Yapay zekâ ve Harari’nin gelecek öngörüleri

İnsanlık tarihinin en kritik eşiklerinden birinde yaşıyor olabiliriz. Sanayi devrimi insanın kas gücünü aşan makineler yaratmıştı. Bilgi devrimi ise dünyanın dört bir yanındaki insanları tek bir ağ içinde birleştirdi. Şimdi ise çok daha farklı bir dönemin eşiğindeyiz: İnsanlık ilk kez, kendi zihinsel kapasitesini aşabilecek bir sistem yaratıyor. İşte bu nedenle yapay zekâ yalnızca yeni bir teknoloji değil, insanlık tarihinin yönünü değiştirebilecek bir güç olarak görülüyor.

Bu platformda en son, 7 Aralık 2025’te başlayıp 4 Ocak 2026’da biten, yapay zekâ ve ajanlarıyla ilgili mini bir yazı dizisi hazırlamıştım. Yapay zekâ ajanları konusu beni çok heyecanlandırdığından yazmaya biraz ara verip daha detaylı araştırma yapmaya karar verdim.

Bugün yaşadığımız dönüşüm, yalnızca yeni bir teknolojinin ortaya çıkması değildir. Tarihte ilk kez insanlık, kendi bilişsel kapasitesine rakip olabilecek bir sistem yaratmış durumdadır. Buhar makinesi insanın kas gücünü, elektrik üretimi insanın fiziksel üretim kapasitesini artırmıştı. Yapay zekâ ise doğrudan insanın zihinsel faaliyetlerini hedef alıyor. Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönem, sadece teknolojik değil, aynı zamanda medeniyet ölçeğinde bir kırılma anlamına geliyor.

Yapay zekâ ve ajanları, özellikle de robot dünyasındaki gelişmelerin baş döndürücü bir hızla ilerlediğini gördüm. Daha geçen yıl, önümüzdeki 10–15 yıl içinde gerçekleşmesi muhtemel diye düşündüğüm teknolojik gelişmelerin hızla hayata geçtiğini gördüm ve ürktüm.

Geçen ay içinde ünlü tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin bir konferansına katıldım. Harari’nin de gelecekle ilgili aynı kaygıları taşıdığını fark ettim. Harari’nin geleceğe ilişkin kaygıları özetle şunlardı:

“Bugüne kadar gelişim ve değişimin gücünü insan elinde tutuyordu. Ancak bu gücü kaybediyoruz; güç yapay zekânın eline geçiyor. Dünyanın nereye gideceğini öngöremiyoruz. Bizi nasıl bir gelecek beklediğini, gelecekte hangi insani becerilerin öne çıkacağını bilmiyoruz…”

Harari’ye göre insanlığın bugüne kadarki en büyük gücü, hikâyeler yaratabilme yeteneğiydi. Dinler, ideolojiler, ulus devletler, hatta para sistemi bile insanların ortak olarak inandıkları anlatılar sayesinde var oldu. Ancak yapay zekâ ilk kez bu hikâyeleri üretme ve yönlendirme kapasitesine sahip bir teknoloji olarak ortaya çıkıyor. Eğer bir teknoloji insanların hangi bilgilere inanacağını, hangi duyguları hissedeceğini ve hangi kararları vereceğini etkileyebiliyorsa, bu artık yalnızca bir araç değil, toplumsal gerçekliği şekillendiren bir aktör haline gelir.

Harari’nin korkularının temelinde yapay zekânın kendisi değil, benim de son........

© T24