menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kubilay Aka ve Aslı İnandık: Ailedeki problemler çözülmüyor, başa çıkmayı öğreniyorsun

17 0
previous day

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

11 Ocak 2026

Yazılı podcast, episode 3

Konuklar: Aslı İnandık ve Kubilay Aka

Konu: Aile ilişkileri

Fotoğraflar: Fatih Metin Demirkol

Bir tarafta oyunculuğuna, ötesinde duruşuna, fikirlerini ve hayata bakışını yansıtma tarzına çok büyük hayran olduğum bir oyuncu Kubilay Aka, diğer tarafta gördüğüm anda enerjimi yükselten, yaptığı her işe kendini katan çok yetenekli Aslı İnandık. Bu ikili abla-kardeş rolüyle bir araya gelince neler olmaz ki? İşte fazla çok şey oluyor… Bir aile masasında Şenay Gürler’in tüm güzelliği ile kontrolcü bir anneyi, Şerif Erol’un tüm yeteneği ile muhtemelen demans başlangıcındaki babayı canlandırdığı, Şükran Ovalı’nın sevgilisinden yaşça büyük, ekonomik olarak düşük bir kız arkadaşı canlandırdığı ve Eray Karadeniz’in 2 farklı rolle sahneyi değiştirdiği bir oyun bu. Herkes birbiri ile farklı çatışmalar içinde ve herkesin alnından terler akıyor… O ilişki gerilimlerini bilmeyen var mı aranızda? İşte Hikmet Hükümenoğlu’nun kaleme aldığı, Mert Öner’in yönettiği ve Luz Creative yapımı olan Fora, hepimizin yaşadığı ya da duyduğu, gördüğü yemek masalarını sahneye taşıyor. Hal böyle olunca en derin aile travmalarımızı sohbet masasına yatırdık birlikte.

- Fora oyununu izlediğimde ikinizin uyumuna bayıldım. Siz oyunun metnini ilk okuduğunuzda ne düşünmüştünüz?

Aslı İnandık: Nisan (Ceren Özerten) aradı. “Sana bir oyun göndereceğim” dedi. Bir hafta içinde okudum ve metni çok sevdim. Hikmet'in romanlarını da biliyordum ve seviyordum zaten. Takip ettiğim bir yazardı. Yani oyun çok tatlı bir kez. O yüzleşmenin böyle bir masa etrafında olup bitmesi -ama aslında bitmemesi- ve hiçbir şeyin çözümlenmeden her şeyin o masada yarım kalan yemekler gibi kalması çok hoşuma gitti. Hem de eğlendirdi okurken. Biraz da istiyordum açıkçası Hamiyet sonrası başka bir oyun. Hamiyet travmatik bir şekilde bitti ve tiyatroyu öyle bir yerde bırakmak istemedim Üstüne isimler netleşmeye başladıkça da isimler ve Nisan'la yeniden çalışacak olmak çok heyecanlandırdı. Mert de çalışmayı istediğim bir yönetmendi… Hepsi bir araya geldi.

Kubilay Aka: Benim de aslında sürecim benzer şekilde işledi. Hücreler oyununda 20 - 25 dakika kadar sahnede kalıyordum. Başından sonuna sahnede kalacağım bir hikaye beni daha da mutlu edecekti sahne açısından. Çünkü ben de ufak ufak öğreniyorum sahnede olmayı, sahne tozu yutmayı. O yüzden seve seve kabul ettim. Hikayedeki çıkmaz da benim hoşuma gidiyor. Biz hala bu hikayenin sonunda bu aile arasındaki her şeyi halletti mi halletmedi mi bilmiyoruz, çoğu ailede olduğu gibi. Hepimize dokunan bir şeyler var içinde. O da beni çok mutlu etti. Okurken de oynarken de mutlu oluyorum böyle şeylerden.

- Bir ailede sorunların halledilebileceğine inanıyor musunuz?

