menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyanın en keskin kokulu yiyeceğinin gizemli tarihi: Sarımsak

24 0
01.03.2026

Sofralarımızdaki yolculuğuna binlerce yıl önce Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan gibi Asya Kıtasının ortasında bulunan ülkelerde yabani akrabalarıyla başlayan sarımsak, Neolitik dönemde evcilleştirilmiş. Orta Asya steplerinde yaşayan insanların sarımsağı muhtemelen yiyecek ararken keşfetmiş olduğu, keskin aroması ve potansiyel sağlık faydaları nedeniyle zamanla sofralarına dahil ettiği düşünülüyor.  

Sarımsak bazı kaynaklara göre 5000, bazı kaynaklara göre de 6000 yıl önce insan eliyle taşındığı Çin ve Hindistan üzerinden önce Mezopotamya’ya sonra da Kuzey Afrika'ya ve Avrupa'ya yayılmış. İlk yetiştirilen sarımsak tiplerinin sert ya da yumuşak saplı, kırmızı veya beyaz olup olmadığı konusunda elde bir bilgi bulunmasa da bazı çalışmalarda yumuşak boyunlu sarımsağın neolitik dönemde yetiştirilen başlıca tür olduğu belirtiliyor.

Sarımsak Asya Kıtası'nın ortasında bulunan ülkelerde Neolitik dönemde evcilleştirilmiş

Mısır mezarlarında sert boyunlu sarımsağa ait olduğu düşünülen buluntulara ulaşılınca sert ile yumuşak boyunlu sarımsak arasındaki ayrımın son 1000 yıl içinde Güney Avrupa'da sarımsak yetiştirilmeye başlandığında ortaya çıktığı anlaşılmış; yakın yıllara kadar türü ve çeşidi konusunda bilgi sahibi olunmadan sarımsak yetiştirilip tüketiliyormuş.   

Latince “Allium Sativum” olarak tanımlanan sarımsak kelimesi Batı dillerine Eski İngilizcedeki "mızrak şeklindeki pırasa" anlamına gelen “gar” ve “lēac” kelimelerinin birleşiminden geçmiş.

Gıda çeşnisi mi, şifa mı?

Sarımsağın Asya'daki tarımı erken yıllarda lezzet katıcı özelliklerinden ziyade Budist inancındaki afrodizyak gücü ve şifa verici tıbbi özelliklerinden dolayı yapılmış.

Sonraki yıllarda özellikle Akdeniz’i çevreleyen ülkelerin eski tıbbi metinlerinde görüldüğü şekliyle tedavi amaçlı olarak sarımsağın kullanımına defalarca atıfta bulunulmuş; yiyeceklere kattığı hoşluktan ziyade şifa verici özellikleri ön plana çıkartılmış.

Sarımsak Eski Yunan'da tedavi yöntemlerinin bir parçası haline gelmiş

Doğu ile Batı arasında kurulan ipek yolu köprüsünde medeniyetin oluşumuna can veren mal, fikir ve tarım ürünlerinin değiş tokuşunda ilk taşınanlar arasında olan sarımsak bu yolla uzaklara ulaşmış; farklı kültürlerin kullanımına sunulmuş.

MÖ 3000 civarında, Hindistan'dan yola çıkan kervanların Orta Doğu'ya ulaştığı ve o günün güçlü siyasal yapılarından olan Babil ile Asur İmparatorluklarına sarımsağı tanıttıkları düşünülüyor. Babil Halkı yetiştirdikleri sarımsağın suyunu derin bir saygı ile vücutlarına sürmüşler, çocuklarını yıkamışlar, kutsal mekânlarını sarımsak demetleriyle donatmışlar.

Babil Kralının sarımsağa olan özel düşkünlüğü onu vergi ve haraç maddesi haline getirmiş; fethedilen yerlerden ganimet olarak alınan sarımsaklar ülkenin zenginliğini oluşturmuş. Tarihsel kayıtlara geçtiği haliyle Babil İmparatorluğunun sarımsağı benimsemesi ve sevmesi komşu uygarlıkları da etkilemiş; sarımsak hem Afrika içlerine hem de Anadolu üzerinden Avrupa’ya götürülmüş.

Asya kültürlerinde sarımsak

Asya'nın farklı ülkelerinde sarımsağın gıda ve tıbbi madde olarak kullanımının çok eski bir kökene dayandığı, tahminlere göre 4000 yıl önce Çin'de yaygın olarak kullanıldığı ve özellikle çiğ etle birlikte tüketildiği çok kaynakta yer alıyor.

Günümüze ulaşan bulgular Antik Çin’de gıda olarak düzenli tüketimi tavsiye edilen sarımsağın dozunun sınırlı tutulduğunu, sarımsağın üzüntü ve depresyonu tedavi etmek için de kullanıldığını göstermekte!  

