Issız yerlerde yalnızlığını fısıldayan şair
Geçtiğimiz günlerde doğum yıldönümü nedeniyle anımsanıp sosyal medyada şiirleri sıkça paylaşılan Orhan Veli'yi nasıl bilirsiniz? Bu sorunun yanıtı, onun şiirlerini severek ve gülümsemeyle okuyan günümüz şiirseverleri için çoğunlukla hayatı ti'ye alan, neşeli, bohem bir şair biçimindedir. Çok bilinen, neredeyse herkesin bir iki dizesini belleğinde taşıdığı şiirlere bakılırsa evet, Orhan Veli sahiden de hayatın katı gerçeklerini ters yüz eden, bohem bir yaşantı içinde kısacık bir ömür süren bir şair. Kuşkusuz, bir yazarın/şairin yapıtlarını okurken yerleşik imajı ne ise bunun etkisinde kalırız. Adların belleğimizde oluşturduğu imgeler, yapıtlarına bakışımızı da etkiler. Ancak hayatlarına dikkatle baktığımızda gerçeğin hiç de öyle olmadığını, doğru bilinenlerin aslında yanıltıcı olduğunu görebiliriz. Orhan Veli, kimi şiirlerinden yola çıkılarak ona yüklenmiş imajı taşımak zorunda kalanlardan. Dalgacı Mahmut şiirini anımsayın, Güzel Havalar, Dedikodu şiirlerini yeniden okuyun; evet, öyle diyebilirsiniz. Ancak Orhan Veli'nin kısa yaşamı çileli, yoksul ve onulmaz bir aşkın içinde oyduğu acılı boşlukta geçmiştir.
1940'larda Ankara'da, genç cumhuriyetin gelecek adına umut veren kurumlarından biri olan Tercüme Bürosu'nda çalışan, çok başarılı çevirilerle kültür hayatına bu yönüyle de katkılarda bulunan Orhan Veli, iktidarın gericiliğe teslimiyeti diyebileceğimiz politikası nedeniyle bu kurumdan ayrılmak zorunda kalır. Orhan Veli'nin yaşamına ilişkin bilinmeyen çok şeyi ortaya çıkaran ve onu bir roman kahramanı olarak niteleyen Haluk Oral, onunla ilgili çalışmasında, istifasını Erol Güney'in Necati Cumalı tanıklığından aktarışını şöyle anlatıyor: "Orhan Tercüme Bürosu'na geldi. Reşat Şemsettin'in (Milli Eğitim Bakanı) önünde bir şişe şarabı yere çaldı ve ortalığı kokuya boğarak oradan ayrıldı, bir daha da gitmedi." Haluk Oral, bu davranışının ardından şair için "Bu istifayla Orhan Veli'nin çalışma hayatı bitmiş, ölümüne kadar sürecek olan maddi zorluklarla dolu dönemi başlamıştı" diyor. Cahit Külebi de "İçi Sevda Dolu Yolculuk" adını verdiği anı kitabında ondan söz ederken Haluk Oral'ın saptamasını doğrular nitelikte cümleler kurmuştur: "Parada, işte, gösterişte gözü yoktu. Yoksulluk içinde temiz ve güzel giyinirdi (...)Uzaktan görünüşüne aldananlar, onun gibi görgülü, terbiyeli ve çalışkan birinin derbeder, 'harabati' olduğunu sandılar."
İstifasından sonra İstanbul'a dönmek zorunda kalır. Bu dönemde tek parti........
