menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gözlerde okunur öfke

3 0
latest

 

 Kâinatı bütün ayrıntısıyla özene bezene yaratan Tanrı, öfkeye ve nefrete yer vermedi.

Her şey yerli yerindeydi; uyum içinde, tasarlanmış bir cennetti kâinat.

Nihayet bu kâinatına bir canlı eklemek istedi; kendisini bilen, ona kulluk edecek bir varlık olmalıydı: Âdem'i yarattı...

Tanrı Âdem'i yaratınca, Ecce Homo diye onu işaret etti tüm meleklerine, ona itaat edin, işte insan dedi.

Kur'an'daki Bakara Suresine göre, melekler, ¨Orada fesat çıkaracak, kan dökecek birisini mi yaratacaksın!¨ dedilerse de Tanrının bir bildiği vardır diye sustular.

Tanrı katında ışığı taşıyan melek Lucifer, sadece o buna karşı çıktı.

Âdem'i tanımayacak, itaat etmeyecekti.

Şeytan adını almazdan evvel, o büyük kabahati işlemezden önce ışık saçan anlamındaydı adı; Lucifer'di...

Lucifer, Tevrat'ın Yeşaya Kitabında anlatıldığına göre, ¨ışık bende, aydınlığı da ben getirdim¨ diye önlenemez bir kibre kapıldı ve Tanrı katında olan bitene sırt çevirdi; yaratıcısını dinlemedi.

O yüzden tanrısal mekândan kovuldu.

Tanrı ona küsmüştü, kırgındı, değer verdiği insana saygısızlık ettiği için onu kolundan tuttuğu gibi fırlatıverdi.

İşte o ânda Tanrı hiçbir meleğinde, canlısında, insanında görmediği kibirli bir öfkeyi, gururlu bir intikam yeminini, küskünlüğü saklayan acımasızlığını, pişmanlığını gizlemekte ısrarlı bir damlacık gözyaşını da onun gözlerinde gördü.

Bu fırlatılmışlık insanın beklemediği bir şeydir; şeytanın da...

Ama bir kere oldu! Geri dönüşü olmayan, ileriye doğru bir itiliş, savruluş...

Martin Heidegger'in Almancasıyla Geworfenheit olarak adlandırdığı şey tam da buydu.  İnsan da kendini, önceden bilmediği bir dünyada, seçemediği koşullar içinde 'kulağından tutulduğu gibi azarlanmışcasına fırlatıldığı¨ bir yerde bulur.

Tanrı şeytanı kovdu!

Bu kovulma bir travmadır; şeytan travmaya uğramış bir melektir.

O zamandan beri şeytanın tek uğraşısı şeytanî varoluşuna sebep olan insanı yolundan çıkarmak, onu tanrısal bağlantısından koparmak için kandırmaktır.

Kovulduğu için şeytan Tanrıya küstür, kırgındır.

Onun küskünlüğü bir küçük çocuğun annesinden babasından işittiği âzar ve cezalandırmadan fazlasıdır.

Biz bunu Fransız ressam Alexandre Cabanel'in, daha yirmi dört yaşındayken yaptığı ¨Düşen Melek~L’Ange déchu¨isimli tabloda görüyoruz.

Tabloda şeytanın elleri çapraz kilitlenmiş, gözlerinin çevresi kirpiklerine kadar kızarmıştır. Sırtındaki melek kanatları artık işlevini yitirmiştir, semavî âlemden yeryüzüne düşmüştür; gözden düşmüştür, artık uçamaz.

Resmin arka planında, sabahın ilk ışıklarıyla masmaviye boyanmış gökyüzünde itaatkâr melekler uçmaktadır. Meleklerden birisi, şeytana yakın kadrajda olanı ona merakla, şaşkınlıkla bakıyor.

Bir kayalığın üzerinde gördüğümüz şeytanın duruşu pişmanlıktan çok meydan okuyucudur. Gür ve kızıla çalan saçları karmakarışıktır; bir hırpalanmışlık seziliyor. Başını kollarıyla siper ediyor, sağ gözünden bir damla yaş akar ama gözleri sessiz bir öfkeyle için için yanmaktadır. Kilitli, birbirine geçmiş eller ve havada asılı dirsekler mücadelenin bitmediğini ima ediyor.

Renk paletinde pastel maviler ve toprak tonları hâkim; Lucifer'in kanatları ile gökyüzündeki yumuşak maviler, kayalık arazinin koyu ve griye dönük toprak renkleriyle tezat oluşturur ve bu çatışma, onun cennetten yeryüzüne düşüşünü simgeler.

Hristiyan ikonografisinde ve sanat tarihinde Lucifer cennetten atıldığında, yeryüzüne düşünce biçim değiştirir; melek kanatları yarasa kanadına dönüşür. Onun için vampir hikâyelerinde yarasa olur, artık ışıkla işi kalmamıştır, karanlıkta kanat çırpar.

En ufak bir hatalı fırça izine, fırçanın minik bir kusuruna rast gelinmeyen yağlı boya resim 1847'de Roma'da tamamlandı; ne zaman başlandı ve ne kadar sürdü, buna dair bilgiye sahip değiliz ve ayrıca bunun bir önemi de yok.

Fakat şunu biliyoruz: Cabanel tabloyu Roma'da paketleyip Paris'e, o yılki Salon'a götürdü, ressamların âllame-i cihanelerine........

© T24