menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hırsızın biri bir gün bir eve girmiş...

22 0
15.04.2026

İnsan, doğasından yararlanan değil, doğasını yağmalayıp çalandır.

Çalmak insanın doğasında var; diğer canlı türlerinde hırsızlık yok. Doğanın tüm canlısı, karıncasından kuşuna, çiçeğinden ağacına kadar hepsi çevrelerini sarıp sarmalayan nesnel dünyadan olması gerektiği kadar pay alır sadece...

İnsan kendini kendinde her şeyi yapmaya muktedir bulan bir hırsızdır.

İnsan fazlasını alır!

Ne ki, Yaşar Kemal usta başka der, bir roman kahramanına başka söyletir.

¨Dağın Öte Yüzü¨ üçlemesinin ¨Ölmez Otu¨ romanında, ta başından beri haydutluğunu bildiğimiz Koca Halil adlı bilge bir eşkıyayla karşılaşırız.

Anti-kahramandır ama feylesof gibidir. Pamuk toplamak üzere ırgatlık etmek için Çukurova'ya, dağın tepesinde olan Yalak köyündeki evlerin kapısını bacasını kapatıp inmiş köylülerle beraber Uzun Ali de ailesini sırtladığı gibi düze inmiştir.

Koca Halil, yazın sarı sıcağında ortalığı duman gibi basan sivrisinekler sıtmayı bîtap düşmüş bedenlere bulaştırırken, uykusuna ölü gibi uzanmış ötekiler farkına varmadan, gece tarlaya girip pamuk toplamayı önerir.

Toplanan pamuğa göre kilo hesabı ücret ödenmektedir.

Uzun Ali namuslu adam, bunu yapamayız der, köylünün o pamukta hakkı var der, ırgatlık aynı anda yapılırsa eşitce olur, onların yarın toplayacağını biz hırsızlık yaparak çuvallarımıza tıkamayız der; ayak direr.

Koca Halil bütün mahlukatın hırsız olduğu iddiasında, ¨Ulan Ali, kök söktürdün bana... Hırsızlık mı!¨ diye cevaplayacaktır.

¨Dünyada hırsız olmayan hiçbir mahlukat yok. Bizim adımız hırsıza çıkmış. Sinekler, balıklar, solucanlar, kartallar, güzel gözlü cerenler, kurtlar, karıncalar, her şey, herkes hırsız şu dünyada bre akılsız. Herkes hırsız olduğundan hırsızlık bir kutsal iştir. Hırsızların biri de peygamberler peygamberi Halil İbrahim'dir.¨

Uzunca Ali dinliyor, Koca Halil anlatıyor; berikinin aklı yattı yatacak bu işe, hele ki peygamberlerden birisinin adını andı.

¨Halil İbrahim hem bereketin piri hem de hırsızların. Dinle, herkes cehennemde yanacak, hırsızlığı meslek edinmişler doğru cennete. Onun için durma hırsızlık et Ali...¨

Birlikte gece yarısı tarlaya girerler, en bereketli pamuk fidelerine dadanırlar...

Halil İbrahim yakıştırması işe yaramıştır: İnce Memed gibi eşkıyalar kendilerini Yaşar Kemal romanlarında Hz. İbrahim’in "cömertlik" ve "sofra" geleneğine bağlar. Eğer bir eşkıya zenginden, haksız kazançtan alıp yoksula dağıtıyorsa, belli etmez ama bir güzel oh çekeriz, halkın gözünde de bu bir "hırsızlık" değil, "Halil İbrahim bereketi" ile eşleşir, makbul olur.

Yaşar Kemal romanını tamam edip son sayfayı kapatınca alır mı okuru bir düşünce, ki ardı arkası tükenmez, kocaman bir derya olur.

İngiliz romancı Jonathan Swift'in Güliver'in Maceraları olarak Türkçeye çevrilen o müthiş eseri yanında denemeleri de göz doldurur.

1729'da, İrlanda'daki korkunç kıtlık sırasında yazdığı ¨Alçakgönüllü Bir Öneri¨ (A modest proposal) başlıklı denemesi bugün bile fırtına koparacak bir şeyi hiciv sanatıyla okurun suratına çarpar gibi (in your face) sunuyordu: Yamyamlık!

Okuyanın kanını donduracak şeyler söyler: ¨Yoksul ailelerin çocukları bir yaşına geldiklerinde zenginlere yiyecek olarak satılmalı. Böylece hem aileler bu çocuklara bakma yükünden kurtulup para kazanacak, hem de zenginlerin sofralarına taze ve lezzetli bir et yemeği eklenecektir.¨

Swift'in alçakgönüllü önerisindeki lafzî şiddet döner dolaşır, bir başka ahlak yitimiyle, Koca Halil'de hırsızlık olarak aynı dehşet sözler gibi karşımıza çıkar.

Fakat düşünmeden de edemez okur: Hırsızlık gerçekten ahlaksızlık mıdır?

Duruma göre değişir denildiği anda daha baştan hırsızlığa göz kırpılmış olur.

