menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan ne zaman kendine rastlar?

16 0
sunday

Geçtiğimiz günlerde, Anneler Günü nedeniyle düzenlenen bir etkinlikte, bir arkadaşım Ahmet Erhan'ın dokunaklı şiiri "Oğul"u okurken, daha önce o kadar etkilenmediğim bir dizesine takıldım: "Yoruldum artık her yolağzında kendime rastlamaktan." Çok genç yaşta yitirdiğimiz Ahmet Erhan, bu yalın ama olağanüstü dizesiyle, elimizden tutup bir soruyla bir yolağzında bırakıveriyor bizi: İnsan ne zaman kendine rastlar?

Bu soru, geçen haftaki yazımda sözünü ettiğim oyunun (Duşan Kovaçeviç'in Profesyonel adlı oyunu) temasına itiraz eden bir yazar arkadaşımın sözleriyle birlikte dolandı belleğime. Yarattığı roman karakterleriyle gündelik hayatımıza derinlik katan yazar arkadaşım "Senin kaybettiğini, yıllar sonra birinin sana getirmesi ne kadar doğru?" demişti. "Bir ömür yaşanmış, bir hikâye yazılmış ve zamanın terekesine bırakılmıştır. Eksik olan, zamanında tamamlanmazsa bir değeri olmaz." Bir açıdan doğruydu. Yitirilen, o varken anlamlıdır, değerlidir, yerinde bir boşluk bırakarak geçmişte kalmışsa onu artık bugüne iliştiremezsin; çabalarsan, gevşek bir teğel gibi sökülüp gider. Bunu söyleyip "Haklı olabilirsin" dedim, yazar arkadaşıma. Ama birkaç gün sonra, Ahmet Erhan'ın şiirindeki o dize, bu kez "Yok, tam da öyle değil aslında" dedirtti. Oyundaki gibi elbette kimse planlanmış bir şekilde geçmişimizi bugüne getirip bir bavul içinde önümüze koymaz; ama Ahmet Erhan'ın dizesindeki gibi bir yolağzında kendimize rastladığımızda, biz kendimiz zihnimizdeki bavulu açarız ve bakarız. Tıpkı bir oyunun içindeymişiz gibi, çarpıcı bir filmin karakteriymişiz gibi.

Charles Bukowski "Hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum. Replikleri biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok. Yine de çıkamıyoruz filmin içinden. Ve film kötü" der. Bu saptamayı kaç şiir, kaç kitap yazdıktan sonra söyledi bilmiyorum. Eğer o çarpıcı şiirlerinden birinin içinde geçen "senin sen olman/ asla bir daha olmayacak" dizesinden sonra yazdıysa, eminim bir yolağzında kendisine rastladığı zamandır.

Sait Faik Lüzumsuz Adam adlı öyküsünde "Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu. Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yaparlar?" diye sorar. Edebiyat tarihçilerinin işine karışmak gibi olmasın........

© T24