CHP’de olanlar ve tarihsel momentum |
Önce genel bir değerlendirme...
CHP hakkında verilen kararın daha fazla tartışılacak bir yanı yok. Siyaset hakkında verilen her hukuki karar sorunludur. Sadece teknik meselelere dayandırılamaz. Siyaset hakkındaki hukuk kararı kamusal bir edimdir ve her kamusal edim ortak/maşeri vicdana dayanır. Ona dönük her müdahale vicdanı yaralar. Bir kere bunu unutmamak gerekir.
Öte yanda jüristokrasi diye bir kavram var. Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yargı bağımsızdır. Bilinmeyen şu ki, yargının bağımsızlığı mutlaktır. Çünkü yasama ve yürütme farklı yapılarda/modellerde olabilir. Birbirine çeşitli şekillerde etkiyebilir. Yargı ise tek başınadır ve her türlü üst müdahaleden uzaktır, uzak kalmalıdır. Fakat yargı, bırakın müdahale edilmesini ve kararını o baskıyla vermesini, o zaten faciadır, bağımsızlığını bir tahakküm aracı olarak kullanıyorsa ortada yine çok ciddi bir sorun bulunuyor demektir. Jüristokrasi odur.
Nasıl daha önce parti kapatma kararlarına karşı çıkıldıysa şimdi de bu karara o yönden karşı çıkmak gerekir. Karar, karardır. Uygulanması açısından başka bir şey söylenemez. Ama bir de o maşeri vicdan var. Bir hukuk kararının o vicdanda da makes/karşılık bulması gerekir. O onayı almayan karar Yargıtay’dan, Danıştay’dan değilse de ‘hakkın divandan’ döner. Siyaset söz konusuysa hak halk demektir.
Böyle bir kararın, bunca önemli bir sonucun kendiliğinden doğması dünyanın hiçbir yerinde mümkün değildir. Mümkün olmadığını bizzat Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından anlıyoruz. Bahçeli, karar ortaya gelince hiç zaman yitirmeden Kılıçdaroğlu’nun partiyi iptal edilen kurultaya taşıyıp feragat etmesi gerektiğini belirtti. Çok önemli, dikkatle irdelenmesi gereken bir öneridir bu. Bahçeli’nin bu sözünü, daha geniş kapsamlı bir oluşumun en ciddi parçası olarak değerlendirmekte yarar var.
Bahçeli’nin sözlerindeki önemi şu açıdan ele almalı: Türkiye’nin bugün en büyük meselesi benim ısrarla ‘Kürt Sorunu’ dediğim ‘Terörsüz Türkiye’ diye adlandırılan oluşumdur. Kimilerine göre, Özel’in ve mevcut CHP yönetiminin bu konulardaki çekincesi, Kılıçdaroğlu’yla aşılacaktır. Eğer öyleyse, sürecin tamamlanması için Öcalan’a siyasal statü verilmesini isteyecek ölçüde ileri giden Bahçeli, neden ‘sınıf arkadaşı’ Kılıçdaroğlu’nun görevden feragatını istiyor?
Acaba sebep, benim ayrı bir yazıda ele almak istediğim, siyasal bilim literatürüne mütevazı bir katkım olan ‘3. Parti gerçeği’ olabilir mi? Türkiye’de çok uzun bir dönem üç parti sistemi işledi. O üçüncü parti en güçlü oyun kurucu oldu. Üçüncü parti 1999’dan bu yana MHP’dir. Parlamento yeniden parçalı ve dağınık bir yapıya dönüşüyor. Çok büyük olasılıkla önümüzdeki dönemde DEM, üçüncü parti olarak, tıpkı MHP’nin son 25 yıldaki gücüne erişecek ve dışına itilemeyecek bir güç kazanacak. Bu öneriler muhtemelen öyle bir gelişmeyle irtibatlıdır.
***
Şimdi gelelim özel durumlara...
Ortada bir gerçek var, Kılıçdaroğlu ekibi de onu kabul ediyor. CHP, eski bir tabirle söyleyeyim, son kertede devlettir. Bu saptamam hiçbir değer yargısı içermiyor. Tarihsel birikime işaret ediyorum. Şimdi düşünelim, bütün partiler kapatıldı 1980 darbesinden sonra ve sadece CHP açıldı. Bu yeteri kadar bir işaret değil mi? Açılan CHP’nin başına Baykal geldi, CHP de çok uzun süre ‘müesses nizamın’ partisi olarak devam etti. 28 Şubat Baykal için can simidi olmuştu. O çizgiyi hiç bırakmadı. Şimdi o devletçi çizgi/tutum, ne dersek diyelim, bir kere daha devreye giriyor. Kılıçdaroğlu partinin başına taşınıyor.........