Unuttuğumuz besin, hatırladığımız yaşam
Doğa hâlâ hatırlıyor ve hatırlatıyor.
Modern tarımın hız, verim ve ölçek odaklı düzeni; toprağın dinlenme döngülerini, mikroorganizma çeşitliliğini ve doğal mineral dengesini giderek aşındırdı. Bugün “sağlıklı” etiketiyle soframıza gelen birçok sebze ve meyve, görünüşte kusursuz olsa da, geçmişte taşıdığı besin yoğunluğunun çok gerisinde. Daha çok üretmek uğruna daha az besleniyoruz. Diğer bir deyişle; besin değeri düşük, özünde sahip olduğu niteliklerinden yoksun yiyeceklere maruz kalıyoruz. Bu; belki de modern çağın en sessiz paradokslarından biri.
Doğa onu ne kadar yorarsak yoralım kodlarında kazılı olan yaşamın özünden vazgeçmiyor. Ve bize güçlü hatırlatıcılar sunmaya devam ediyor.
Onu hoyrat bir şekilde yoran biz insanlara sunduğu bu değerli hatırlatıcılardan biri de buğday çimi.
Bir süper gıda olarak buğday çimi
Henüz genç, henüz saf, henüz toprağın ilk nefesini taşıyan bu yeşil öz; yüksek klorofil içeriği, yoğun mineral yapısı ve hücresel yenilenmeyi destekleyen potansiyeliyle adeta “yoğunlaştırılmış yaşam”ı içinde taşıyor.
“Yeşil kan” olarak da adlandırılan klorofilin kanla kurduğu yapısal benzerlik, oksijen taşıma kapasitesine olan katkısı ve detoksifikasyon süreçlerine verdiği destek; bu küçük yeşil mucizeyi modern zamanlarda yalnızca bir trend değil, vazgeçilmez bir ihtiyaç haline getiriyor.
Toprağın kaybettiğini yerine koymak mümkün mü? Belki tamamen değil. Ama doğanın en saf, en erken formuna yönelerek bu açığı kapatmak mümkün. Buğday çimi, tam da bu yüzden bir “süper gıda”. Hatta sadece süper gıda olarak adlandırmak da yetmez; ona modern çağın eksilttiklerine karşı doğanın sunduğu güçlü bir cevap da diyebiliriz.
Üzerinde yaşadığımız topraklar ne şanslıyız ki; Anadolu’nun kadim hafızasını ve toprağın bilgeliğini hâlâ taşır.
Atalık Karakılçık Buğdayı da bu hafızanın yaşayan değerli temsilcilerinden biri. Hibritlenmemiş, genetiğiyle oynanmamış, toprağın ritmine sadık kalan bir miras. Derin kök yapısı sayesinde toprağın alt katmanlarındaki minerallere ulaşabilen bu buğday türü; lif, mineral ve besin yoğunluğu açısından günümüzün yüksek verim odaklı işlenmiş buğdaylarına kıyasla çok daha zengin ve dengeli.
Modern buğday türleri daha hızlı büyüme ve daha yüksek üretim için dönüştürülürken; Karakılçık, doğanın zamanına saygı duyarak yetişir ve bu yüzden yalnızca bir besin değil, aynı zamanda da bir süreklilik ve denge sembolüdür.
Bugün sofraya gelen her lokmada mesele artık sadece doymak değil; hangi hikâyeyi, hangi toprağın bilgisini bedenimize aldığımız olmalı. Çünkü yiyecekler sadece madde değil, aynı zamanda birer “hikâye” taşıyıcısı.
Yediğimiz her şey; hangi toprakta yetiştiği, nasıl bir suyla beslendiği, hangi tarım yöntemiyle üretildiği, hangi kültürün, hangi emeğin içinden geçtiğinin bilgisini de içinde taşıyor. Yani gıda sadece fiziksel bir madde değil, bir yaşam hikâyesinin özü.
Bir tohumla başlar her şey
Bu hafta, modern dünyanın tüm kirliliğine rağmen yaşam hikayesinin özünü en temel, en saf şekilde taşımaya devam eden Karakılçık Buğday Çimi’nin ve onun bir yan ürünü olan buğday çimi suyunun yolculuğuna yerinde tanıklık etme şansım oldu.
Etrafı yeni boy atmış, rüzgarda savrulan buğdayların tatlı, şekersi kokusunun sardığı serin ve güneşli bir bahar günü, yolum yolculuğuna başından itibaren şahitlik etme şansı yakaladığım bir girişimi taşındığı yeni yerinde ziyaret etmek üzere Gaziantep’e düştü.