K.A.: Bir arkadaşınla problemini halledebiliyorsun ama aileyle olan problemler öyle değil. Onlarla büyüdüğün için ister istemez sen böyle birisin. Ve onlar da öyle insanlar. Yani anneni babanı değiştirecek halin yok bu yaşından sonra...

A.İ.: Kendini değiştirebilirsin, kendini büyütebilirsin, kendini biraz iyileştirebilirsin.

K.A.: O da işte yani problemi çözmek olmuyor, problemi idare etmeyi öğreniyorsun bir şekilde.

A.İ.: Sen daha az etkilenmeyi öğreniyorsun.

K.A.: Ailedeki problemlerin çözülebileceğini ben de düşünmüyorum. Oyundaki çıkmaz durumu hoşuma gidiyor. Buradaki çiftimiz de problemi çözemiyor. Tekerrür ediyor, bir daha başa dönecek, bir daha başa dönecek, bir daha başa dönecek gibi…

- Oyunun çıkışında seyircilerin arasında dolaştım, 18-20 yaşlarında erkeklerin olduğu bir grup çok heyecanlıydı. “Abi çok gerçek” diyorlardi. O çok hoşuma gitti. Sinema yine biraz daha gerçek hissi veriyor ama dizide o iletişimi kurmak zor. Tiyatrodaki o izleyiciyle bire bir aynı duyguyu o anda yaşama hissi sizin için nasıl bir deneyim?

A.İ.: Ya aile o kadar karmaşık bir şey ki Kubilay'ın da söylediği gibi… Bir süredir zaten benim üstüne çok düşündüğüm, terapide defalarca kez masaya yatırdığım, annemle yüzleştiğim, yüzleşmelere doyamadığım, babamı bir daha alıp bir daha onunla yüzleştiğim bir konu... Böyle bir süreç ve 36 yaşındayım hala annemle babamla kavgam bitmedi. Sevdam da bitmedi. Ama bir çoğumuz için de öyle. Aslında 18 yaşındaki çocuğun heyecanı da oradan geliyor. Yani onun muhtemelen daha yeni bunları sorgulamaya başladığı dönem. Bizim ergenliğimizde bu kadar böyle terapide bunları konuşmak, işte çocukluğuna inmek, anneyi babayı irdelemek, büyüme şartlarını irdelemek filan yoktu. Ya da bilmiyorum bana denk gelmedi en azından… Yani terapiyle büyümedim, keşke büyüseydim. Ancak biz şimdi böyle biraz geç ergenlik yaşıyoruz. Hatta neredeyse orta yaş bunalımına dönüyor çoğumuz için bu. Ama şimdiki nesil çok daha bilinçli. Sosyal medyada okuyorlar, kitaplarda okuyorlar, zaten her yerde duyuyorlar. Psikologlara gidiyorlar, pedagoglara gidiyorlar. Yani daha bununla iç içeler, daha yüzleşerek büyüyorlar.

K.A.: Bir de şimdiki nesil annesiyle babasıyla istediğini konuşabiliyor. Ben özellikle babamla bir şey konuşana kadar “acaba doğru mu, saygısızlık etmeyeyim” diye düşünürken, kendi içimde zaten kayboluyordum. Böyle her şeyi lak lak konuşamıyorduk.

A.İ.: Bizde daha “ayıp olacak” ve “aman karşı tarafı üzmeyeyim”, “aman yan komşuyu kızdırmayayım”, “ben kendi içime alırım, ben çekerim onun acısını” gibi bir anlayış varken şimdiki neslin benlik duyguları daha gelişmiş durumda. Daha kişisel gelişime önem veriyorlar. Aileler de keza öyle. İyi de bir şey bu. Genç izleyicinin heyecanı oradan geliyor. Tabii bizim için de oynarken aynı duygular var. Ben mesela Şenay’la anne-kız sahnemde ya da babamı yakın zamanda kaybettim, baba-kız sahnemde her seferinde aynı şekilde gözlerim doluyor.

