Sıra sizde ABD seçmenleri! |
Diğer
17 Ocak 2026
Trump yazısına geçmeden sizler ile bir endişemi paylaşmak isterim.
1940/1950 arasında bu ülkede doğanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci neslini yetiştiren Atatürk’ü görmemiş ama onun koyduğu ilkeler ile yetişmiş insanlardır.
Sahici demokrasi ile yönetilen ülkeler arasında Türkiye Cumhuriyeti, yıkılmış ya da yıkılmakta olan bir imparatorluktan doğrudan “dünya standardında” bir demokratik-laik cumhuriyet çıkarabilmiş ender devletlerden biridir.
Bütün bu kısa dönemde birkaç ihtilal, halk hareketleri, iç savaş vb. gibi çağdaş ülkelerin geçirdiği evrelerden geçmeden 1920’ye gelinebilmiş olması, tamamen Mustafa Kemal Atatürk ve onun kültürü ve dehası sayesinde olmuştur.
Bu, benim ürettiğim bir “bilgi” değildir. Bu; tüm dünya tarihçi ve bilim insanlarının tespit ettiği bir “gerçektir.”
Ben doğduğum vakit T.C.’nin nüfusu (yaklaşık) 18 milyon, bir hemşerisi olduğum İstanbul 1 milyon, okuduğum ve ömrümün ilk dönemini geçirdiğim Ankara’nın nüfusu 600 bin kişi idi. Okuma yazmasını bilen dört küsur milyon insan vardı.
Bizlerin hayata atıldığı 1960’lı yıllarda ise ülkemizde altı üniversite vardı; 1963’te 7 bin kişi mezun oldu.
Madem ki artık akademik bir unvan ve bilgi sahibi idik, annelerimiz ve babalarımız tarafından ülkede varılmış en “çağdaş” nokta olan Atatürkçü, laik, demokratik cumhuriyeti korumak üzere görevlendirildik.
“Atatürkçülük”, kimine göre “Kemalizm”, seçime açık bir “devlet yönetim sistemi” değildir. Anayasalarımızda bu husus detaylı olarak hep yazılıdır.
Bir ülkenin halkı, “ilk yazılanından güncellenmiş olanına” kadar Anayasasını korumak ile görevlidir. Anayasalar değiştirilmez, geliştirilebilir. Bu gelişme de sadece “halkın daha müreffeh yaşaması” konusunda olabilir.
Bizim neslimiz, sağ kalanlarımız, bunu sağlamak ile görevlidir; ve yapabilir, yaptırabilir. Ben kendi payıma yaşlılığımda “yazı yazarak” yapmaya çalışıyorum.
Devamlı okurlarımın bildiği üzere benim yazılarım, 52 yıldır genel olarak “endüstri” üzerinedir. Ancak bazen endüstrinin gelişmesini sağlamak için “siyaset” de yazmak gerekiyor.
Gelelim “endişemin” ne olduğuna.
Ben, eskilerin “fıkra, makale”, Batı dünyasının “column-sütun” dediği köşe yazılarında asla “hakaret ya da tehdit” yoluna gitmem; işi şahsileştirmem.
Muhatabım, “endüstrinin temelde muhatabı olan” önce kişiler, sonra müesseseler, sonunda da “hükûmetler, yani siyasetçilerdir”.
“Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan”, saygı duyduğum bir kişidir. İsmet Paşa’dan bugüne tüm cumhurbaşkanlarımız gibi Atatürk’ün koltuğunda oturmaktadır. Diğer devlet büyüklerimiz için de aynı duygu geçerlidir.
Ancak iktidarlar, bu bağlamda AKP Hükûmeti ve başkanı, tenkit edilebilmeli, tenkitleri de dikkate almalıdır.
Hiç kimsenin........