Hikayesi Antakya topraklarında başlayan Deniz Yüksel Konukoğlu, genç yaşlardan itibaren atalarından ve anne atalarından aldığı ilhamla geleneğe, toprağa, değere sahip çıkarak Atalık Karakılçık Buğday’ından buğday çimi suyu üreten farkındalıklı bir girişimci.
İlksen Utlu (solda) ve Deniz Yüksel Konukoğlu
Sevgili Yüksel’i en son 2018 sonbaharında Hatay’da bulunan aile çiftliğindeki Ancient Greens serasında ziyaret etmiştim. Ailesinden devraldığı toprak geleneğini çağın ihtiyaçlarıyla buluşturan yeni nesil bir üretici olarak, hem köklerine sadık kalan hem de modern dünyaya değer katan bu ürünü böylesine tutku ve özenle hayata geçiriyor olması beni derinden etkilemişti.
Ancient Greens serası ve permakültür alanı
Uzun yıllardır özellikle mevsim geçişlerinde bağışıklığıma destek sunması üzere buğday çimi suyunu kürler halinde tüketiyorum ve genel sağlığım üzerinde yarattığı etkiyi hissediyorum.
Geçtiğimiz günlerde uzun bir aradan sonra Yüksel’i Gaziantep’te kurduğu yeni serasında ziyaret etme fırsatı buldum.
‘Her şey bir tohumla başlar’ temalı buluşmayla buğday çimi suyu üretimi yolculuğunu yerinde gezerek, görerek ve değerli hocalardan bu ürünün bir süper gıda olma niteliğine dair bilgiler alarak daha da yakından anlama şansım oldu.
Üretimle ilgili en çok etkilendiğim konuların başında, Ancient Greens ürünlerinin üretiminin ekosistemin kendi kendini yenileyen zekâsını temel alan permakültür sistemiyle gerçekleştiriliyor olması geliyor.
Doğayla rekabet etmek yerine onunla iş birliği kuran, toprağın kendi kendini yenileyen zekâsını esas alan permakültür yaklaşımıyla yetiştirilen Atalık tohumlar, yalnızca bir üretim biçimini değil, aynı zamanda kaybettiğimiz dengeyle yeniden kurulan bir ilişkiyi temsil ediyor.
Tohumun buğday çimine dönüşüm yolculuğuna tanıklık ettiğimiz buluşmada; Prof. Dr. Mustafa Yıldırım’dan buğday çiminin yapısı, faydaları ve bu alandaki güncel bilimsel çalışmalar üzerine kapsamlı bilgiler edindik. Dr. İpek Koçer ise bağırsak sağlığına odaklanarak, buğday çimi suyunun sindirim sistemi ve sağlıklı mikrobiyota üzerindeki etkilerini bizlerle paylaştı.
Bilimin, üretimin ve deneyiminin aynı çatı altında özenli bir şekilde buluştuğu bu anlamlı buluşmada alanında öncü isimlerin modern bilim ışığında yaptıkları paylaşımları şöyle özetleyebilirim;
Yeşilin en saf hali ve doğanın saf potansiyeliyle üretilmiş yaşayan, temiz bir gıda olarak buğday çimi içinde arındırdığı %70 klorofil oranıyla, zengin minerallerle, prebiyotik lifler, fenolik bileşikler ve antioksidan enzimlerle; gıdaların sindirilmesine yardımcı olan, bağışıklık sisteminin gelişiminde ve düzenlenmesinde kritik rol oynayan, hücre yenilenmesini ve yararlı organizmaların büyümesini destekleyen, mikrobiyota dengesini koruyan, oksidatif stresi azaltmaya destek olan doğal antienflamatuar ve antioksidan süper bir gıdadır.
Bu süper gıdaya, cold press yöntemiyle özenle sıkılıp suyu dehidre edilerek pratik formda sunulması sayesinde, kolayca erişmek ve günlük yaşamın akışında rahatlıkla tüketmek mümkün hale geliyor.
Buğday çimi suyu dünyada bir trend olma yolunda ilerliyor olsa da unutmamak lazım ki bu süper ürün bizim için yeni değil geri gelen bir değer. Çünkü burası buğdayın ana vatanı ve buğday çimi yaşadığımız toprakların kadim bir ürünü. Sadece onu yeniden hatırlamamız lazım.
Herkese; üzerinde yaşadığı kadim topraklardan çıkan ürünlere sahip çıkacağı ve sofrasındaki gıdayı sadece bir doyum nesnesi olarak değil, toprağın, suyun, emeğin ve yaşam döngüsünün bir taşıyıcısı olarak göreceği, farkındalıklı bir hafta dilerim.
