10 yılda ne izledik?

Ocak 2016. Netflix, Amerika’daki başarısından sonra 130 ülkeye aynı anda girdi ve Türkiye de bu listede yerini aldı. O gece kaç kişi diziler arasında kayboldu, kaç kişi “Hâlâ izliyor musun?” mesajı aldı bilinmez; ama o tarihten bu yana Türkiye'deki (ve dünyadaki) izleme alışkanlıklarının, dizi üretiminin, kalite algısının, dizilere bakış açısının, reklam, basınla ve influencerlarla ilişki ve tanıtım sistemlerinin ve hatta sektördeki güç dengelerinin köklü biçimde değiştiği kesin.

Netflix Türkiye’ye gireli on yıl oldu. Abonelik rakamları çoğaldı, yerli orijinaller uluslararası listelere girdi, RTÜK yeni düzenlemelere girdi, bir dizi gay karakteri yüzünden çekimi durduruldu, bir başka dizi Türkiye’ye aynı tuttu, bir başka dizi ülkenin daha önce neredeyse ekrana hiç yansımayan tarihini hepimizi kendine aşık ederek anlattı, bir başkası hayatımıza yepyeni ve çok yetenekli oyuncular kazandırdı. Evet Netflix, tüm dünyadaki dizi ve sinema sektörünü geri dönülemez şekilde değiştirdi, dizileri sinemanın rakibi yaptı, bir DVD kiralama servisinden dünyanın kültürünü tamamen alt üst eden, yeni alışkanlıklar, yeni deyimler, yeni espriler, yeni kahramanlar, yeni bakış açıları ve hatta yeni fırsatlar doğuran bir platforma dönüştü. Bunların hiçbirini yadsıyamayız. Ama COVID pandemisinde evden çıkamadığımız dönem adeta Netflix için altın tabakla sunulan bir fırsat oldu ve biz sinemaseverleri salonlardan fena halde uzaklaştırdı ve kabul etsek de etmesek de sinema salonlarını ciddi bir kayba uğrattı bu durum.

Türkiye’de ise değişime korkunç bir direniş göstermemize ve yerimizde saymamız için her türlü düzenlemeler yapılmasına rağmen izleyiciler olarak farkında olmasak bile değiştik. Netflix gelmeden önce Türk televizyonu belli kalıplara sıkışmıştı. Haftalık, iki saate yaklaşan, reklam aralıklarıyla parçalanan bölümler; reytinge göre uzayan ya da aniden kesilen hikâyeler; RTÜK'ün makas tuttuğu sahneler; kıl payı geçilen sansür sınırları. Bir dizi tutarsa yüz bölümü geçebilirdi rahatlıkla. Tüm bu koşullar içinde kaliteli bir anlatı inşa etmek, mimari açıdan mümkünsüz gibiydi.

Araştırmacı Aslı Ildır'ın 2024 yılında Media, Culture & Society dergisinde yayımlanan kapsamlı çalışması "Streaming and the 'Netflix Effect' in Turkey", bu çıkmaz sokağı net biçimde ortaya koyuyor: 2010'ların başında Türk izleyiciler arasındaki hoşnutsuzluk giderek artmıştı. benzer ve kalıplaşmış hikâyeler, katı sansür ve uzun, yavaş tempolu dizilerle uzayan reklam aralarından bunalan seyirci için alternatif neredeyse yoktu. Torrent kullanıcıları yurt dışı içeriklerine artık erişmeye başlamıştı ama bu yaygın bir pratik değildi; internet altyapısı da henüz buna hazır değildi. Netflix tam bu dönemde, hasat için ekilmeye hazır bir toprağa geldi.

Başlangıçta platform, Türkçe dublaj ve altyazı konusunda çok da tatmin edici değildi. Bir de “streaming servisine abonelik ücreti ödeme” kültürü olmadığı için, dünyaya adapte olan, hızlı hareket eden kesimler hariç kolay benimsenmedi. 2017'de platform Türkiye'de yalnızca 117.000 aboneye sahipti. Ama yerelleşme sratejisi güçlenince durum hızla değişti. Türkçe içerik genişledi, arayüz lokalleşti. 2019'da abone sayısı yaklaşık 397.000'e, 2020'de 606.000'e ulaştı. 2021'e gelindiğinde Netflix Türkiye üye sayısı 1,5 milyonu aşmıştı. 2024 sonu itibarıyla ise global bazda 301,6 milyon aboneye ulaşan Netflix'in, Türkiye’yi de kapsayan EMEA bölgesi, platformun en büyük pazar dilimini oluşturuyor: Abonelik sayısı 101 milyonun üzerinde. (Rakamsal kaynaklar: https://www.researchgate.net/publication/350152364_Netflix_Turkey_Dossier  ve https://evoca.tv/netflix-user-statistics/ )

17 Nisan’da Netflix CEO’su Ted Sarandos’un yaptığı “ilk çeyrek” açıklamalarına göre bu yıl öngörülen Netflix net kârı, 11-13 milyar dolar bandında. Geçen sene “daha ucuz ama reklamlı abonelik” seçeneği de sunan platformun bu yıl reklamlardan beklediği gelir ise 3 milyar dolar ki bu geçen senenin iki katı demek. Yine de Ted Sarandos, Netflix’in globalde geleneksel televizyona oranla küçük kaldığını belirtti: “Bu kadar hızlı değişen bir sektörde ve bu kadar fazla seçenek varken, hedefimiz net: “olmazsa olmaz” bir servis olmak. İnsanların eğlence için ilk gittiği ve en son vazgeçtiği yer.

2007’de streaming’e başladığımızdan beri uzun bir yol katettik. Bugün neredeyse 1 milyar kişiye yaklaşan bir izleyici kitlesine hitap ediyoruz. Ama hâlâ düşündüğümüzden küçüğüz: global TV izlenme payının yalnızca yaklaşık %5’ini oluşturuyoruz.”

Bu durumun çok da uzun süreceğini düşünmek mümkün değil çünkü platformlar artık canlı yayınlara girmeye de başladılar. Netflix’in bu sene podcast ve oyun sektörüne girmesi gibi daha da fazla alanda yer alıyorlar. Ama daha önemlisi, Netflix tüm dünyada yerel platformların da doğmasını sağladı, kendi rakiplerini yarattı. Sonradan HBOMax’e satılan Doğan Grubu'nun BluTV'si ve Doğuş Grubu'nun PuhuTV'si bu dalganın içinde doğdu ve kısa sürede kendi özgün içeriklerini geliştirmeye başladı. BluTV 2017'de Masum ile, PuhuTV ise aynı yıl Fi ile çıktı ve Türkiye dizi sektörüne kült yapımlar kazandırdılar. Türkiye'deki streaming çağı birbirini tetikleyen bir dalgayla açıldı ama her platform aynı başarıyı ve istikrarı sağlayamadı elbette. Blu TV’nin HBO Max’e satılması ise son senelerde streaming platformlarındaki en büyük hareketlenmeyi yarattı ve HBOMax, 1. senesine girmişken (Daha nice yıllar HBOMax) hem Feride gibi animasyona yatırım yapması hem de Prens gibi kara komedi içerikleri barındırması, İlk ve Son, Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç gibi yapımların kanalı olması ile sektördeki dengeleri çok ciddi şekilde oynattı ve izleyicinin beklentisini çok yükseklere çıkardı. Aynı zamanda tüm dünyada streaming platformlarında üstünlüğü olan Netflix’e Türkiye özelinde çok sıkı bir rakip oldu.........

© T24