinsiyetçi ve ırkçı bir “fıkra” anlatırken yanındakilerden en ufak bir itiraz gelmemiş. Dahası Binali Yıldırım ve oradaki herkes gülüyor...
Etraflarında gazeteciler de yok. Bir tek yerel gazeteci Erhan Gülenç yakalıyor görüntüyü. O da “Rahmi Koç’tan güldüren fıkra: Doktor önce sen soyun” başlığıyla paylaşıyor sosyal medyadan. Fakat anında itirazlar yükseldi sosyal medyada; kadın örgütleri, barolar ve çeşitli kuruluşlar birbiri ardına tepki gösterdi. Rahmi Koç’un, bu kez “Kürt” demeden özür dilemesi de durumu kurtarmaya yetmedi; Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturma açıldığını duyurdu.
Ancak o zaman Erhan Gülenç’in de yaklaşımı değişti, “Tehdide rağmen direndik ve videoyu kaldırmadık. Bu bizim miras bırakacağımız bir gazetecilik oldu” paylaşımı yaptı.
Elbette davetli onca gazeteci varken, o sohbeti sadece Erhan Gülenç’in görüntülemesi bir başarı. Ancak ayrımcılığı, aşağılamayı fark edemeden “güldüren fıkra” diye paylaşması yanlış.
Ayrıca açıklamalar, tepkiler ve soruşturma açılması, olayın “haber değeri”ni, önemini daha da
artırmıştı. Nitekim hemen tüm haber sitelerinde yayımlandı da.
Haberi yayımlamayan az sayıdaki medya kuruluşu arasında Gazete Oksijen’in olması dikkat çekiciydi. Zira geçen hafta Koç Holding için “100. yıl gazetesi” adlı 40 sayfalık reklam eki çıkaran Oksijen, “Koç Holding'ten 150 milyon dolarlık sağlık yatırımı” haberinde ne fıkradan söz etti ne de Rahmi Koç hakkında soruşturma açılmasından…
Paranın gücü, gazeteciliği yendi ama bereket hayli sınırlı kaldı etkisi…
Yunan düşmanlığını besleyen dil
BBC Türkçe’nin, “Türk-Yunan ilişkileri neden son dönemde 'gerilim' sürecine girdi?” haberinde başlığın yanıtı verilememişti.
“Son dönemde yaşanan gelişmeler ve başkentlerden atılan karşılıklı adımlar gerilimin yeniden
artmasına neden oldu” tespiti yapılıyor, “Taraflar bu konuda da birbirlerini suçlamaya devam
ediyor” deniliyordu.
Yıllardan beri böyle. İki devlet ve iki tarafın politikacıları birbirini suçlar; anlaşmazlıkları gidermek yönünde kalıcı adım atılamaz ve gerginlik, hatta düşmanlık öylece sürer gider.
Maalesef medyamızda bu havanın tersine haber ve girişimler olsa da bunlar zayıf kalıyor; devam etmiyor; medyada da baskın olan devlet politikasının uzantısı niteliğinde yayınlar…
Hatta son zamanlarda daha da fena bir çizgi izleniyor; Yunanistan devleti ve politikacılarının uygulamalarından Yunan ulusu sorumlu tutuluyor; ayrımcı ve düşmanlık saçan bir dil kullanılıyor haberlerde. Yer yer bu dil nefret söylemine de kayıyor.
Sözünü ettiğim ayrımcı ve düşmanlık içeren haberlerden birkaç örnek vereyim. BBC Türkçe’nin haberindeki gibi Akşam’ın, “ABD’den Yunan’a terörist tepkisi”, Yeni Akit’in, “Yunan’da dijital gözetleme paniği” ve Nefes’in “Kopyacı Yunan’ın mavi stratejisi” haberlerinde devlet ile ulus ayrımı yapılmıyordu. Yunanistan devletinin haberlere konu olan icraatlarını sanki bütün Yunan ulusu birlikte yapmış gibi bir yaklaşım sergileniyordu.
Ensonhaber sitesinin “Sana şöyle gelsek ne yapabilirsin ki Yunan” haberinde bir tatbikattan sahile çıkarma yapan zırhlıların görseli yer alıyordu. İki ulus arasındaki düşmanlığı besleyen, savaş kışkırtıcılığı yapan bir haberdi bu. Türkiye gazetesi, F-16’ların, Meis üzerinde alçaktan uçan Yunanistan jetlerini uzaklaştırmasıyla ilgili habere “KAŞınıyorlar” başlığı atarak kışkırtıcılık yapıyordu.
Medyada iki ülke arasında savaş çıkması, gerilimin artması isteği o kadar yerleşik ki, işkembenin........
