menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Malzeme, hafıza, iz: CI Bloom 2026'da offgrid art project ve Otmar Uras'tan dört sanatçı

16 0
19.04.2026

CI Bloom her yıl biraz daha fazlasını vadediyor: Tanınmış sanatçıların eserlerinin ve Instagram’da iyi duracak bolca eserin yanı sıra, genç sanatçılara daha fazla alan açılıyor.

Bu yıl,  5. Edisyonda yer alan offgrid art project ve OTMAR URAS'ın ortak seçkisi tam da bu vaadin somutlaştığı yerlerden biri. LK-30 numaralı stantta dört sanatçı yan yana: Deniz Aktaş, Dilge Kutluoğlu, Leyla Borovalı, Yunus Aras. Biri kağıda yıkımı işliyor, biri seramiği inatçı bir özne gibi ele alıyor, biri masalsı ile rahatsız edici arasındaki o ince çizgide bilinçli oynuyor, diğeri ise malzeme ile atölyede rastlaşıyor.

Dört sanatçıyla, sergi açılmadan önce konuştuk. Kısa sohbetlerimizde malzemenin, hafızanın ve ritmin üretimi nasıl biçimlendirdiğine dair muhasebeye girdik.

DENİZ AKTAŞ

1987, Diyarbakır doğumlu Deniz Aktaş’ın işlerinde yaşadığımız her şeyi yüzümüze vuran bir sessizlik, bazen boşluk ve sertlik var. Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Plastik Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine devam eden sanatçı, mekanı, hafızayı, anı en iyi yansıtan isimlerden biri.

- Çizimlerinde en çok ‘sonrası’ var: yıkımın sonrası, terk edilmenin sonrası. Seni çeken şey hep izler mi?

İz, benim için bir sonuç değil, sürecin kendisi. İzleri, olup bitmiş bir şeyin donmuş kalıntıları olarak değil, hâlâ etkisini sürdüren bir oluş hâli olarak görüyorum. Bu nedenle resimlerimde zaman lineer ilerlemez; geçmiş, şimdi ve sonrasının iç içe geçtiği bir yapı kurulur.

Yokluk da burada bir varlık biçimine dönüşür. Terk edilmenin sonrası dediğimiz şey, aslında görünmeyenin ağırlığıdır. Bu da iz kavramını, eksiklik üzerinden var olma düşüncesine yaklaştırır. Sessizlik ise benim için güçlü bir anlatım aracı. Yıkım çoğunlukla gürültü, enkaz ve tahribatla ilişkilendirilir; oysa ben, o gürültü geçtikten sonra geriye kalan durgunluğa odaklanıyorum. Mekân da bu bağlamda bir hafıza taşıyıcısıdır. İşlerimde mekânlar yalnızca fiziksel yerler değil, yaşanmışlıkların izlerini barındıran katmanlı yapılardır. Duvarlar, yüzeyler ve boşluklar, birer hafıza alanı gibi işler. Beni sürükleyen izler; ancak bu izler geçmişe ait kalıntılar olmaktan ziyade, hâlâ konuşmaya devam eden ve zamana yayılan varlıklar.

- İnsan figürü neredeyse yok eserlerinde ama yaptıkları var. Hepimizin hayatı bir başkasının yaptıklarının etkisini yaşamak mı, o siyah beyazı renklerle kaplayamaz mıyız?

Karamsarlığı tamamen yok saymıyorum; çünkü bazen riskleri görmek ve temkinli olmak için gerekli. Ama her şeyi tek bir olumsuz ihtimale indirgemek de doğru gelmiyor. O yüzden hem zor ihtimalleri göz önünde bulundurmayı, hem de daha iyi olasılıklara alan bırakmayı tercih ediyorum. İnsan figürünün yokluğu aslında bir eksiklikten çok bir yer açma biçimi gibi düşünülebilir. Figür görünmez ama etkisi her yerde dolaşır; yüzeylerde, boşluklarda, izlerde. Bu yüzden “hepimiz başkalarının yaptıklarının etkisini mi yaşıyoruz?” sorusu, önemli. Çünkü her mekân bir öncekinin izini taşır, her durum bir öncekinden devralıyor. Ama bu, tamamen edilgen bir varoluş anlamına gelmez. İşlerimin dünyasında siyah-beyaz gibi görünen o atmosfer, aslında mutlak bir karanlık değil; daha çok askıda kalmış bir durum. Tamamlanmamış, kapanmamış, hâlâ değişebilir bir alan. Bu yüzden o “renklerle kaplamak” meselesi, dışarıdan getirilen bir müdahaleden çok, zaten orada potansiyel olarak bulunan bir ihtimal gibi düşünülebiliriz. Başkalarının bıraktığı izlerin içinde yaşıyoruz. Ama o izler sabit değil. Onlarla ne yaptığımız, onları nasıl taşıdığımız ya da dönüştürdüğümüz hâlâ bize ait. Yani o siyah-beyaz alan tamamen kapatılamaz belki ama içine sızan, yavaşça yayılan renkler mümkün. Ve belki de tam olarak o geçiş hâli…

- Adını bienaller ve sanat fuarlarında sıkça  görüyoruz. Bunlar sence sanatçıyı görünür kılan alanlar mı sence ve üretimini nasıl etkiliyor?

Bienaller, Kurumlar ve sanat fuarları gibi oluşumlar kuşkusuz sanatçıyı görünür kılan, işlerini daha geniş bir bağlama taşıyan alanlar. Bu anlamda önemli bir dolaşım ve karşılaşma imkânı yaratıyorlar. Ama aynı zamanda belirli takvimlere, temalara ve beklentilere bağlı yapılar oldukları için, üretimi ister istemez bir ritme sokuyorlar. Bu ritim bazen hızlandırıcı olabiliyor. Belirli bir süre içinde iş üretmek, kararları........

© T24