menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Herkes hayatı boyunca bir roman yazar

15 7
yesterday

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

18 Ocak 2026

Belki farkındasınızdır belki değil; herkes hayatı boyunca bir roman yazar. Farkında olmayışımız o romanın ömrümüzün içine sayfa sayfa dağılmış olmasındandır. Yaşadığımız her yerde birkaç görüntü, diyalog, birlikte ya da yan yana olduğumuz kişilerde birkaç cümle öylece kalmıştır. İnsan başkasının yazdığı romanlarda, başkasının çektiği filmlerde, başkasının bestelediği şarkılarda karşılaşınca hatırlar gibi olur. Örneğin okuduğu kitaplarda altını çizdiği satırlar vardır; o çizmek hatırlamadır aslında. Kendi yazmış gibi etkilenmiştir ve belleğine silinmeyen bir kalemle çizivermiştir o satırları. Artık onundur o sözcükler. Ya da okuduğu ve son sayfasına gelip iç geçirerek kapağını kapattığı ama bir türlü uzaklaşamadığı, kopamadığı romanları, öyküleri vardır insanın. Yıllar boyu, cümleleri, diyalogları, romanın kahramanlarını aklında tutar, günlük hayatın içinde onları görür gibi olur. O işte, yazıp unuttuğudur belki de! Örneğin, kendi adıma, Anayurt Oteli'nin Zebercet'ini Sivas'ta bir gece yarısı, eski bir otelin resepsiyonunda uyuklarken gördüğüme yemin edebilirim. Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Efendi'sini de resmi dairelerin kuytu köşelerindeki masalarda görmüşlüğüm vardır.

Çok yıllar önce okuduğum bir roman vardı. Kitabın erkek kahramanı masalsı bir roman yazıyordu ve âşık olduğu kadını yazdığıyla bütünleştirip her bölümü önce ona okuyordu. Ancak aralarında roman boyunca süren tuhaf ve anlaşılmaz bir mesafe vardı. Okurken, hadi ama artık, o saydam duvarı kaldırın aradan, sözcüklerle tuz buz edin diyesi geliyordu insanın. Yazar, okurun beklentisini anlamışçasına, romanın ortalarında kadınla erkeği soğuk bir kış akşamı karşılıklı oturtmuştu. Şarap içiyorlardı. Erkek, "Dün gece bir hayal kurdum, sen yine karşımdaydın, romandan bir bölüm yazıyordum, sana okudum, sen gelip bana sarıldın" diyordu. Kadın, adamın hayal yoluyla gerçekte bir arzusunu dile getirdiğini anlıyor ama yine de saydam duvarın ardından konuşmayı yeğleyerek "İyi böyle" diyordu. Ancak adam tek bir soruyla görünmez duvarı yıkmayı başarmıştı: "Emin misin?" Bu soru duygulu bir çağrıyı da içererek her şeyi değiştirmeye yetmişti. Kadın kararsız bir sesle "Emin değilim!" diye yanıtlamış ve sonra birden kalkıp adamın yanına gelerek sıkıca sarılmıştı... Bu diyaloğu hiç unutmadım. Belleğime derin bir çentik atarcasına yerleştirdiğim o sahne ve o soru ile yanıt yaşadı benimle. Ben yazmıştım belki o romanı! Yoksa........

© T24