Tehlikeli suda yelken açmak: CHP ve devlet |
Devlet Bahçeli’nin geçen hafta yaptığı açıklamalar hayli karmaşık bir dönemin bazı kodlarını vermesi açısından çok ilginçti. 1999 yılından bu yana devleti neredeyse yöneten ve siyasette istediği her şeyin gerçekleştiği bu parti son dönemde benim çeşitli nedenlerle ‘Kürt açılımı’ dediğim hareketin başlamasında da etkin oldu. Niye öyle bir gelişme yaşandı, o hamleyi doğuran amiller nelerdi sorusunun cevabını ilerideki bir tarihte herhalde daha berrak şekilde alacağız ama gelişmelerin MHP daha doğrusu ondan epeyce ayrışmış Bahçeli’nin kontrolünde ilerlediği şimdilik göze çarpan en önemli unsur.
O çerçeve içinde Bahçeli iki şey söyledi. Birincisi, CHP’nin konumu ve bundan sonra izleyeceği politikalarla ilgili. İkincisi, Öcalan’ın ‘statüsü’. Bu iki açıklamanın tam da şu sıralarda yapılması hiçbir şeyin tesadüfi olmadığını bize gösteriyor.
Siyasi dille ifade ettiği görüşlerini tercüme edersek Bahçeli, CHP’nin mevcut oluşumu desteklemesi halinde ‘butlan’ tehlikesini aşacağını söylüyor. Çok ustaca ifade edilen bu düşünce herhalde çok önemli ve belli bir anlayışı ve politikayı yansıtıyor. Tabii, söylediklerinin tersinden, mefhumu-u muhalifiyle ne anlama geldiğini anmak ve düşünmek istemiyoruz.
Bahçeli’nin açıklamasında henüz üstünde durulmamış ve dikkat çekmeyen, çok önemli bir saptama var. Bahçeli, CHP’nin tarihsel varlığına ve devletle olan ilişkisine atıfta bulunuyor ki, beni asıl ilgilendiren yanı meselenin odur. Bahçeli, CHP’nin devletle zıtlaşmayacağını, o halin CHP’nin tarihselliğine ters düşeceğini ima ediyor.
Gerçekten de CHP 1992 yılında yeniden açıldığında iş başına gelen Deniz Baykal (ve bir dönem onun Genel Sekreterliğini yapan, sonradan AKP’den Kültür Bakanı olan Ertuğrul Günay) ‘yeni’ CHP’yi, tam bir 1930’lar nostaljisiyle iç içe geçirmiş ve Atatürk’ü göğsünde CHP’nin Altı Ok amblemiyle birlikte gösteren (1933 yılında çekilmiş) fotoğrafını dağa taşa yaymıştı. O arada bir slogan bulundu: ‘devleti kuran parti’.
O güne değin CHP hiçbir döneminde böyle bir slogan kullanmamıştı. Kullanmadığı gibi 1972’de CHP Genel Başkanı olan, öncesinde Genel Sekreter (1966-1971) titriyle Ortanın Solu politikalarını savunan Bülent Ecevit partisinin tarihini ısrarla eleştirmekte, onu devlet partisinden gerçek manada bir halk partisine dönüştürmeyi temel misyonu olarak yazıp, ifade edip, savunmaktaydı. Üstelik, Baykal da Günay da partinin o döneminde parlamış, o siyasetlerin geliştirilmesine katkıda bulunmuş isimlerdi.
Ecevit, şimdi yayına hazırladığımız, o dönemde yazdığı makalelerinde Kemal Tahir, İdris Küçükömer, kısmen Sencer Divitçioğlu, Şerif Mardin, Turan Güneş, şimdi artık hiç anımsanıp anılmayan Mehmet Ali Aybar gibi isimlerden etkilenerek CHP’nin ‘merkez’ partisi olduğunu, yine bendenizin Tarihsel Blok dediği ‘ordu-bürokrasi-aydınlar’ ittifakı tarafından kurulduğunu, oysa halkçılık ilkesinden hareketle partinin ‘çevre’ye açılması gerektiğini savunuyordu. İsmail Cem de o dönemde aynı görüşleri benimsemişti ve kitaplarıyla yaygınlaştırmaya çalışıyordu.
Geçerken belirteyim, şimdi bambaşka yerlere oturtulan Doğan Avcıoğlu ise önce YÖN dergisinde daha sonra bilhassa Devrim gazetesinde Tarihsel Blokun önemini savunuyor, Kemalist Devrimlerin yarım kaldığını, ancak o blokun ( ‘zinde........