K.A.: İlk oyunu oynadık, ikinci oyunu oynayacağız. Kulise gittim dedim ki “Ben yeni anladım Şerif abi ne oynadığımızı”... Çünkü akşama kadar gittim sorgulamaya başladım. Dedim ki, ya ben bunları yapıyor muyum acaba? Ben bunları eksik mi yapıyorum? Ya fazla yaptığım şeyler var mı? O alma - verme dengesi kafamda en sorguladığım şey oldu. Şimdi bizim ailemizde mesela gerçekten annem biraz bencidir, babam da birazcık kardeşimcidir. Tam o erkek çocuğuyla, annenin, kız çocuğuyla babanın anlaşma durumu bizim ailemizde net bir şekilde var. Ve mesela kız kardeşim izledi, Aslı’nın “A benden nefret ediyor ya” repliğinde, orada kötü olmuş hakikaten. Ona dokunmuş orası. Baktığında benim kız kardeşim 2002'li ve bu oyunda gerçekten parçalar bulabilmiş. “Aslında hangimiz ailemizle problemimizi çözebiliyoruz” kısmına geliyor yine… Çözemiyoruz, bu böyle bir gerçek. İnsanlar oyuna gelse ve hiçbir şey bulamasa ve gerçek bir şeye dokunmuyor olsak üzülürdüm açıkçası sahnede. O yüzden mutluyum ya galiba şu an. Yani Fora'dan çok mutluyum.

- Şerif Bey'den bahsetmişken, daha önce tiyatroyu çok fazla deneyimlememiş oyuncular için, tiyatro gerçek bir oyunculuk okulu oluyor, sanki. Şerif Bey'le belki dizide ya da sinemada bir araya gelmiş olabilirsiniz ama aynı şekilde bir iletişim olmuyor ve ama tiyatroda sen onun ekolünü öğrenmiş oluyorsun bir şekilde…

K.A.: Sahne biraz da birbirine sırtını yaslama yeri. Şerif Abi’ye sırtımı yaslarken ben çok güvende hissediyorum. Üzmeden, dökmeden, çok güzel söylüyor her şeyi. Neyi söyleyeceğini de çok iyi biliyor. Nasıl söyleyeceğini de çok iyi biliyor. Ve gerçekten çok rahat ediyoruz Şerif Abi’yle. Şenay'la da çok iyi bir usta sahnede.

A.İ. Ben geç giriyorum birazcık oyuna, Şerif Abi’yi izliyorum arkadayken. Boşu yok. Bir an kafası dağılır insanın... Laf onda değildir, uzun süre konuşmayacaktır, dağılır insan... Yok, o kadar bütün benliğiyle orada ki, inanılmaz! Hakikaten Şenay'dan da Şerif'ten de çok fazla şey öğreniyoruz. Birlikte çalıştığımız herkesten öğreniyoruz bu arada. Yaş, deneyim elbette çok önemli ama yeri geliyor ben Kubilay'la oynarken de aslında o kadar tecrübemiz olmamasına da rağmen birbirimizden de çok fazla şey öğrenebiliyoruz. Sahne, galiba öyle bir şey. Dizilerde o kadar fazla vaktimiz olmuyor bir şeyleri kurcalamaya, bir şeylerin içini deşmeye. Eminim hepimizin başımıza gelmiştir, bir sene biriyle dizi yaparsın ama bu kadar yakın olmazsın. Burada başka bir güven oluşuyor. Hatta mesela bir sahnemiz var, Kubilay beni tutuyor, “Sert tutsana” dedim geçen gün. “Bir şey olacak diye çekiniyorsun, sert tut.” Benim ona hissettiğim şey o, güveniyorum. Artık bir oyuncu arkadaşım gibi bakmıyorum da gerçekten kardeş oluyorsun. Şerif'e dokunurken, sarılırken gerçekten baba kız gibi hissediyorum. Öyle........

© T24