Kibar hırsız Arsène Lupin, Maurice Leblanc'ın romanlarında Fransız sosyetesini soymaktadır; Victor Hugo'nun Jean Valjean'ı bir somun ekmek çalar, sonra kilisede gümüş şamdanları; Charles Dickens'ın Oliver Twist'i çocuk yankesici ve hırsızlar çetesinin kurbanıdır, kötü yürekli Fagin'in elinde oyuncak olur; İngiliz kahraman Robin Hood İngiltere'de Sherwood ormanlarından çıkıp zenginleri soyup soğana çevirir, fakire dağıtır.

Mitoloji, hırsızlığı kutsallık mertebesine çıkarır. Prometheus ateşi tanrılardan aşırırken, Hermes doğuştan hırsız olup Apollon'un ikide bir sığırlarını çalar. Otolikos ise kılıktan kılığa girip hırsızlığına beceri katar.

Bunlar, say say bitmez! 1001 Gece Masalları ise baştan aşağı hırsızla doludur. Kırk Haramilerden başlayıp Ali Baba’ya gelinceye dek hırsızlığın âlasını okursunuz!

İngiliz çocuklarına anlatılan bir başka masalda Jack adlı kahraman, köylünün her şeyini çalan devin evine hırsızlama girdiğinde ¨Aç olanın adaleti karnında bulunur!¨ diyecektir, devin onlardan çaldığını geri aldığı için hırsızlık meşruiyet kazanır.

O günden sonra köyde bir fısıltı dolaşır: “Jack hırsız oldu.”

Ama hemen ardından başka bir cümle gelir: “Jack çaldığını hak etti.”

Zaten hırsız haklı olduğuna inanmazsa hiçbir saklı yere girip kendisine ait olmayanı alamaz.

Bu benim de hakkımdır demeyen hırsız görülmez.

Uzun Ali de, Çukurova'daki beyin tarlasında ırgat olmuş köylüler gece yarısı leş uykusundayken tarlaya girdiğinde bir yandan adalet terazisinin ibresini kendine çevirir, kantarın topunu kendinden yana tartar. ¨Ömründe ilk olarak bir hırsızlık yapıyordu, bu pamuk toplama hırsızlık sayılırsa. Mademki diye içinden geçirdi, mademki çıktım bu işe... Koca Halil'in hakkı var zaten. Mendebur bir adam ama, akıllı. Dünyanın iyiliği, kötülüğü üstüne çok düşünmüş.¨

İşte şimdi içi rahat, zira hırsızlığına bilgelik karıştırdı.

J. J. Rousseau'nun ¨İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı¨ üzerine yazdığı Aydınlanma Döneminin başyapıtında hırsızlığı mülkiyete dayandırma cesareti gösterir.

Bir araziyi çevirip içine alan ve ardından ‘Bu benim’ demeye cesaret eden ilk kişi, bunu söyleyip kendisine inanacak kadar saf insanlar bulduğunda, sivil toplumun gerçek kurucusu oldu.”

Fransız ütopyacı, anarşizmin kurucu ismi Pierre-Joseph Proudhon 1840'da yayınladığı bir anarşizm manifestosu olan kitabında ¨La propriété, c'est le vol !¨ demiyor muydu; Mülkiyet hırsızlıktır.

Karl Marx bu kadar sert değildi, sadece işçinin artı-değerinin çalınmasını hırsızlık görüyordu.

Kapitalisti, mülkiyet ilanında bulunan ilk homosapiensle akrabalık içinde bırakalım; hiç hırsızla burun burana geldiniz mi, biz onu anlatalım.

Otuz yıl öncesi, Salacak'ta denize nâzır bir dairede kiracıyım. Sahil yolundan ancak dağcılık tecrübesiyle tırmanabilecek bir çalılıkla kaplı yamacın üstündeki apartmanda...

Bir yaz gecesi, balkon kapısı açık, içerdeyim ve yalnızım. Koltukta, elimde bir kitap, oturuyorum. Birden, yağmur borusundan balkonun ferforje korkuluğuna bir genç adamın ayağını attığını gördüm; göz göze geldik. Balkon taşlığına adım atmasına ramak kalmıştı. Soluğum kesildi, ayaklandım, ne yapacağımı bilemez halde ve ama cesaretle ona doğru atıldım; çok yanlış, fakat öyle oldu.

Hırsız ani bir refleksle geriye çekildi, tırmandığı borudan yağlanmış Kırkpınar pehlivanı gibi sessizce kayıp indi, arkasından balkona çıktığımda çoktan aşağıya inmiş, kendi hakkına düşeni alamadığından olsa gerek, gecenin karanlığında hem ağıza alınmaz küfürler ediyor hem de eline geçirdiği taşları yukarı fırlatıyordu. O gecenin zararı bana bir salon penceresinin cam kırığıydı, hırsıza ise bende olduğunu zannettiği bir mülkiyet parçasını hak etmiş olduğu halde alamamış olmasıydı.

Hırsıza üzüldüm!

Ne kadar kendinde hak görmüş meğer...

Hırsızın biri bir gün bir eve hakkını almak için girmek isteyince, böyle olmuştu.

Yazık; beceriksiz ve talihsiz hırsızdı!

Yaşar Kemal'in Koca Halil'i Salacak'ta olsaydı, muhakkak hakkını alırdı.


© T24