Antik Çin'de sarımsak solunum rahatsızlıkları, sindirim sorunları, ishal ve parazitlere karşı reçete edilirken yorgunluk, iktidarsızlık, baş ağrısı ve uykusuzluğu tedavi etmek için de diğer bitkilerle birlikte karıştırılarak kullanılmış. Geleneksel Çin tıbbında şifalı bir tonik oluşturmak için bitkilerden oluşan kombinasyonlarla sarımsak da ilişkilendirilmiş, sarımsak farklı karışımlar içinde ilaç olarak kullanılmış.

Çin ve Filipin halk inanışlarında vampirleri uzaklaştırmak için sarımsak kullandığına dair efsaneler ve sarımsağın gıda koruyucu olarak da bulundurulduğunu gösteren bulgular günümüze ulaşmış.

Sarımsak Çin ve Kore ile sınırlı dış temasını aşarak muhtemelen 2000 yıl önce Japonya’ya taşınmış. 

Sarımsağa ait ilk kayıtlar Eski Mısır’da

Sarımsakla ilgili 3500 yıl öncesinden günümüze ulaşan ilk bulgu Mısır'da Luksor Kenti yakınlarındaki antik Thebai yerleşiminde bulunmuş. Alman Mısır bilimci Georg Eber’s tarafından 1873 yılında yayınlanan ve Ebers Papirüsü olarak adlandırılan bu metinde, genel halsizlikten böcek ısırmalarına, parazitlere karşı korunmadan kalp hastalıklarına, dolaşım sistemi rahatsızlıklarından solunum problemlerine hatta halsizliğe kadar çok sorunu tedavi etmek için sarımsağın nasıl kullanılacağına dair çeşitli bilgi yer alıyormuş. Bulgulara göre Antik Mısırlılar sarımsağın tıbbi özellikleri olduğuna inanıyor, kalp hastalığı, iltihap riski ve kanser gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde sarımsak kullanıyorlarmış. Eski Mısırda yaraları iyileştirmek ve kangreni önlemek gibi tıbbı amaçlarla kullanılan sarımsak enerji veren bir güç kaynağı olmasının yanında yaşamı uzatabileceğine inanılan mucizevi bir iksir haline de dönüşmüş. Anlaşılmış ki Eski Mısır günlük yaşamında sarımsak hem soyluların hem halkın hem de kölelerin düzenli olarak tükettiği gıdalar arasında olmuş.

Sarımsakla ilgili olarak 3500 yıl öncesinden günümüze ulaşan ilk bulgu Mısır'da bulunmuş

Eski Mısır günlük yaşamında sarımsak hem soyluların hem halkın hem de kölelerin sofrasında olmuş

Gün ışığına çıkarılan kayıtlara göre, piramitler inşa eden köleler ve askerler sarımsakla beslenmiş; bedenen çalışanlar bu yolla güçlü ve dayanıklı kılınmaya çalışılmış.

İlk kez 1922 yılında kazılan ve MÖ 1500 yıllarına tarihlenen Tutankamon'un mezarında bir toprak kâse içinde sarımsak dişlerinin tespit edilmiş olması 100 yılı aşkın bir süredir devam eden tartışmayı ateşlemiş, sarımsağın mezarda ne amaçla bırakılmış olduğu konusunda fikir birliğine şu ana kadar varılamamış. Kimi dini bir anlamı var derken dikkatsiz bir işçinin çalışma sırasında unuttuğunu düşünenler de olmuş. Bazı yayınlarda Mısır'daki günlük yaşamı hatırlatmak için bırakıldığı, ölülere uyandıklarında güç vermesi için özellikle konduğu şeklinde fikir bildirenler de olmuş. Şu var ki sorunun cevabı ne olursa olsun, mezarda sarımsak bulunması, bu sebzenin o dönemde yoğun olarak kullanıldığına dair güçlü bir kanıt oluşturmuş.

Tutankamon'un mezarında bir toprak kâse içinde sarımsak dişlerinin tespit edilmiş

"Sarımsak; Yenilebilir Bir Biyografi" kitabının yazarı Robin Cherry, Dünyanın en eski yemek tarifinin yaklaşık 3500 yıl öncesindeki Mezopotamya yaşamından geldiğini ve tarifin iki diş sarımsak içerdiğini yazmış.

Antik Yunan’da sarımsak

Antik Yunan günlük yaşamında sarımsağın gıdalara kattığı aroma fark edilmiş ama sarımsağın daha çok çeşitli hastalıkların tedavisinde ve sağlığın korunmasında potansiyel faydaları olduğu düşüncesi öne çıkmış. Ünlü hekim Hipokrat, sarımsağı tedavi yöntemlerinin bir parçası haline getirmiş; özellikle akciğer rahatsızlıklarında, karın bölgesindeki büyümelerde, kadın hastalıklarında tedavi için sarımsak önermiş. Aristoteles ile Aristofanes gibi önde gelen düşünürler de sarımsağın tıbbi özelliklerine değinmişler.

Girit’te MÖ 1400-1800 yıllarına tarihlenen Knossos Sarayı........

© T24