Dengenin yeniden tanımı |
Evren; beş duyumuzla deneyimlediğimizi zannettiğimiz kadar “katı” değil ve belki de hiçbir zaman olmadı.
Katı olmak bir yana bilim; gördüğümüz, dokunduğumuz, adına gerçek dediğimiz her şeyin; aslında görünmeyen kozmik bir senfoninin titreşen notaları olduğunu söylüyor.
Eğer; bizim de bir parçası olduğumuz ve kendi içinde müthiş bir harmoni barındıran bu senfoniyi duymak istiyorsak, acilen kulaklarımızla değil frekansımızla dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü evren konuşarak değil titreşerek iletişim kuruyor. Ve tüm canılar gibi biz de hem kendimizi hem de etrafımızı bu titreşimlerin içinden duymaya çalışıyoruz.
Modern fizik, atom altı düzeyde her şeyin titreştiğini söylerken; kadim öğretiler bu bilgiyi çok daha önce sezgisel bir bilgelikle dile getirmişti.
“Eğer evrenin sırlarını bulmak istiyorsanız her şeyi; enerji frekans ve titreşim açısından düşünün” diyen Nikola Tesla, bundan bir asır önce bugün hâlâ çözmeye çalıştığımız bir hakikatin kapısını aralıyordu. Benzer şekilde Albert Einstein’ın maddenin özünde enerji olduğunu ortaya koyan yaklaşımı, katı sandığımız dünyanın aslında yoğunlaşmış titreşimlerden ibaret olduğunu fısıldıyor.
Geleneksel Çin Tıbbı; bedenin enerji meridyenleri boyunca akan yaşam gücü olan Çi’yi dengelemeye odaklanırken, Sufism “her şeyin bir zikri vardır” diyerek varoluşun titreşimsel doğasına işaret ediyor.
“Önce söz /logos vardı” diye başlıyor Yuhanna İncili.
“Ol der ve o oluverir” diye sesleniyor Kuran; ilk sözle ilk frekansa, titreşime, enerjiye işaret ederek.
Doğu felsefesinde ise evren bir titreşim alanı olarak görülüyor; insan ise bu alanın hem alıcısı hem yayıcısı. Yani düşündüğümüz, hissettiğimiz ve söylediğimiz her şey; yalnızca bize ait değil evrenin dokusuna karışan bir frekans.
Titreşim Tıbbı
Her insan kendine has, ince ve dengeli bir frekansla geliyor dünyaya. Fakat modern yaşam, insanın doğuştan sahip olduğu bu dengeli frekansı fark etmeden bozan sayısız etkenle örülü: kronik stres, elektromanyetik alanlar, dijital maruziyetin yarattığı zihinsel gürültü, işlenmiş gıdalar, uykusuzluk, doğadan kopuş, bastırılmış duygular…
İşte tüm bu modern zaman uyaranları bedenin doğal titreşimini “fabrika ayarından” uzaklaştırarak bir tür içsel uyumsuzluğa sebep oluyor. Ruh-beden-zihin bütünlüğündeki uyumun bozulması sonucu olarak da ‘hastalıklar’ ortaya çıkıyor. Yani bir diğer........